Hayrettin Hoca'dan serzeniş!

Hayrettin Karaman'dan dikkat çeken bir yazı! Talim Terbiye Kurulu başkanının görevden alınarak yerine atanan isim arasında kıyas yapan Karaman: "İşte bu olmadı!" dedi.

Hayrettin Hoca'dan serzeniş!

İlahiyatçı Hayrettin Karaman, bugünkü köşesinde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a seslenerek, Talim Terbiye Kurulu’ndaki başkan değişimini naif bir dille eleştirdi. “İşte bu olmadı” diyen Karaman, yeni başkan Burhanettin Dönmez’in din eğitimi ve cami inşası hakkındaki sözleriyle ile görevden alınan Alpaslan Durmuş’un açıklamalarını yayınladı.

Karaman’ın Yeni Şafak’taki yazısı şu şekilde:

Sayın milli eğitim bakanı hakkında hiçbir ivazım garazım yok, kendisini tanımam, aksi sabit olmadıkça hakkında iyi zan beslerim, nitekim fulbright konusu gündeme geldiğinde onun açıklamasına da yer vererek iddiaların abartılı olduğunu, milli eğitimim ABD’ye tesliminin söz konusu olmadığını yazmıştım.

Geçen Pazar günü çıkan “Başarı Notu” başlıklı yazımda sayın bakanın talim terbiyede yapmak istediği bazı değişiklerle ilgili kötü haberler geldiğine işaret etmiştim, son zamanlarda diğer bir kısım tasarruflarıyla ilgili olarak bizim camiada yoğun bir şikayet ve dertlenme de vaki idi. Derken talim terbiye kurulu başkanını görevden aldığı haberi geldi; koca bakan, elbette kiminle çalışacağına karar verme hakkına sahiptir, ama bizi ilgilendiren husus kimi görevden aldığı ve yerine kimi getirdiği konusudur.

Önce göreve getirdiği sayın Burhanettin Dönmez’in üç tiwitine bakalım:

“Din öğretmeni yetmedi ilahiyat fakültesi öğrencilerine öğrenimleri sırasında öğretmenlik için formasyon alma hakkı tanındı.”

“YÖK kendini aşmış, geriye doğru büyük bir adım. Bir adımda kırk yıl geriye gidiş. Ben değişim buna derim.”

Malatya’nın rektörü hakkında:

“Maalesef rektörlükle soytarılığın birbirinden ayrı işler olduğunu bilmeyen rektörlerin sayısı hızla artıyor! Bizdeki de rektör olur olmaz hacca gitti, bıyık bıraktı, camiyi yıktırdı daha büyüğünü yaptırıyor. Rektör değerlendirme kriterlerinin acilen değişmesi gerekiyor!”

Şimdi de görevden aldığı sayın Alpaslan Durmuş’un ne yaptıklarını görelim:

İçinde bulunduğum bir WhatsApp grubunda sayın Alpaslan Durmuş için, itimad ettiğim şahısların güzel tanıklıkları oldu; işte bunlardan biri:

“…Özellikle dinimizi doğru anlatma, İmam Hatip müfredatının hazırlanmasında, Din Kültüründe dinin özüne dönülmesinde, evrim felsefesinin biyolojiden çıkarılmasında, tarih kitaplarındaki ideolojik konular üzerinden Müslümanlara küfredilmesini engellemekte, Müslüman şair ve yazarların Edebiyat kitaplarına dercedilmesinde, hayatın bir realitesi olan tesettürlü görsellerin kitaplarda yerini almasında, tartışmalı konulara Din Kültürü kitaplarında yer verilmemesinde, okul öncesine seçmeli Kur’an-ı Kerim ve Arapça derslerinin koyulmasında, FETÖ kaynaklarının ve yazarlarının kitaplardan çıkarılmasında... ve daha birçok hayati konuda görevini hakkıyla yapmıştır. Şahitlik ederim…”

Alparslan Bey bu tanıklıklara teşekkür mahiyetindeki mesajında diyor ki:

“…Dün gerek bu grupta, farklı WhatsApp gruplarında ve sosyal medyada ve gerekse ferden ferda arayan, mesaj gönderen arkadaşlarımdan kardeşlerimden duyduğum/okuduğum mesajlarda hep ‘iyi bilirdik’ mealinde şahitlikler gördüm; bu hâl üzere gitmiş olsaydık Rabbimize arz edeceğimiz ne güzel birikimlerimiz olmuş, hamdolsun! Allah bu şehadetlere ve müzaheretlere mazhar olan bizi, şahitlerimizi ve bütün mümin kardeşlerimi istikamet üzere daim kılsın, hüsnühatime nasip etsin, amellerimizi bereketlendirsin, dualarımızı ve birbirimize şahitliklerimizi kabul etsin.”

“Şimdi yükümüz daha ağır: Çünkü dost bî-vefâ değilmiş, hem-dert de çok imiş; hamdola, hamdler O’na... Ancak devran bî-sükûn, düşman kavî ve tâli’ ise zebûn; hâlâ... O hâlde birr ve takva için dost ve hemdert ile muavenet içinde yükümüzü taşımak, yükümlülüklerimizi üstlenmek, önümüzde uzanan yola odaklanıp devam etmek zorundayız. Yazıklanmakla elde edeceğimiz rahatlıktan, kendimize yönelmiş eleştirinin saflarımızı bölmesinden, elimizden kayıp giden imkân ve kudrete yas tutmaktan korunarak... Çünkü biz eğitimle uğraşanlar yaşamanın ‘berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmak’ anlamına geldiğini biliyoruz. Ve çocuklarımızın başına çorap örülüyor olduğuna göre, bunu yeni ortaöğretim sistemine baktıkça daha iyi fark ettiğimize göre mücadeleye devam edeceğiz. Mücadele var oldukça biz var olacağız, biz var oldukça mücadele de var olacak…”

İşte gelen ve işte giden!

Sevgili Reis’imize duyurulur!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Öğrendin mi ?
Öğrendin mi ? - 4 ay Önce

Onun bu tür işleri yapması için gorevlendirilmedi mi sayın namaz kıldırma memuru. Niye şikayet ediyorsun. Yazın baştan sona degirmen yıkılmış sen küçük çubuğuyla uğraşıyorsun. Zaten görevi iyiyi tasviye. Alayinizin işleri yanlış bunu ortebilmek adına yazılar ciziktirebilmek.

SIRADAKİ HABER

banner5