Teröristlerin kurşuna dizdiği öğretmene gazilik ünvanı verilmedi!

1993 yılında Tunceli'nin Pirinççi Köyü'nde 5 arkadaşıyla birlikte PKK'lı teröristler tarafından kurşuna dizilen ve olaydan sağ kurtulan Cemal öğretmenin gazilik başvurusu geri çevirildi.

Teröristlerin kurşuna dizdiği öğretmene gazilik ünvanı verilmedi!

10 kurşunun isabet ettiği korkunç saldırıdan sağ olarak kurtuldu. Uzun yıllar tedavi gördü. Malulen emekli olmak yerine çok sevdiği öğretmenliği sürdürdü. Kutsal mesleğinde 29. yılı geride bırakan Cemal Öğretmen'in devletinden tek bir isteği var; Gazilik unvanının verilmesi Cemal Ünlü. 29 yıllık matematik öğretmeni. Onu diğer öğretmenlerden ayıran özelliği ise 'Gazi' olması. Kendisine resmi olarak gazilik unvanı verilmemesine rağmen o bir gazi hem de terör gazisi. 1993 yılında Olağanüstü Hal'in olduğu Tunceli'ye zorunlu hizmet olarak tayini çıktı. Öğretmenliklerinin 6. yılında eşi Yüksel Öğretmen ile ismi Pirinçci olan küçük bir köyde öğretmenliğe devam ettiler. Tek amaçları vardı; mezralardan ve köyden gelen 130 öğrenciyi eğitmek. Fakat onların eğitim isteği bölgedeki terörist örgütlerin işine gitmedi. Bir gece ailesiyle birlikte kaldığı lojman kapısı çalındı. 3 PKK mensubu Cemal öğretmeni de alarak 5 öğretmeni küçük bir odada topladı. Hiçbir suçları olmayan 5 öğretmenin üzerine kalaşnikoflarla yakın mesafeden onlarca mermi sıkıldı, sıkılmakla kalmadı üzerlerine el bombası atıldı. O katliam gibi saldırıdan yalnızca vücuduna 10 kurşun isabet eden Cemal Ünlü kurtuldu. Uzun süre tedavi gördü. "Seni malulen emekli yapalım" diyen doktorlara, "Öğretmenlik kutsal bir meslektir" diyerek "hayır" cevabı verdi. Uzun yıllar ayağında demir, ellerinde koltuk değnekleri ile öğretmenliğe devam etti. Tedavi sürecinde ailesiyle birlikte çok acılar yaşadı ama öğrencilerin sevgisi, ilgisi ile yaşama sımsıkı tutundu. O günleri hatırlayınca gözleri dolan Ünlü, bugün Selçuklu Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde diğer öğretmen arkadaşları gibi vatanına, milletine faydalı olacak bireyler yetiştiriyor. "Bugün yine olsa yine Tunceli'ye giderim" diyen Cemal öğretmenin 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla tek isteği nasıl ki yanında vefat eden 4 öğretmeni şehit olduysa kendisine de Gazilik unvanını verilmesi. "Bu ülkenin gelecek nesillerini eğitmek için terörün yaşandığı bölgeye gittik, vurulduk, şehit olduk, yaralandık" diyen Cemal Öğretmen, "Bu fedakârlık karşısında gazilik unvanı çok görülmemeli" diye konuştu.

SÜREKLİ TERÖRİSTLERİN BASKISI ALTINDAYDIK

Öğretmenliğinin 6. yılında zorunlu hizmet olarak eşiyle birlikte 1992 yılında Tunceli'ye tayininin çıktığını belirten Cemal Ünlü, okula vardıktan sonra teröristlerle yaşadıkları olayı şu şekilde anlattı: "Öğretmen olan eşim Yüksel'le birlikte Tunceli'nin Pertek İlçesi'nin Pirinçci Köyü'ne tayinimiz çıktı. 6. yılımda zorunlu tayinim çıkmıştı. Okulda toplamda 17 öğretmendik. Öyle bir şey ki öğrenci mevcudumuz 130'du. 3 sınıf ve 3 matematik öğretmeni vardı. Her birimize 4'er saat ders düşüyor. Bu kadar çok öğretmenin olması beni mutlu etti. Daha sonra çevreyi, öğrencileri, öğretmenleri tanımaya başladık. Vardığımızın ilk haftası kendilerini Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) olarak tanıtan biri kız 4 erkek terörist geldi. Propaganda yapmaya başladılar ve o zaman görev yapan öğretmenlere verilen Olağanüstü Hal Tazminatı'nı istediler. Bunun üzerine diğer öğretmenlere, 'Siz susun konuşmayı ben yapıyım. Tek kişi konuşursak belki ikna edebiliriz' dedim. Çünkü ellerinde silah var, karşı koyamayız. Etrafımızda asker, polis yok. Para istemeleri üzerine, maaş almadığımızı, Anadolu'nun fakir çocukları olarak bu tazminatı almak için geldiğimizi ifade ettim. Konuşmadan sonra biraz kaldıktan sonra gittiler. Aradan bir hafta geçti bu sefer PKK geldi. O da aynı şekilde tazminatı istedi. Onlara da aynı şekilde maaş almadığımızı, paramızın olmadığını söyledik. Bir nevi atlatıyorduk. Daha sonra öğrendik ki bunlar kuryeymiş. Kuryeler genelde eylem yapmıyorlarmış, haber bırakıp, koyup gidiyorlarmış. Onları da atlattık. Biz bu arada kışın gelmesini bekliyoruz çünkü biliyoruz ki kışın teröristler ortaya çıkmıyor. TDKP yeniden geldi. Para isteyince veremeyeceğimizi söyledik. Hatta dedim ki, 'Sizden sonra PKK geldi o da para istiyor. Size verirsek onlar tepki koyacak, onlara verirsek siz tepki koyacaksınız.' İfadelerim üzerine onlarla görüşürüz dağda deyip gittiler. Daha sonra öğrendik ki bizim bulunduğumuz bölge TDKP'ye aitmiş. Kışa kadar gelip gitmeler devam etti. Kasım'da bir kar yağdı ve hepsinin ayakları kesildi. Kışın öğretmenlerle uzun uzun tartıştık parayı verip vermemekte. Vermemekte karar kıldık. Çünkü versek devlet suçlayacak, vermesek terörist. 15 günlük ara tatil geldi. tatilden sonra teröristler yine geldi. Bu sefer sendikaya üye olmaması istediler. Sendika ücreti ise 500 bin lira. O zaman 2 milyon 400 bin lire maaş alıyoruz. dedik, bizler stajyer öğretmeniz, sendikaya kayıt olamayız. Diğer sendikalara üye olmama noktasında da tehdit ediyorlar bu arada. Bu tartışmadan da sonuç alamayınca çekip gittiler."

"TEHDİTE RAĞMEN BAYRAĞI İNDİRMEDİM"

İkinci dönem okul müdürünün PKK'ya yardım ve yataklıktan görevden alınmasının ardından kendisinin Valilik oluruyla değil Valilik zoruyla okula müdür yapıldığını aktaran Cemal Ünlü, "Müdür olduktan sonra 23 Nisan kutlaması yaptık. Vali ve Garnizon Komutanı da katıldı. İstiklal Marşını, Andımızı okuduk. Bayrağımızı dalgalandırdık. Hep birlikte coşkulu bir şekilde 10. Yıl Marşı'nı söyledik. Tabii bu yaptıklarım teröristlerin kulağına gidiyor. Birkaç terörist geldi, İstiklal Marşını, Andımızı, 10. Yıl Marşı'nı okutmayacağımı, bayrağı çekmeyeceğimi ve Ermenileri kötülemeyeceğimi ifade ettiler. Bunun üzerine İstiklal Marşını, Andımızı, 10. Yıl Marşı'nı okutacağımı, bayrağı çekeceğimi ve buna karışamayacaklarını, Ermeni konusuna gelince bunun tarihçilerin işi olduğunu ifade ettim. Söylediklerini yapmazsa öldüreceklerini söylediler. Tehdit karşısında, 'bunları yaparım siz de beni vurursunuz' dedim. Ve söylediklerimi de yaptım. Haftanın her günü bayrak direkte dalgalanmaya devam etti" dedi.

VURULMAYA GÖTÜRDÜKLERİN DE MUTLUYDUM

Gece teröristlerin lojmanı bastıklarını ve kendisini diğer öğretmenlerin yanına götürürlerken vurulacağını bildiği halde mutlu da olduğunu aktaran Ünlü, şunları kaydetti: "7 Ekim 1993'ün akşamında anaokulundan bozma lojmanımın kapısı çalındı. Teröristlerin geldiğini biliyordum ama açmalıydım. Açmazsam başka türlü açacaklar. İçeride eşim ve iki çocuğum var. Kapıyı açtım karşımda 3 tane terörist. Benden diğer öğretmenleri buraya çağırmamı istediler. Öğretmenleri çağıramayacağımı hem ne hakla çağıracağımı söyledim. Bunun üzerine silahı sırtıma dayayarak yürü dediler. O sırada mutluyum çünkü hiç olmazsa ailem kurtulacak. Giderken onlara döndüm ve gülücük atıp, 'gelirim' dedim. Diğer öğretmenlerle birlikte bizi bir odaya topladılar. 13 metrekarelik içinde bir divan bir de ranzanın olduğu küçük bir oda. Bu sırada sigara içer misiniz, karnınız aç mı gibi ifadelerle teröristlere takıldık, ortamı yumuşatmak için. Fakat hiç birinden ses çıkmıyor. O anda anladık bizi vuracaklarını. O sırada ranzada oturuyordum. Dizilin dediler ve dizildik. 3 koldan kalaşnikoflarla ateş ettiler. Şarjörleri boşalana kadar ateş ettiler ve hepimiz yere yığıldık. Ama gözlerimi açtım ve ölmediğimi anladım etrafıma bakıyorum her yer toz, duman ve delik içinde. Hayatta kalmamızı sıfıra indirmek için 3'er tane de başımıza sıkıyorlar. Giderken de içeriye el bombası attılar. Vurulduğumda ranzaya düştüğüm için el bombasının etkisinden ranza korumuştu beni. Allah'tan kafama gelen kurşunlar sadece eti alıp götürmüş, içeriye girmemiş girse zaten öleceğim. Öğretmen arkadaşlara şahadet getirin diye bağırıyordum. Tabii hepsi ölmüştü."

AİLEM OLAY YERİNE GELİNCE ŞOK GEÇİRDİ

Saldırı sonrasında bağırarak eşinden yardım istediğini dile getiren Ünlü, "Eşim ve iki çocuğum koşarak geldi. 6 yaşındaki kızım beni o halde görünce bayıldı. Eşime koş çarşaf getir dedim. Çarşafı parçalayarak yaralarıma tampon yaptı. El bombası vücudumu parçalamış ama ayak kemiklerimi 15 santim dışarı atmış. Kolumu 5 santim parçalamış. Tampon yaptıktan sonra eşime koş askere haber ver bizi hastaneye götürsünler diye söyledim. Asker 8,5 kilometre mesafeden 3 saatte geldi. Bu arada eşime asker önce ciddi misin, bizi kandırmıyorsun gibisinden inanmamış. Ama ismimizi söyleyince inanmışlar. Asker geldi. O sırada araba almıştım. Bizi PKK sempatizanı muhtarın oğlu ile Tunceli'ye gönderdiler. 35 kilometrelik yolu 3,5 saatte gittik. İkide bir dönüp sen hala ölmedin mi, niye ölmedin gibi laflar söylüyor. O arada acı hissetmiyordum ama gökyüzünde de uçuyordum. O hayatı yaşamayı çok istedim gözlerimi kapatıp. Ölümü hissediyordum, ölmeyi istiyordum ama ailemi düşünüp yeniden gözlerimi açıyordum. Hastaneye vardığımız da özel tim hazırlanmış. Hemen muayeneye aldılar. Şansım var ki doktorum pratisyen bir hekim ve Konyalı. Şu anda İl Sağlık Müdür Yardımcısı olan Hasan Öznavruz. Onun da yapacağı bir şey yoktu. Tamponları yeniledi ve Elazığ'a gitmem gerektiğini bildirdi. 3 tane ambulans var ama üçü de götürmüyor. İstifa dilekçesini veren şoför, 'ben götürmem' diyor. Sabaha karşı zırhlı araçlarla Elazığ'a gittik. Orada 10 gün kaldık. Belli bölgeleri diktiler. Ayağımıza kolumuza birer demir taktılar. Yapabilecekleri başka bir şey olmadığını, Hacettepe'ye gitmemizi söylediler. Bu sırada ailem geldi Konya'dan. Gaziantep'ten öğretmen arkadaşlarım geldi. Onların bu ilgisi benim hayatta kalmama da vesile oldu" dedi.

ZORLU BİR TEDAVİ SÜRECİ YAŞADI

Ünlü, Hacettepe'ye vardıktan sonra yaşadıklarını da şöyle anlattı: "Malatya'dan uçağa bindik ve Hacettepe'ye gittik. O sırada profesörler toplanmış kolumun ve ayağımın kesilmesini için karar veriyorlar. Ama yine şanslıydım Türkiye'nin en iyi doktoruna düştüm. O doktor kesmeyelim mümkünse tedavi edelim dediler. ve bana gelip, 'Hocam uzun süre tedavi göreceksin. Çok ağrın ve sızın olacak, eziyet çekeceksin ama seni ayağa kaldıracağım. İstersen ayağını ve kolunu keselim seni 3 ay da kaldıralım. Karar senin.' 'Kesmeyin ben her türlü acıya katlanırım' dedim. Sonradan öğrendim ki 10 tane kurşun yemişim. İki sene yatakta iki sene ayakta tedavi gördüm. Öğretmenlikten malulen emekli olmamı istediler kabul etmedim. çünkü öğretmenlik güzel ve kutsal bir meslek. Akşehir'e tayinimi çıkardım. İki sene koltuk değnekleri, ayağım da demir öğretmenliğe devam ettim. Bugün öğretmenliğimin 29. yılındayım ve mesleğimi seviyorum. Okula vardığımda öğrencilerimin sıcak ilgisi, yüzlerindeki mutluluk her şeye değer."

AİLEM ÇOK ACILAR ÇEKTİ

Kendisiyle birlikte ailesinin de zor durumlar geçirdiğini ifade eden Öğretmen Cemal Ünlü, "Olaydan sonra kızım uzun süre psikolojik tedavi gördü. Olayın dehşetini üzerinden atması kolay olmadı. Oğlum ve eşim sürekli bana destek oldular. Ailem sürekli yanımdaydı. Onlar olmasa zaten kolay iyileşemezdim. Hayatta kalmamdaki neden de onların sevgisi oldu. Şuan da eşim Yüksel, kızım Şeyma, oğullarım Bilgehan ve Oğuz Kaan ile mutlu bir aileyiz " diye konuştu.

TEK BEKLENTİM 'GAZİ ÖĞRETMEN' DENİLMESİ

Yaşadığı dehşet olay ve acılardan sonra devletinden tek isteğinin gazilik unvanının verilmesi olduğunu ifade eden Ünlü, "Orada onlarca öğretmen şehit oldu. Bizim tek amacımız öğretmenlikti. Ama saldırılara maruz kaldı, şehit olduk, yaralandık. Ben de vuruldum. Yıllarca tedavi gördüm, yeniden öğretmenliğime döndüm. Ama devletimden tek şey bekledim, 'Gazi' hakkımın verilmesi. Bu görevi sırasında yaralanan diğer öğretmen arkadaşlarımın da hakkı. Bu hakkından verilmesi bize yetecektir. Üzüldüğümüz nokta işte burası devletimizin ilgisizliği, bizi sahipsiz bırakması. Yaşadıklarımızın ardından 'Gazilik' unvanı çok görülmemeli. Devletime küskün değilim ama yöneticilere kırgınım" diye konuştu.
 

Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2019, 17:23
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5