İmamoğlu'nun Haydarpaşa ısrarının asıl nedeni ne?

Akit yazarı Ali Karahasanoğlu, Hayarpaşa Garı ile ilgili tartışmalara ilişkin önemli bilgiler paylaştı.

İmamoğlu'nun Haydarpaşa ısrarının asıl nedeni ne?

Karahasanoğlu, İmamoğlu'nun Haydarpaşa ihalesi hakkındaki ısrarının nedenini açıkladı...

Süt işini daha çok konuşacağız.. Onu sonraya bırakıp, son günlerde revaçtaki bir tartışmaya, dün mahkeme kapısına getirilen Haydarpaşa Garı’nın TCDD Tarafından kiralanması işine geçelim..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu işe fazlasıyla abandı.. “İhaleyi biz alacağız” dedi.

Ama.. “Biz alacağız” ile olmuyor bu işler..

En önemli yapılması gereken, ihaleye girecek olanlardan fazla fiyat teklifi vermek.

Veriyor mu, Ekrem Bey? Hayır..

Rakibi “Aylık 300 Bin TL” verir iken..

Ekrem Bey “100 Bin TL” diyor..

Haliyle ihale yerine, avucunu yalıyor.

“Vay.. Sen misin, ihaleyi Ekrem’e vermeyen!”

Bre uyanık oğlum..

Sen, sahibi olduğun binaların girişlerindeki dev mağazaları..

Kiraya vermek istediğinde..

Bir firma 300 Bin TL verirken.. Diğeri 100 Bin TL teklif ederse.

Bırak düşünmeyi, 100 Bin TL teklif edeni, bir de sopa ile kovalarsın, “Benimle dalga mı geçiyorsun” diye.

Eeee?

Aynısını, TCDD’ye karşı, sen niye yapıyorsun?

Veya şöyle soralım..

Kendi mülkün olduğu zaman, yüksek fiyat verene kiralama yapıyorsun ama..

Belediye başkanlığın döneminde, belediyenin mülklerini düşük fiyat teklif eden dostlarına veriyordun da..

Ordan gelen alışkanlık ile mi, “Bize niye vermediler ki?” diye ortalığı birbirine katıyorsun?

Hem ne katma...

İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu’nu da kafakola almış.

Dün mahkeme önünde bitivermişler..

Ne imiş?

“İhaleye tekilf verirken, sorumluluk için ‘müştereken ve müteselsilen’ ifadesi yerine ‘birlikte ve ortaklaşa’ ifadesini yanlışlıkla kullanmışlar. İhale Komisyonu da bunu yetersiz teklif, sorumluluğu üstlenmeyen teklif olarak değerlendirip, İBB iştiraklerini devredışı bırakmış!”

Eee.. Ne var bunda?

Madem “ihaleye nasıl girilir, nasıl teklif verilir” bilmiyorsunuz..

Bari cehaletinizi ortaya dökmeyin..

Yoksa siz.. Belediyenin ihalelerini de, böyle mi dağıtıyorsunuz?

Üç tane çakal, belediyeden ihale alırken.. Sorumluluktan kaçınmak için.

“Müştereken ve müteselsilen” ifadesi yerine, “birlikte ve ortaklaşa” ifadesini kullanıyorlar..

Siz de bunu kabul mu ediyorsunuz?

Kabul edildiğinde ne mi olur?

İhale yarım bırakılırsa..

Tazminatı şirket sayısına bölerek alabilirsiniz.

Çakal müteahhitler, dört şirkete ortaklaşa teklif verdirirler.

Şirketlerden üçü çulsuz ise.. İhaleyi yarım bıraktıklarında..

Sadece sağlam şirket dörtte birini öder.. Dörtte üçünü tahsil edemezsiniz..

Ama.. “Müteselsilen” kelimesini teklifte kullanırsanız, ihaleyi veren kurum, dört şirketten alacağının tamamını, mükerreren olmamak kaydı ile tahsil edebilir. Kimi yakalarsa, alacağının tamamını ondan alabilir..

Bunu bilmeyen adamlar, şimdi 23.8 Milyar lira bütçeli İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni yönetmeye kalkıyorlar..

Veya..

Bir başka açıdan bakarsak.. Kadıköy’e belediye başkanı oluyorlar.

Kimi kastediyorum?

Kendisi de hukukçu imiş..

Şerdil Odabaşı..

Ekrem İmamoğlu’na destek için, o da mahkemenin kapısına gelip; açıklama yapmış: “Medeni Kanun yeni Türkçe ile yazıldı. Orada bile ortak ve birlikte kelimeleri vardır. Başka bir şey bulamadıkları için ihale dışı bırakmaları canımı acıttı.”

Birisi de çıkıp Şerdil Bey’e hatırlatmamış: “Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’dan sonra kabul edildi. Ama onda müteselsil sorumluluk kavramı duruyor. Ortaklaşa başka bir şey, müteselsil başka bir şey. Bunu bilmeyeni hukuktan değil, adalet meslek yüksek okulundan bile mezun etmezler. Sen nasıl mezun oldun acaba, kopya ile mi?”

Dahasını söyleyeyim..

“İhale konusu, Medeni Kanun’da değil, Borçlar Kanunu’nda düzenlenir!”

Daha başka bir söze gerek var mı?

İhalenin hangi kanunda düzenlendiğini bilmeyen belediye başkanları ile, İstanbullu 4.5 Yıl daha yönetilecek. Yönetilecek mi, çakallara soydurulması serüveni seyir mi edilecek, birlikte göreceğiz..

Bu da bir kenara..

Adamlar giremedikleri ihale için..

Önce ilgili kuruma itiraz, sonra reddedilirse İhale Kurumu’na şikayet.. O da reddolursa, ancak o dakikadan sonra idare mahkemesinde iptal davası açılacağından da habersizler..

Dün direkt idare mahkemesinin kapısına dayanmışlar..

Bu işin sorumluluğunu, hukukçu arkadaşlara yüklersem, belki acımasızlık olur..

Çünkü, hukuk 1. Sınıftaki öğrenci bilir, bu Prosedürü..

Ekrem Bey emretmiş, hukukçular “Ama başkanım, önce itiraz etmek gerekir” demişlerse de..

Ekrem Bey kabul etmemiş..

“Bize dava kazanmak lazım değil. Bize, şov lazım. 2 Ay sonra dava reddedilse ne olacak ki.. Kim hatırlayacak.. Bana bugün yapacağım şov lazım. Kuruma itiraz da ne imiş? Kimin ne dikkatini çeker ki, itiraz? Siz davayı açın, gerisini boşverin” demiş..

Hukukçular ne yapsınlar?

Onlar da işi gargaraya vurup, “Aslında TCDD Binayı bize ihalesiz vermeli idi. İhalesiz vermedikleri için ihale ile ilgili olmaksızın talebimizi reddeden TCDD Kararının iptali için idare mahkemesinde iptal dava açıyoruz” demişler.. İhalenin iptali için iptal davası açıldığına ilişkin haberlerin üstünü örtmek istemişler..

Böylece yarın birisi çıkıp, bunları yüzlerine tükürmeye kalkışır ise, “Siz ne biçim hukukçusunuz, ihaleye alınmama ile ilgili kararların direkt idare mahkemesine gitmeyeceğini bilmiyor musunuz” derse..

“Biz ihalenin iptali için değil, binanın ihale yapılmadan aradaki anlaşma ile bize verilmesi için idare mahkemesine gittik” demek için..

Kamuoyuna açıklanandan farklı bir dava daha açıyorlar..

Ah.. Ah.. Zamanında söyledik. “Bu Sülün Osman’ı seçmeyin” dedik.. Dinletemedik..

Adam sadece kendisini, partisini değil, hukukçuları da rezil edecek..

İstanbul’u da rezil edecek!

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5