Bir Hukuk Faciası Örneği: Bylock Mağduriyeti Devam Ediyor!

​​​​​​​Bylock mağduru Kayseri Orman Bölge Müdür Yardımcısı Uğur Dursun'un kardeşinin Haksöz Haber'e gönderdiği mektup, Türkiye'de halihazırda artarak devam eden mağduriyetler zincirinin mahkeme safahatındaki hukuksuzluklarını teşhir etmekte.

Bir Hukuk Faciası Örneği: Bylock Mağduriyeti Devam Ediyor!
15 Haziran tarihinde duruşması görülen bylock mağduru Kayseri Orman Bölge Müdür Yardımcısı Uğur Dursun'un kardeşi Mustafa Dursun'un Haksöz Haber'e gönderdiği mektup, Türkiye'de halihazırda artarak devam eden mağduriyetler zincirinin mahkeme safahatındaki hukuksuzluklarını teşhir etmekte. Tam bir trajediler yumağı olan gözaltı ve tutukluluk süreçlerinin ardından gerek iddianamelerin, gerek yargılama ve savunma safahatlarının ne türden hukuk katliamları içerdiğini gözler önüne sermekte:

“Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözü değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.” (Aliya İzzetbegoviç)

Uğur Dursun abimiz 11.04.2017 tarihinde saat 19.00’da ifadesi alınmak üzere Kayseri Emniyet Müdürlüğüne götürülür. Emniyet sorgusuna kadar ne ile suçlandığını dahi bilmemektedir. Emniyetteki sorgusunda suçlamanın 04.09.2014 tarihinde saat sabah 04.53 te (22 saniye içinde gerçekleşen) 4 adet ByLock mesajlaşması olduğunu ilk kez öğrenmiştir.

Emniyetteki ifadesinde, ByLock programını ilk kez 15 Temmuz sonrası basından öğrendiğini ve duyduğunu, ancak hiçbir şekilde telefonuna bu programı indirip –  kurmadığını ve mesajlaşmada yapmadığını belirttikten sonra hâkim tarafından da ifadesi alınıp “Tutuklu Yargılanmak Üzere” Nevşehir Kapalı Cezaevine gönderildi.

Emniyet sorgusu sırasında da o dönemde kullandığı telefonunun hâlâ eşi tarafından kullanıldığını belirtmesine rağmen, Emniyet-Siber Suçlar tarafından bu telefona hiçbir şekilde el konulmamıştır. Yine aynı şekilde İstanbul’daki ev ve iş yerinde ne arama, nede bilgisayarlarına el konulup inceleme dahi yapılmamıştır.

Bizlerde ailesi olarak, isnat edilen tarihte kullandığı telefonu İstanbul Adliyesine Kayıtlı Yeminli Bilirkişisine göndererek incelenmesini talep ettik.

Bilirkişi: “UĞUR DURSUN’A AİT TELEFONLARIN İMAJINDA YAPILAN ARAMA SONUCUNDA BYLOCK ADLI YAZILIMIN KURULDUĞUNA YA DA KURULUP – KALDIRILDIĞINA DAİR İZE RASTLANMAMIŞTIR.SAMSUNG GALAXY S3 TELEFONUN SİSTEM BÖLÜMÜNDE YAPILAN ARAŞTIRMADA TELEFONUN SUÇ İDDİASI TARİHİ OLAN 04.09.2014’TE KULLANILDIĞINA DAİR KAYIT BULUNMAMAKTADIR." teknik raporu vermiştir. Biz de bu raporla birlikte telefonu da Kayseri Adliyesine vererek tekrar incelenmesini istedik. Çünkü bilirkişinin ifadesine göre; bir kişinin ByLock mesajlaşması yapabilmesi için bu mesajlaşma öncesinde en az iki kere 443 numaralı porta bağlantı yapması gerekiyormuş.  HTS ve NAT kaydından da anlaşılacağı üzere 04.09.2014 tarihinde sabah 04.58 de bağlantı var, o da toplam 22 saniyede gerçekleşmiş gözüküyor. Bu kişi bu süre içerisinde hem programı indirecek, hem aktivasyon yapacak, hem de 4 adet mesajlaşma yapacak. Gelin bu durumu kelimelerle ifade edin, kelimeler kifayetsiz kalır. Eğer suçlamaya konu olan ByLock kurulumu telefonuna indirilmişse; bunu ispatlayacak veriler toplanmadan (BTK’ dan), abimize karşı yapılan bu suçlama, direkt haysiyet cellatlığından başka bir şey değildir. Bu kişinin ailesi, duruşu, itibarı ve onuru rencide edilmiştir. Yine iddianamede birçok teknik hata bulunmaktadır. Sıkmamak için bu konuya girmiyorum.

Biz 5 kardeşiz, beşimiz de İmam Hatip Lisesi mezunuyuz. Kısaca İslami hassasiyeti olan ve Milli Gençlik Ekolünden gelme bir ailenin evladıyız. Abimiz, hayatının hiç bir döneminde üstüne atılan bu yapı ile bir bağlantısı olmamıştır. Bırakın FETÖ yapılanmasını Kur’an’a, akla ve sünnete aykırı bütün düşüncelerin karşısında olmuştur. Hayatı kendisine en iyi şahittir.

Abimizin eşi; 28 Şubat sürecinde başörtüsü mağduriyetinden dolayı stajyerliği bile dolmadan sevdiği mesleğinden istifa etmek zorunda bırakılmıştır. 2013 yılında Hükümetimizin bayanlara yönelik kamu alanındaki düzenlemeleri ve sonrasında iade-i itibarla tekrar görevine iade edilmiştir. FETÖ’ nün en iyi yaptığı şey, bukalemun gibi başka kılığa girip, her şeyi helal görüp (başörtüsü bunlara göre Füruat’ tır), başını açmakta bir beis görmeyen bir yapının üyesi olsaydı eğer, o tarihte eşinin başını açtırırdı. ByLock kullanacak kadar ileri derecede bir gurup üyesi olsaydı alavere dalavere ile mesleğine geri döndürebilirdi, hükümetle en iyi dönemlerinde. Ama abimiz helal dairesinde kalıp, eşinin istifasını onaylamayı seçmiştir. Hayatı mağduriyetler içeren bir kişiye yeni mağduriyetler açılmaktadır. Bu mağduriyetleri dile getirsek vicdansız olan biri vicdana gelir düşüncesindeyiz.

Şöyle ki; abimizin 3 kız çocuğu vardır. En büyük kızı doğum esnasında oksijensiz kalmasından dolayı %45 engelli raporu vardı. Bu olaya kadar her zaman koruyup kolladıkları, onun üzülmemesi için gözü gibi baktığı ve değer verdiği kızının engellilik durumu, bu olaylardan sonra alınan Heyet Raporunda %69’a çıkmıştır (Aynı zamanda bu kızımızda İstanbul Sarıyer Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunudur).

2. Kızımız ise Üniversite 1. Sınıfta olup 2. Dönem yaşadığı tramvayı bir düşünün, derslerini ve sosyal yaşamını.

3. kızımızda İstanbul Sarıyer Anadolu İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi olup Okul birinciliği için çalışırken ve YGS de iyi bir yer kazanabilecek yeterli puanı da almışken; hem okul birinciliği hem de LYS’ nin nasıl heba edildiğini müşahede etmek durumunda kaldık. Ailenin bütün fertlerine tepeden tırnağa bir mağduriyet yaşatılmıştır. Suçlamaların asılsız olduğu ortaya çıkınca, bu evlenme çağında olan 3 kız çocuğunun babasına atılan bu iftirayı nasıl hazmedecekler ve çevrelerine kendilerini nasıl ifade edecekler. Eşi çalıştığı kurumda (MEB) ve çevresine karşı mağdur olduklarını her sorana karşı anlatmak zorunda bırakıldığı psikolojiyi bir düşünün. “Olmasaydı suçlarlar mıydı” “olmasaydı içeri atarlar mıydı?”... Ya da suçsuzluğu ispatlanıp, abimizin kendisi dışarı çıktığında çevresine masumiyetini anlatmak zorunda bırakılması ona bir zûl değil midir?

Uğur abimiz FETÖ’cü bir kişi olsa, hiç çocuklarını İmam Hatip Lisesine özellikle gönderir mi?

Bu aile 28 Şubat sürecini çok yakinen yaşamıştır. Abimizin kız kardeşi Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3.sınıfta başörtüsünden dolayı okulu bırakmak zorunda kalmış ve 2015'te LYS ye tekrar girerek sınavı kazanmış 3.Sınıftan itibaren başörtülü ve 3 çocuk annesi olarak okumaya devam etmiştir. Eşi Mersin’de İmam Hatip Lisesi Okul Müdürüdür, en büyük oğlu ise İmam Hatip öğrencisidir.

Diğer iki kardeşte Milli Eğitim Bakanlığında biri idareci, biri de öğretmen olarak görev yapmaktadır. İki dayısı öğretmen olup, dayı çocukları arasında öğretmen ve Emniyet mensubu kişiler de vardır. Yani aile fertlerinin bireyleri ve akrabaları arasında FETÖ suçlaması ile ne soruşturma geçiren, ne açığa alınan ne de ihraç edilen bir kişi dahi bulunmamaktadır. Bu durumda bir gariplik yok mudur? Hem ailede ByLock kullanıcısı çıkacak hem de ailede ve birinci derecedeki akrabalarından hiçbiri soruşturma dahi geçirmeyecek. Yine babası 2002 yılından itibaren AK Parti üyeliğini de devam edecek.

Abimizin en büyük kızı tam bir Tayyip Erdoğan hastasıdır. Sosyal medya paylaşımlarını bir inceleseler, babası ByLock kullanıcısı olacak, kızı ise Tayyip Erdoğan hastası olacak kadar zıtlıklar teşkil edecek. Gülünç durum.

Yaşanan bu süreçte görülmüştür ki, 2014 yılında AVEA hattı kullananlarda bu mağduriyetlerin çok yaşandığı, kurum tarafından alınan raporlardan da anlaşılacağı üzere yeni mağduriyetler yaşatılamaya da devam edilmektedir. Bilirkişilere göre sabit bir hat üzerine tanımlı ortalama 15 ile en fazla 75 IP tanımlanabiliyorken, iyice araştırma dahi yapılmadan düğmeye basılmıştır. Şimdi abimizin masumiyeti ispatlanınca; "pardon beyefendi bir yanlışlık oldu, serbestsiniz!" deyince bu kişinin itibarını tekrar KİM verecek?

Abimiz 3 çocuğunu da okuturken onları ne bu terör yapısının dershanelerine, ne de okullarına göndermemiştir. Fikri olarak karşısında olduğumuz bu yapının yanında hiçbir zaman bulunmadık çok şükür. Yine onlara ait gazete ve dergilerine ait abonelikleri de asla bulunmamaktadır. Ne Himmet ne de Kimse Yok mu? Yardım kuruluşu aracılığı ile bir kuruşu bile bu yapıya geçmemiştir(Emniyet araştırmaları sonucunda bir bağlantısı bulunamamıştır, raporuda vardır dosyada). Bu insan her zaman yardımlarını ya İHH üzerinden ya da YARDIMELİ vasıtasıyla yapmış birisidir. Hiç FETÖ terör yapısına mensup birisi olsa; can düşmanı olarak gördüğü ve kendine yakın yargı gücü ile sürekli o dönemde sorun çıkardığı İHH üzerinden yardım yapacak, akıl yoksunu bir kişi gördünüz mü?

“Mavi Marmara Onurumuzdur?” diyen bir FETÖ’cü olabilir mi? Veya kendine ait sosyal paylaşım sitelerinde;

Hiç Fetöcü birinin onlarca Muhammed Mursi paylaşımı yapanını gördünüz mü?

Mehmet Zahit Kotku, Mevdudi, Muhammed İkbal, Malcolm X, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Ercüment Özkan, Atasoy Müftüoğlu, Mehmet Okuyan ya da Bilge lider Aliya Izzetbegoviç paylaşan bir Fetöcü gördünüz mü?

Bu paylaşımları yapıp, aklını kiraya verebilecek entelektüel bir Müslüman düşünebiliyor musunuz? Ki bu insanın geçmişi Milli Selamet Partisi geleneği ile başlayıp, daha sonra AK Partiye kaymıştır (onu tanıyan herkes bilir). 28 Şubat sürecinde rahmetli Erbakan Hocamızı nasıl alaşağı ettiklerini gören ve bu yapının da desteği ile darbe yapan bu insanlara nasıl muhabbet besler ve onlara destek olabilir ki?

Bu süreç zarfında bulunduğumuz her ortamda “abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun” dedik. Görülen o ki mazlumun sesini duyan, iyiliği ve adaleti ayakta tutmaya çalışan şükür ki insanlarda var; ama şimdiye kadar arkalarında durup desteklediğimiz yetkililerin, mağduriyetlerin giderilme noktasında kulaklarını bu duruma tıkamış olması bizleri derinden üzmekte ve kırmaktadır.

"DEVLETİN DİNİ ADALETTİR"

Söylenmesi gereken şeyleri bizler ailesi olarak elbette söylemezsek önce Allah’a, sonra canım abimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirememiş oluruz. Yaşadığımız bu iki ayı geçkin sürede mağdur olan bu insanlara karşı hukukun iyi işlemediğini tecrübe ettik. Dosyadaki eksikliklerden dolayı, delillerin karartılması ve kaçma ihtimali bahane edilerek önce içeri atıldı. Tutukluluğa itiraz ettiklerimizde ise beklenen yazışmalardan cevap gelmediğinden dolayı işleme alınmadı. Ama bu süreç zarfında ülkem yeni bir hukuk kavramı ile karşılaştı. Seçkinler ve Damatlar Hukuku. Bizler, bize bir ayrıcalık tanınsın istemedik. İstediğimiz tek şey dosyamızın hızlı bir şekilde araştırılıp karara bağlanması ve yeni mağduriyetler üretilmemesi idi. Yaşadığımız bu süreçten dolayı mahkemelere atadığımız savcılarımız o kadar genç ki; bir karar verirken baskıdan çekinmeden, dosyaya bakarak karar verebilmesi imkânsız gibi gözüküyor. Çünkü biliyor ki; masum bir kişi dahi olsa onu tahliye ettiğimde hakkımda ya bir kovuşturma açılır, ya açığa alınırım, ya sürülürüm ya da içeri girerim korkusunu yaşamaktadırlar. Bu savcı ve hâkimler ne kadar sağlıklı bir karar verir, varın siz düşünün. Hele ki ilk duruşmamızda tam bir hukuk faciası yaşadık. 2 ayı geçkin bir sürede dosyaya suçlamaya ek belge olarak, bir tane dahi bilgi dosya eklenememişken, istenilen tüm belgelerde dosyaya eklenmişken;

Mahkeme Başkanının; "tamam dosyana her şeyi güzel bir şekilde koymuşsun, anlattıklarına da inanıyorum; ama benim için bu dosyanın bir önemi yok! MİT’ten gelen bu ByLock listesi benim için önemli" dedi. Güler misiniz, ağlar mısınız? O zaman neden bu kadar kuruma yazı yazıp dosya istediniz. Buna BTK’ da dâhildir. BTK’ dan gelen HTS ve NAT kaydı raporu neden incelemeye dahi gerek duyulmaz? Eğer bir Ortaoyunu kurulmuş, bizlerde figüran olarak ortaya sürülmüşsek, formaliteden bir mahkemeye yapmanın anlamı nedir? Bu yaşanana şahitlik edecek avukatımızda dâhil en az 4 kişi varız. Bir mahkeme başkanı dosyanın önemi yok, dedikten sonra neden mahkeme yapılır o zaman. Kendi istedikleri kurum ve kuruluşlardan bir tane bile abimizin aleyhine olacak bir bilgi veya belge koyamamışken bu yargılamanın adilliğine nasıl bakarız ve sessiz kalırız. Mahkeme esnasında Hâkim Beyin telefonu ile uğraşmasından tutun, sağına soluna bakınıp oflamalar, puflamalar, saçını kaşımalar,... Kısaca Hâkim Beyimiz karşısındakini dinlerken bile adam yerine koyma zahmetinde bulunmuyor. Duruşma esnasında 51 yıllık hayatının 35 yıllık bölümlerinden duruşu, kimliği hakkında bilgiler verip, bu yapıyla yanyana gelmediğini ve siyasi olarak da asla gelemeyeceğini belirtmesine rağmen;

Hâkim Beyin ısrarla; "sen telefonuna ByLock uygulaması neden indirdin? Neden mesajlaştın?" sorusunu yöneltmesine karşın abimizin verdiği cevap karşısında, Hâkim Beyin verdiği öfke görmek istemediğimiz bir tutumdu.

Abim; "Hakim Bey, bir empati yapalım. Benim yerimde siz olun, bir MİT Raporu ile hakkınızda 4 tane mesajlaşma ile suçlamaya maruz bırakıldınız, kendinizi nasıl savunursunuz. Olmayan bir şeyi nasıl kelimelere döküp savunma yapardınız. Kaldı ki sizlerin de gördüğü gibi, geçen bu süre zarfında dosyaya ne bir delil, ne bir belge koyamadınız, olmayan bir şeyi de koyamayacaksınız da. Ama masumiyetimi ispat eden onlarca belge ve bilgi olmasına rağmen tarafınızca hiçbiri dikkate alınmamaktadır. Eğer bir bilgi veya belge veya bir şahit dahi bulursanız verilecek cezanın en üst sınırından ceza vermenize hiçbir itirazım olmayacak. Demesi ile bile birlikte Hâkim Beyin; “Haddini bil! Mahkeme Başkanı benim, sen mi beni yargılıyorsun, ben mi seni yargılıyorum. Hakkında MİT raporu var. 4 Mesajlaşma olmuş, sen istediğin kadar bilgi ve belge sun, beni bağlayan tek şey bu 4 mesaj vardır, sözü bağlar.” demesi mahkemenin ne kadar tarafsız(!) yargılama yaptığının bir göstergesidir.

Eğer MİT’in verdiği bu ByLock listesi doğru olsaydı, şu an abimin yargılanması için hazırlanan dosyaya bir bilgi veya belge dahi konulamaz mıydı? Bank Asya, Gazete ve Dergi Aboneliği, Dernekler Masası, Kızların okuma sürecinde dershane, okul ve üniversite bağı, kendisinin ve eşinin bağlantıları, yurt dışına çıkış yapıp yapmadığı araştırılmasına rağmen bir bağlantı ve suç unsuru teşkil eden duruma rastlanmaz mıydı? Emniyet raporu da varken bir yanlışlık olabileceğini Hâkim Beye anlatmamıza rağmen, karşımızdakinin bizi dinleyecek, masumsak ta gereğini yapacak, sağlıklı bir yargılama merciini görmemekteyiz.

Kırgınız ve kızgınız, dünyadaki bırakmaya korktuğumuz bu sıcak koltuklarımız kalıcı değil; Ahiret var, unutmayalım! Bu mağduriyetlere ses olalım, yeni mağduriyetler yarattırmayalım.

SUÇLAMAYA MARUZ KALAN KİŞİ:

UĞUR DURSUN

KAYSERİ ORMAN BÖLGE MÜDÜR YARDIMCISI

(Daha önceki görevi İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü İl Fidanlık Müdürü idi. Kayseri’ye tayin isteme sebebi ise; yaşlı anne ve babasının son dönemlerinde yanlarında olup, onların hayır ve dualarını almaktı. Ancak anne ve babanın gözlerinin önünde, evinden alınarak onlara öyle acı çekmelerine sebep oldu ki devletimiz, babamız yüksek tansiyon, şekerden dolayı göz arkasındaki damar kanamasından dolayı da tedavi görmeye başladı.)

HAKSÖZ HABER
Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2017, 17:53
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5