banner29

Papa o tesbihle aslında neyi hediye etti?

Açık Görüş yazarı Faruk Önalan, Papa'nın Irak ziyaretiyle ilgili çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Papa'nın Haşdi Şabi'nin Hıristiyan komutanına hediye ettiği tesbihin sırrını açıkladı.

Gündem 13.03.2021, 15:38
Papa o tesbihle aslında neyi hediye etti?

İşte Önalan'ın söz konusu yazısı:

Papa'nın Iraklı Hıristiyanlara zulmeden Şabak milisleri ile ortak hareket eden ve Haşdi Şabi çatısı altında İran direktiflerini yerine getiren Hıristiyan komutana tespih hediye etmesi, karmaşık ilişkilerin boyutunu net bir şekilde önümüze koydu. İran, Musul, Kerkük ve Lazkiye limanı üzerinden Akdeniz'e ulaşacak hattın, istediklerini yaptırabilecekleri Iraklı Şii milislerin, PKK/SDG terör örgütünün ve Esed rejiminin kontrolünde olmasını arzu etmektedir. Bu çizginin Türkiye etki alanı dahilinde olması, ne İran'ın ne de ABD'nin işine gelmekte.

Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik tehditleri kaynağında yok etme stratejisinin en önemli hedeflerinden biri şüphesiz Sincar Dağı. Terör örgütü DEAŞ'ın çıkarılmasıyla bölgeye yerleşen PKK unsurlarına karşı yapılacak olası operasyonu engellemek için tehditlerin (İran'ın Bağdat Büyükelçisi, İran destekli Şii milis gruplarından Nüceba Hareketi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, Asaib Ehl el Hak lideri Kays Hazali, Ashab-ı Kehf grubu) ardı ardına geldiği bir dönemde Papa Francis, koronavirüs kısıtlamaları nedeniyle 15 ay ara verdikten sonra ilk yurt dışı gezisini Irak'a yaptı.

Meşrulaştırma çabası

Bu ziyaretin en dikkat çekici kısmı şüphesiz Irak'taki Şiilerin en büyük dini mercii, Necef'te mukim, Ayetullah Sistani ile görüşmesiydi. Bu görüşme esnasında Katolik Kilisesi lideri Papa Francis'in, Haşdi Şabi'ye bağlı Babil Hareketi'nin Hıristiyan olan Genel Sekreteri Riyan el-Keldani'ye kendi tespihini hediye etmesi, BM gözetiminde yapılan anlaşma ile Sincar'dan çekilmesi beklenen Haşdi Şabi'yi meşrulaştırma anlamına da geliyordu. El-Keldani, "ABD Hıristiyanları terk etti, İran olmasaydı DEAŞ'ın Bağdat'ı alacaktı" diyecek kadar koyu bir İran taraftarı. Oysa İran destekli Haşdi Şabi ve ortağı PKK/YPG/YBŞ'nin bölgenin demografik yapısını değiştirmek için yapmadıkları kalmadı.

Şii nüfusu yerleştirme faaliyetleri

Kağıt üstünde olmasa da aynı paydada hareket eden ABD ve İran (artçıları Haşdi Şabi ve PKK dahil) Musul'u DEAŞ'tan özgürleştirme adına hedef gözetmeksizin günlerce bombaladı, yerle bir etti. Binlerce sivil hayatını kaybetti. Papa'nın Musul'da yıkıntılar arasında düzenlediği ayinde güvercin uçurması hafızalara kazınan tarihi bir andı. Nureddin Zengi tarafından inşa ettirilen Musul Ulu Camii'nin enkazı ise hala gözümüzün önünde... Bugün Papa'nın tespih ettiği Hıristiyanlardan oluşan Babil Hareketi'nin (Haşdi Şabi 50. Tugay) Keldani'nin gönülden bağlı olduğu İran, yayılmacı politikası doğrultusunda bölgeyi dizayn etmeye, demografiyi tamamen değiştirme amacı çerçevesinde Şii nüfusu yerleştirme faaliyetlerine devam ediyor.

Musul'un doğusunda bulunan Bartella kasabasında yaşayan Süryani Katolik rahibi şunları söylemişti; "Sorun, Şabak'ın (Haşdi Şabi 50. Tugayda Hıristiyan Babil hareketi ile birlikte yer alan Liva el-Şabak), özellikle Halk Seferberlik Güçleri mensuplarının bölgede kontrol edilmemesidir. Kimse onları kontrol edemez, ne Bartella'daki hükümet organları ne de şehrin belediye başkanı. Bu yüzden fırsat bulduklarında, Bartella'daki Katolik kilisemizin yanında, silahlarıyla havaya ateş açıyorlar. Şehirdeki herkesi aradım, belediye başkanı, polis, güvenlik... Kimse bir şey yapmadı. Aynı şey Karakuş ve Musul'da da oldu (Papa iki yeri de ziyaret etmişti), ancak kimse ateşi kontrol edemedi veya durduramadı. Sonra bu insanlar beni ve kilisemdeki insanları tehdit etmeye başladı. Kafama silah dayadılar. Onlardan ateşi kesmelerini istediğimizde yapmadılar. Üstelik sadece erkekler değil, kadınlar da ateş ediyordu." Iraklı Hıristiyanlar, yaşanan olayların bu raddeye gelmesinden sorumlu tuttuğu ABD'ye özellikle Brett McGurk'a oldukça sert tepki göstermişti. Bulundukları kasabada nüfusun yüzde 90'ının Hristiyan olduğunu ancak Şii milislerin bu durumu tersine çevirmeye başladıklarını, bu yüzden Brett Mcgurk'ın ofisine yalvardıklarını ancak hiçbir cevap alamadıklarını belirtmişlerdi. Aynı durum Suriye'deki Hıristiyanlar için de geçerli. ABD destekli PKK/YPG'li teröristlerin Hıristiyanlara büyük baskı uyguladığını, etnik temizlik yaptığını, seslerini kimseye duyuramadıklarını anlatmaya çalışmışlardı. İşte bu noktada "Iraklı Hristiyanlar grubu" sosyal medya hesaplarından, Türkiye'nin Suriye'deki PKK/SDG unsurlarına yönelik bir operasyon başlatması umudunu dile getirmişti.

İran PKK iş birliği

Bugün geldiğimiz noktada, özellikle Türkiye karşıtlığı ortak paydasında İran ve PKK iş birliği her geçen gün artmaktadır. İran'ın "Şii yayılmacılığı" politikasının bir ucu Akdeniz'e diğer ucu ise Aden Körfezi'ne dayanıyor. Bu amaç için de yerine göre Haşdi Şabi, PKK ya da Husileri kullanıyorlar. Tahran'dan başlayarak Musul'un altından Ninova, Sincar, Rabia Sınır Kapısı ve sınırlarımız boyunca Kamışlı, Ayn el Arab (Kobani), İdlib, Humus devamında Lazkiye limanı olmak üzere Akdeniz'e ulaşma planın en stratejik noktaları Sincar, (geçiş hattında PKK'nın konuşlandığı Karaçok Dağı) ve İdlib. Bu hat üzerinden Rabia tren istasyonu ve Kamışlı tren istasyonu güzergâhında oradan da Lazkiye'ye uzanan bir karayolu projesini hayata geçirmek istiyorlar.

Türkiye'yi istemiyorlar

Burada önemli bir konuyu da tekrar hatırlamakta fayda var; Musul'un terör örgütü DEAŞ'tan temizlenmesine yönelik operasyona Türkiye'nin katılmasını ne "Amerika Birleşik Devletleri" ne de "İran İslam Cumhuriyeti" istedi. İran, Musul, Kerkük ve Lazkiye limanı üzerinden Akdeniz'e ulaşacak hattın, istediklerini yaptırabilecekleri Iraklı Şii milislerin, PKK/SDG terör örgütünün ve Esed rejiminin kontrolünde olmasını arzu etmektedir. Bu çizginin Türkiye etki alanı dahilinde olması, şüphesiz ne İran'ın ne de ABD'nin işine gelmekte.

İşte bu yüzdendir ki Türkiye'nin gerek Sincar'a (ya da Karaçok Dağı'nda PKK'ya) yönelik operasyonuna gerekse İdlib'teki varlığına şiddetle karşı çıkıyor; tehdit dilini ise daha çok Haşdi Şabi çatısı altında birleşen Şii milis grupları üzerinden kullanıyorlar. Haşdi Şabi, Iraklı Şii lider Sistani'nin DEAŞ'a karşı "cihat" fetvası sonrası ortaya çıktı. Daha sonra da Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olarak resmi bir sıfata kavuşmasına rağmen İran güdümünde ve etkisinde başına buyruk hareket etmeye devam etti. Dönemin Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, özgürlüğe kavuşmasının ardından Ninova vadisindeki İran destekli Şii milis güçleri kontrol altına almaya çalıştı. 02 Ağustos 2018 tarihinde bir emir yayınlayarak Haşdi Şabi güçlerinin Ninova ve Musul'dan çekilmeleri, Ninova kuvvetleri komutanlığı emrine girmeleri istendi (aynı emir bir sonraki Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından da yürürlüğe kondu) ancak başarı sağlanamadı. Hatta Haşdi Şabi içerisinde 50. Tugay olarak faaliyet gösteren Babil Hareketi lideri Riyan el-Keldani, İran devrim muhafızları komutanlarından aynı zamanda İran'ın Bağdat Büyükelçisi İraj Mescidi'den (Ekim 2020'de ABD yaptırım listesine koydu) yardım talep etmiş sonrasında da Başbakanlık emirleri görmezden gelinmişti. Haydar el-İbadi, 2018 Eylül başında Falih Feyyad'ı görevden alarak Haşdi Şabi Başkanlığı görevini kendisi üstlense de bir süre sonra Başbakanlık görevi sona erdi. Yerine gelen Adil Abdulmehdi de yaklaşık 19 ay süren Başbakanlık görevinden sonra istifa etmek zorunda kalmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Sincar'a yönelik olası operasyonuna karşı Haşdi Şabi bileşenlerinden Asaib Ehl el Hak ve Kataib Hizbullah, binlerce Şii milisin Şubat ayı içinde Sincar'a geldiğini açıkladı. Türkiye'ye sözüm ona gözdağı vermeyi amaçladıkları bu "yoğun hareketlilik" açıklamalarının olduğu günlerde Milli İstihbarat Teşkilatı'nın, düzenlediği başarılı bir operasyonla terör örgütü PKK'nın sözde Sincar lojistik sorumlusu "Laşer" kod adlı İbrahim Parım'ı yakalayıp Türkiye'ye getirmesi müthiş bir cevap niteliğindeydi.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi internet sitesinde de "Türkiye neden Sincar'ın dışından kalmalı" başlıklı bir analiz yayınlandı. Bunun yanında İran yanlısı Kürdistan Yurtseverler Birliği de (KYB) operasyona şiddetle karşı çıktı. Partinin Genel Liderlik Konseyi Sekreteri Farid Asasard, Amerika'nın Sesi'ne (VOA) ile verdiği röportajda bunu açıkça dile getirdi; "Türk Silahlı kuvvetleri, Sincar'da operasyon yaparsa Irak güçleri karşılık verecek ve çatışma çıkacaktır."

Gereği yapılacak

Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan Sincar anlaşması kapsamında Haşdi Şabi ve PKK/YBŞ teröristlerinin bölgeden ayrılması gerektiğini, DEAŞ zulmünden sonra bu defa da PKK'nın Kandil'e kaçırdığı yüzlerce Ezidi çocuğu, genci sorgulaması gerekenler Türkiye'nin meşru operasyonunu sorguluyor ve yüksek perdeden itiraz hatta tehdit ediyor. Papa'nın tarihi ziyareti aslında bazı gerçeklerin biraz daha netleşmesini sağlaması açısından oldukça önemliydi. Papa'nın Iraklı Hıristiyanlara zulmeden Şabak milisleri ile ortak hareket eden ve Haşdi Şabi çatısı altında İran direktiflerini yerine getiren Hıristiyan komutana tespih hediye etmesi karmaşık ilişkilerin boyutunu net bir şekilde önümüze koydu. Bugün birbirlerinden "düşman" olarak bahseden ülkelerin söz konusu menfaatleri olunca, Türkiye'nin ulusal güvenliği doğrultusunda yapmak zorunda olduğu hamlelerin karşısında nasıl kirli ittifaklar çerçevesinde bir araya geldiklerini görebiliyoruz. Bu durumu Fırat Kalkanı Harekatı'nda, Zeytin Dalı Harekatı'nda, Barış Pınarı Harekatı'nda, Kartal-Pençe operasyonlarında net bir şekilde müşahede ettik. Ancak gereğini yapmaktan imtina etmedik. Uygun koşullar sağlandığı anda Sincar operasyonu da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söylemiyle "bir gece ansızın" gerçekleşecek ve taşları çok belirleyici şekilde yerinden oynatacaktır.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye erken seçime gitmeli mi?
Türkiye erken seçime gitmeli mi?