'MI6, Londra'da merkez kurup IŞİD'li teröristleri yetiştirdi'

Dikgazete yazarı Ömür Çelikdönmez, IŞİD'in kuruluşu ve kuruluşundaki derin ilişkileri göz önüne koyan bir yazı kaleme ele aldı. İşte o yazıdaki dikkat çeken ifadeler...

'MI6, Londra'da merkez kurup IŞİD'li teröristleri yetiştirdi'

Yazı başlığını önce "Türk Ordusu Sınırı Geçmeden Amerikalılar IŞİD Liderlerini Neden Kaçırdı?"  şeklinde belirlemiştim.

Neden vazgeçtiğimi, okudukça anlarsınız. “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.” Ahmaklık başa bela!..

15 Ocak 2019’da “İran savaşına doğru Rusya Amerika’nın önünü açıyor olabilir mi?” başlıklı yazımda; “Terörist gruplardan müteşekkil Kürt müttefikler Kürt müttefikler Washington yönetiminin umurunda falan değil. 

Amerikalılar, kendi askerlerinin ve Pentagon’un başlıca vekil kara gücü YPG unsurlarının boşalttığı veya geri çekildiği yerleşim birimlerine Ruslar’ın, İran paramiliter güçleri ile Suriye rejim ordusunun yerleşmemesine uğraşıyor”  demiştim.

Halep oradaysa arşın burada. Yazdıklarım ortada. Amerika’ya bel bağlayanlar kabak gibi ortada kalmadılar mı!..

Onların anlayamadıkları neydi biliyor musunuz? ABD, Suriye’de de kalıcı değildi.

Suriye’yi atlama taşı olarak görüyordu. ABD, İran’a nüfuz ederek, jeo-stratejik avantajlar elde etmenin peşindeydi.  ABD stratejistlerine göre, bu sayede Afganistan ve Irak ile fiziki irtibat sağlanarak, Orta Asya’yı yay gibi saracak ve Orta Asya, Hazar havzası ve Ortadoğu’daki bütün enerji ulaşım hatlarını kontrol altında tutmak mümkün olacaktı. Türk ordusunun, Suriye’nin kuzeydoğusuna düzenleyeceği askeri harekât için görüşmelerde Putin’in Erdoğan’a, “Dostum bizim için no problem. Siz Trump’ı ikna edin gerisi kolay!..” dediği rivayet ediliyordu. 

Nitekim Barış Pınarı Harekatı başlar başlamaz, Rus senatör Vladimir Cabarov çıktı; “Rusya’nın, Türkiye ve Suriye arasındaki çatışmaya dahil olmayacağını, Rus ordusunun Suriye'de başka bir amaç için bulunduğunu” söyleyiverdi. 

Rusya, Suriye'deki askeri üslerini muhafaza etmek şartıyla Şam rejimini İran’dan ayrı tutarak Amerika'nın önündeki takozları kaldırıyor. Amerika’nın hedefinde Çin var Çin!.. İran’a dokunmak istemelerinin sebebi biraz da Çin’den dolayı.  Çin’in "One Belt One Road - Bir Kuşak, Bir Yol" projesinin güney istikametinde, İran önemli bir güzergâh.

İpek Yolu’nun İran üzerinden geçen güney güzergâhı, jeopolitik açıdan olduğu kadar, ekonomik çıkarlar açısından da bölge ülkeleri için büyük öneme sahip. 

Çin’in bu güney hattını, Ortadoğu’ya kendi mallarını ihraç etmek ve aynı zamanda bölgeden petrol ve gaz ithal etmek için kullandığı biliniyor.  Çin’in önceliği, ekonomisinin sürdürülebilir büyümesini gerçekleştirmek için enerji tedarik etmedeki zorunluluğudur. Trump’ın hedefi, önce İran’ı kendi yörüngesine çekmek, sonrasında Çin’e yüklenmek. İngilizler bu işin neresinde mi?..

İngiltere, Çin’in “One Belt One Road - Bir Kuşak, Bir Yol” projesini destekliyor. İngiltere nezdinde Çin, ekonomik ortak. İngiltere’nin en önemli hedeflerinden biri, uluslararası finans merkezleri arasında ilk sıralarda yer alan Londra’yı Çin’in para birimi “Renminbi” cinsiden işlemlerde uluslararası bir merkez haline getirmek. Trump’ı indirmek isteyen küresel güç odağının en tepesinde, Londra’da konuşlanmış Rothschild gibi finans devleri var. 

Trump’ın (ABD’nin) burnunun sürtülmesini, Çin ile kapışmasını dört gözle bekleyen bu küresel ahtapot, Trump’ın Amerika’sının arasını, stratejik müttefikleriyle açmakta beis görmüyor. Trump, Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çıkılmasını onaylayan bir kararname ile Londra merkezli küresel finans ahtapotunun hayati damarlarından birine neşter vurmuştu. İyi de şu uzun bacaklı İngilizler’e ne oluyor? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’na; Suriye yönetimi, Arap Birliği, Avrupa Birliği, Almanya, Fransa ve İran’ın tepki göstermesi anlaşılabilir. Birçok saha ve konuda mutabakat içinde hareket ettiği söylenen Ankara ve Londra ilişkileri biraz limoni. 

Erdoğan ve Trump’ın; Suriye’nin kuzeydoğusuna Türk ordusunun operasyon düzenlemesi hususunda gözle görülür şekilde Türkiye’nin lehine anlaşmaları, soğukkanlı İngilizler’i çileden çıkarmaya yetti.  Kraliçenin adamları, Türkler’le mutabakatı falan unuttular… Fransa, Almanya, İngiltere ve Belçika; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin toplanması talebinde bulundu.  Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker, Türkiye'nin Suriye'deki Barış Pınarı Harekâtı konusunda, Ankara'ya itidal ve harekâtı durdurma çağrısı yaptı. Fransa’nın AB Bakanı Amelie de Montchalin, Fransa ve İngiltere'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni toplantıya çağırmayı düşündüğünü söyledi.

Montchalin "Fransa, Almanya ve İngiltere, Türkiye'yi çok güçlü bir şekilde kınadığı net olan bir orta açıklama hazırlıyor" ifadelerini kullandı. Çağırdılar da ne oldu? Avuçlarını yaladılar!.. İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Türkiye'nin harekâtının "Bölgeyi istikrarsızlaşma" riski yarattığını söyledi.  Raab "Türkiye'nin tek taraflı askeri harekâtı konusunda ciddi kaygılarım var.  Bu, bölgeyi istikrarsızlaştırma, insani acıları artırma ve ortak odak noktamız olması gereken DAEŞ'e karşı mücadelenin altının oyulması riski yaratıyor" dedi. Cızırtının sebebi ne biliyor musunuz?  Ankara - Washington, Suriye’de anlaştı!.. IŞİD tezgâhı ortaya çıkan Londra, cızırtıya başladı…

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik harekât başlattığı sırada, ABD ordusu, Suriye Demokratik Güçleri’nin gözetiminde tutulan iki yüksek profilli IŞİD militanını, Suriye dışına çıkararak güvenli bir yerde kendi gözetimine aldı. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye yönelik harekâtının gündeme gelmesiyle Suriye Demokratik Güçleri’nin denetimindeki bölgede bulunan kamp ve cezaevlerinde tutulan IŞİD üyelerinin akıbeti tartışma konusu olmuştu.

ABD Başkanı Trump; “Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’la anlaştıklarını, IŞİD mahkûmlarından Suriye’ye harekât başlatan Türkiye’nin sorumlu olacağını…” söylemişti. Suriye’den çıkarılan IŞİD üyeleri, “The Beatles” takma adlı İngiliz IŞİD savaşçılarından oluşan gruba mensup. Bu gruba mensup IŞİD savaşçıları, terör örgütünün rehin aldığı Batılı ülkelerin vatandaşlarının öldürüldüğü propaganda videolarında yer almıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz Çarşamba günü, Beyaz Saray’da bir ödül töreni sırasında Türkiye’nin Suriye operasyonuna ilişkin soruları cevaplarken bölgede tutulan IŞİD mahkûmlarının kaçma ihtimali soruldu. Trump, bir grup IŞİD savaşçısının Suriye’den çıkarıldığını söyledi; ancak sayı vermedi. IŞİD mahkûmlarının kaçma ihtimali konusundaki bir soruya da; “Avrupa’ya kaçacaklar. Oraya gitmek isteyecekler. Evlerine gitmek istiyorlar. Ama Avrupa onları bizden almak istemedi. Onlara verebilirdik. Onlar da bunları yargılayabilir, istediklerini yapabilirlerdi” karşılığını verdi.

Başkan Trump, IŞİD’in coğrafi olarak Suriye’de yenilgiye uğratılmasının ardından Suriye Demokratik Güçleri’nin gözetiminde tutulan yabancı savaşçıların geldikleri ülkelere gönderilmeleri gerektiğini savunmuş, bunun için de Avrupa ülkelerine, kendi vatandaşı olan yabancı savaşçıları alarak yargılamalarını talep etmişti. Sahi, iki de bir “Türkiye’nin sınırlarını denetlemede zafiyet gösterdiğini, Suriye’deki terörist grupları desteklediğini…” filan iddia eden Avrupa ülkeleri, kendi teröristleriyle yüzleşmekten neden kaçındılar? “The Beatles”, IŞİD'in cellat grubu…  “The Beatles”; “dövmek, yenmek, vurmak” anlamlarını içeren 'Beat' fiilinden türetilmiş, Birleşik Krallık'ın Liverpool kentinde kurulmuş, 60'lı yılların popüler müzik grubu.  İslam Peygamberi’nin mührünü, siyah zemin üzerine sembolleştirecek kadar Müslümanlıkta iddialı,

DAEŞ/IŞİD terör örgütünün pespaye bir İngiliz müzik grubuyla kendilerini adlandırması, bilinçaltının dışa vurumundan başka bir şey değil. Asıl mührün; “Peygamber mührü” değil, “Kraliçe’nin mührü” olduğu anlaşılmıyor mu!.. IŞİD’ci “The Beatles Grubu”nun üyelerini tanıyalım… IŞİD üyesi 4 İngiliz’den oluşan ve "The Beatles" lakabıyla anılan örgütün infaz hücresinin çekirdek kadrosunun ortak yönü, birbirlerini “Al Manaar The Muslim Cultural Heritage Centre” (MCHC)'de tanımış olmaları.  Bir diğer müşterek paydaları ise 1990'lı yıllarda Londra'nın batısında büyüyen IŞİD’li The Beatles üyelerinin fanatik “Queens Park Rangers”  taraftarı olmalarıydı. Mesela The Beatlesli Alexanda Kotey ve El Shafee Elsheikh, yerel futbol takımı Queens Park Rangers tutkularından ötürü, ortak pek çok şeye sahipti.

"Beatles" en az 27 rehinenin kafasını kesmiş, çok sayıda rehineye de işkence etmişti. James Foley ve Steven Sorloff adlı Amerikalı gazetecilerin kafalarını kesen IŞİD’li Beatles üyelerinin Emwazi'nin bilinen öteki kurbanları 21 kişilik Suriyeli asker grubu ve Suriye'de yakalanan Japonyalı Haruna Yukawa ile Kenji Goto Jogo. -Muhammed Emvazi:  IŞİD’in elindeki Batılı rehinelerin infaz videolarında görülen ‘Cihatçı John’ lakabıyla tanındı. Jasem Emwazi ile Ghaneya Emwazi’nin çocukları. 17 Ağustos 1988 Kuveyt, El Cehre doğumlu.

“Cihatçı John” ya da gerçek adıyla Muhammed Emwazi, IŞİD'li cellat. Babası bir minibüs şoförü olan Muhammed Emwazi, ailesiyle beraber 1993 yılında henüz 6 yaşındayken Londra'ya taşındı.   Muhammed Emvazi; bilgisayar programcılığı eğitimi aldı. Suriye'de IŞİD'in en çok tanınan militanıydı.  "IŞİD'in Londralı katili" olarak tanımlanan Emvazi’nin, 2009'dan bu yana MI5'in radarında olduğu İngiliz basınında yer aldı. 

2009'da  bilgisayar programcılığı bölümünden mezun olan Emwazi uzmanlık alanında çalışmak yerine İngiliz MI5 istihbarat örgütüne girmeye karar vermiş, bu konuda kurslara katılmıştı.  Hatta 2012 yılına kadar Emvazi ile temasta olan İngiliz İnsan Hakları Grubu CAGE'in müdürü Asım Qureshi, Washington Post'a yaptığı açıklamada, Emvazi'nin, MI5'ın kendisine ajanlık teklifi yaptığını anlattığını söylemişti.  Emwazi'nin kimliği ilk olarak The Washington Post gazetesinde yayınlandıktan sonra hakkında İnternet'te yapılan araştırmalarda militanın eski kimliğine dair kayıtların yok edildiği ortaya çıkmıştı. İngiliz İstihbaratı izleri süpürmüştü. Muhammed Emvazi, 12 Kasım 2015’te , Rakka’ya düzenlenen hava saldırısında öldürüldü. 

-Alexanda Amon Kotey:  “IŞİD’in İngiliz vatandaşlarından oluşan ve "The Beatles" diye anılan grupta yer alan 32 yaşındaki Alexanda Kotey’ın babası Ganalı annesi Kıbrıslı Rum. 13 Aralık 1983, Londra Westminster  doğumlu. Westminster; İngiltere parlamentosunu da kapsayan Londra idari yönetimine dahil metropoliten bir birim. Sabıka kaydında uyuşturucu satıcısı bilgisi mevcut. 1990'lı yıllarda Londra'nın batısında büyüyen Alexanda Kotey; yerel Queens Park Rangers Futbol Kulübü’nün  fanatik bir taraftarıydı.   Kotey, 2009’da  Londra Belediye Başkan adayı George Galloway tarafından İngiltere’den Gazze’ye yardım götürmek için organize edilen kafileye katıldı. Ancak sonrasında Suriye'ye geçerek IŞİD’e katıldı. 

“Cihadi Ringo” olarak bilinen Alexanda Amon Kotey, IŞİD’in çöküşü sırasında 24 Ocak 2018'de kaçarken Suriye Demokratik Güçleri tarafından yakalandı. İngiliz makamları, yakalanmadan az önce vatandaşlıktan çıkarıldığını açıkladılar.  Alexanda Amon Kotey’ın, Avrupalı ve Amerikalı rehinelerin acımasızca katleden, The Beatles terör grubundan olduğunu Amerikalılar belirledi.  Ocak 2017’de Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Kotey'i 13224 sayılı İcra Emrine yönelik bir terörist olarak tanımladı.  Buna göre, Amerikan vatandaşlarının, finans kuruluşlarının ve diğer Amerikan kuruluşlarının, kendisiyle herhangi bir finansal anlaşma yapması yasaklandı. -Aine Lesley Davis: IŞİD’in elindeki Batılı rehinelerin infaz videolarında görülen ‘Cihatçı John’ lakaplı Muhammed Emvazi’nin yardımcısı İngiliz vatandaşı Aine Lesley Davis, İstanbul’da gözaltına alınmıştı. 

Uyuşturucu ve silah taşıma sabıkaları bulunan eski Londra metrosu çalışanı Aine Davis, IŞİD’in elindeki Batılı rehinelerin tutulduğu cezaevinde gardiyan olarak görev yapmıştı.   Müslüman (!) olduktan sonra ‘Hamza’ adını alan Davis, 2006 yılında başkent Londra’daki Westbourne Park Camisi’nde eşi Emel el Vahabi ile tanışmıştı. 2013'te Londra'yı terk ederek Suriye'ye gitmişti. Eşi Amal El-Wahabi de Kasım 2014'te İngiltere'de yargılanarak, "teröre maddi destek sağlamak" suçundan hüküm giyerek cezaevine gönderilmişti. 2013’te Suriye’ye giderek örgüt saflarına katılan Davis, 2015'te Türk emniyet güçlerinin Silivri'de düzenlenen bir baskında, IŞİD üyesi olmakla suçlanan 3 İngiliz ile birlikte yakalanmıştı. 

Davis, mahkemede IŞİD üyesi olduğu iddialarını reddetti ve Suriye'ye ülkesindeki baskılardan kaçmak için gittiğini söyledi. Suçsuz olduğunu iddia eden Davis, mahkemede kendisini İngilizce savundu. Hakim duruşmada, Davis'in IŞİD tarafından Suriye dışına çıkarılmasını izleyen günlerde Türk polisi ve istihbarat servisince nasıl takip edildiğine dair raporları, sanıkla ilgili resmi yazışmaları gündeme getirdi.  Türk gizli servisinin ele geçirdiği şifreli mesajlarda, Davis'in Türkiye'de "terör saldırısı" düzenleyeceğinden şüphenilen, adı açıklanmayan bir kişiyle buluştuğu ortaya çıktı. 

Davis, Emzawi ile Batı Londra'da gittikleri Al-Manaar - Müslüman Kültürel Miras Merkezi (MCHC) 'den tanıştığını ancak arkadaş olmadıklarını söylemişti. 2015 yılında İstanbul'da yakalanan ve Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü militanı olmakla suçlanan İngiliz Aine Davis, Türkiye'de yargılandığı davada “üst düzey terör örgütü üyeliğinden" suçlu bulundu ve 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. -El Shafee Elsheikh'in (El Şafi Eşşeyh):  ABD Dışişleri Bakanlığı, "Beatles"ın diğer üyesinin Batı Londra'dan El Shafee Elsheikh olarak açıklamıştı. 16 Temmuz 1988, Sudan doğumlu. Ailesi 1989’da Sudan’da iktidara gelen “İslamcı” rejimin zulmünden İngiltere’ye kaçan Komünist gruba mensuptu.

Asıl adı George.  Alexanda Kotey ve El Shafee Elsheikh'in (El Şafi Eşşeyh) hâlâ Suriye'de IŞİD'in kontrolündeki bölgede olduğu sanılıyordu.   Onları Amerikalılara, Türkler teslim etti.  İngilizler kendi başıbozuk teröristlerini gözden çıkardı… İngiltere, IŞİD üyesi iki İngiliz için ABD'de yargılandıkları takdirde "idam edilmeme garantisi" talep etmeyeceğini açıklamıştı. İngiltere İçişleri Bakanı Sajid Javid’in, ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions’a yazdığı mektupta İngiltere vatandaşı IŞİD'lilerin idamına göz yumacağını ifade etmişti.  İngiltere hükümeti, iki ismi daha önce vatandaşlıktan çıkarmış… Türkler’in elinden kurtaramadıkları casusları, her türlü ihtimale karşı, İngiltere ile resmi bağlarını reddetme şansı elde etmek için İngiliz vatandaşlığından çıkardılar.  Alexanda Kotey ve El Shafee Elsheikh'in (El Şafi Eşşeyh) aileleri İngiltere’de yaşıyor ama teröristler deşifre oldukları için İngiliz vatandaşı değiller.  MI5 ve MI6 dışında Irak'a gönderilen SAS komandoları, katil İngilizlerin peşine düşmüş ama onlara ulaşamamışlardı. 

Çünkü eli kanlı katiller, Türkiye'de  tutuklanmışlar, bilinmeyen bir cezaevinde tutulmuşlardı.  Sonrasında, ABD ile yapılan anlaşmayla Amerikalılara teslim edildiler.  Karşılığında Trump, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna gerçekleştirdiği askeri harekatın önünü açtı.  İslam dünyasında “Mescidi-i Dırar" çokluğu…  'Dırâr' kelimesi sözlükte “Zarar vermek, muhalefet etmek, sıkıntı vermek” anlamındadır.  Mescid kelimesiyle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de “Mesciden dırâren” şeklinde geçmektedir. (et-Tevbe 9/107)  Ayette, münafıkların yaptığı bu mescidden bahsedilmektedir.  İslâm literatüründe yaygın olarak “Mescidü’d-dırâr” adıyla bilinen mescid, nâdiren “Mescidü’ş-şikâk” veya “Mescidü’n-nifâk” diye de anılır. 

Münafıklarca Medine'de inşa edilen mescit. Müslümanlara zarar verme amacıyla yapıldığı için Kur'an'da “Mescid-i Dırâr” olarak nitelenmiş ve daha sonra bu adla anılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s), münafıkların amacını bildiren vahiy üzerine bu mesciti yaktırarak Müslümanlar arasında fitne kaynağı olmasına izin vermemiştir. Gelelim günümüzdeki “Mescidi Dırar” kopyalarına... Muhammed Emvazi ile Alexanda Amon Kotey’in İngiliz İstihbaratınca yetiştirildiği “Al-Manaar - Müslüman Kültürel Miras Merkezi” (MCHC)...

Emwazi ile birlikte Batı Londra'daki  Ladbroke Korusu'ndaki El-Manaar camisine katılırken Kotey'in radikalleştiği, teröriste dönüştükleri biliniyor. Bu cami adına aldanıp ta “vah tuh” demeyin! Burası İngiliz istihbaratının İslam ülkelerinde terör faaliyetlerinde ve istihbarat çalışmalarında kullandığı casusları devşirdiği, yetiştirdiği mekân. 

Tıpkı Alman ve Amerikan gizli servilerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında Münih’te kurdukları camii gibi. “A Mosque İn Munich” / Münih Camisi’nin hikayesi… İkinci Dünya Savaşı bitince Almanya adına savaşan eski Sovyet Coğrafyasından gelen Müslüman Türkler aracılığıyla İslam dünyasını ve özellikle Ortadoğu’yu kontrol etmek isteyen Batı Alman ve Amerikan ajanları tarafından Münih’te bir cami kurulmuştu.  Münih’teki “CIA camisi”, 24 Ağustos 1973’de sözde ibadete açıldı.  Cami, Münih İslam Merkezi (İslamisches Zentrum München) ya da diğer adıyla Freimann Cami (Freimann Moschee) bünyesinde yer alıyordu. Burası Soğuk Savaş döneminde Batı Almanya istihbarat unsurlarının ve CIA’ın komünizme karşı Müslüman grupları kullandığı bir merkezdi. 

Her sakallıyı hacı sanmaya devam edersek daha çok kandırılırız…

“244 Acklam Yolu, Londra W10 5YG İngiltere” adresinde faaliyet gösteren Al-Manaar - Müslüman Kültürel Miras Merkezi (MCHC), 17 Mayıs 2001'de Galler Prensi Prince Charles tarafından açıldı. İngiltere’de tescilli bir yardım kuruluşudur. Ne tarihi, ne kutsallığı, ne büyüklüğü, ne de mimarisi ile Mekke’deki, Kudüs’teki ve İstanbul’daki camilere benzer bir tarafı olmamasına rağmen, nasıl oluyorda her faaliyetleri İngiliz istihbaratı tarafından adım adım takip edilen, finans edilen, bu cami ve caminin bağlı olduğu sözde kültür merkezine devam edenler, teröristlere dönüşebiliyor?

 

Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2019, 23:48
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5