Darbeyi Akar'a Tebliğ Eden Mehmet Dişli Savunmasını Yaptı

Genelkurmay Karargahı davasında Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Dişli savunmasını yaptı.

Darbeyi Akar'a Tebliğ Eden Mehmet Dişli Savunmasını Yaptı
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı'nda yaşanan eylemlere ilişkin, aralarında sözde Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin de yer aldığı 221 kişinin yargılandığı davada savunmasını yapan eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli, "Tanık Hulusi Akar, benim yıllarca birlikte çalıştığım komutanımdır. Olayların nasıl geliştiğini, benim çabalarımı, ona nasıl sekreterlik yaptığımı, darbecileri nasıl ikna etmeye çalıştığımızı en iyi kendisi bilmektedir. Yaşadığı travmatik olayların etkisi altında beni yanlış anlamış da olabilir, çabalarımı yanlış değerlendirmiş de olabilir. Ancak geçen süre içerisinde yaşadığımız olayları çok daha makul, mantıklı değerlendireceğine inanıyorum." şeklinde savunma yaptı.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki salonda görülen duruşmaya, sanıklar, avukatları ve müştekiler katıldı.

Darbe girişimi gecesi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın, makam odasına girerek kendisine "Komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız. Taburlar, tugaylar yola çıktı. Biraz sonra göreceksiniz." diyerek darbeyi tebliğ eden isim olarak bilinen Dişli, hayatının hiçbir döneminde FETÖ'ye dahil olmadığını, görev yaptığı süre boyunca örgütün hedefinde yer aldığını iddia etti.

Sanık Dişli şunları kaydetti;

"2011'de 2 yıl gecikmeli tuğgeneralliğe terfi ettirilerek, 66. Mekanize Tugay Komutanlığına atandım. 2012'de Genelkurmay Başkanlığında yeni teşkil edilen Proje Yönetim Daire Başkanlığına atandım. Bu da o dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı olan Orgeneral Hulusi Akar tarafından yapılmıştır. TSK'nın yeniden yapılandırılması için teşkil edilen bu birime atanacak general rütbesinde başka TSK personeli olmaması için 2015'te de tümgeneralliğe terfi ettirilmiş olmama rağmen bu göreve devam ettirildim. Kariyerimdeki hiçbir başarı ve ödülüm herhangi bir yapının parlatması ya da şişirmesi olarak nitelendirilemez. Atamalarımın bir yapıyla bağlantılı olmadığının en önemli kanıtlarından biri de birçok göreve Sayın Hulusi Akar'ın imzası ve dahliyle getirilmiş olmamdır. Tarafıma ait ödül belgeleri incelendiğinde bu ödüllerin çoğunda FETÖ tarafından hedef alınan Balyoz ve Ergenekon süreçlerinde hapsedilmiş, laik kimlikleri ön planda olan komutanların imzasının olduğu görülecektir. FETÖ yapısıyla irtibatlandırılan fiillerden hiçbirisi bünyemde yer almamaktadır. Ben hiçbir zaman ibadetlerimi gizli yapmadım, muhafazakar aileden geldiğimi herkes bilir. Çocuklarımın bu yapıya ait okul ya da dershanelerle ilişkisi olmamıştır. Örgütün hiçbir biriminde görev almadım, kod adı kullanmadım, özel haberleşme kanalları ByLock vesaire kullanmadım. Kaynağını açıklayamadığım hiçbir para kullanmadım. Kimseye himmet vermedim, sohbet toplantılarına katılmadım, kurban vermedim. Zaman gazetesi ve benzeri yayın aboneliklerim olmadı. Bank Asya'da hesabım bulunmamaktadır. Örgütle bağlantılı hiçbir kurumla ilgim bulunmamaktadır. Benim bağlı olduğum tek hiyerarşik yapılanma Türk Silahlı Kuvvetleri olup, hiçbir terör örgütü üyesi unsuruna haiz değilim. Aksine uzun yıllardan beri bu yapılanmanın hedefindeyim."

İddianamede Yurtta Sulh Konseyi'nin kimlerden oluştuğuna dair herhangi bir belgenin olmadığının belirtildiğini ifade eden Dişli, "Bu konseyin üçüncü sıradaki üyesi olarak gösterilmemin hiçbir dayanağı yoktur. FETÖ ile hiçbir iltisakım yoktur. İddianamede Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin örgütün en üst düzey yöneticileri tarafından belirlendiği ifade edilmektedir. Benim sivil, resmi imam, abi vesaire ile hiçbir irtibatım saptanamamıştır. Örgütün hiçbir ferdiyle iletişimim tespit edilememiştir." dedi.

15 Temmuz gecesi

Sanık Dişli, iddianamede darbeyle ilgili harekatın 15 Temmuz günü saat 20.02'de başladığının kabul edildiğini, Genelkurmay Karargahı'nda saat 17.30 gibi başlayan olağanüstü gelişmelere rağmen kendisinin karargahtaki odasında olaylardan habersiz olarak çalıştığını öne sürdü.

Darbenin fiilen başlamasından 5 dakika sonra karargahtan ayrılarak lojmanına gittiğini belirten Dişli, saat 20.35'te Orgeneral Akar'ın müsait olduğu ve kendisini beklediğinin bildirilmesi üzerine de saat 20.35'te lojmanından ayrılarak, saat 20.45'te karargaha geldiğini, 3 dakika sonra da Akar'ın bulunduğu kata çıktığını kaydetti. Sanık Dişli, o gece yaşananları şöyle anlattı:

"Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili çalışmamı 18 Temmuz tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı'na arz etmeden önce Sayın Genelkurmay Başkanımıza bilgi sunmam ve görüşlerini almam gerekiyordu, karargaha bu amaçla gitmiştim. Geldiğimi Yarbay Levent Türkkan'a bildirdim. Komutanın odasına gitmek isterken silahla rehin alınarak, bir odaya alınıp, önüme bir boş kağıt ve kalem bıraktılar. 'Silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğu, Yurtta Sulh Konseyi'nin kurulduğu, bildirinin yakında okunacağı, karşı çıkanların etkisiz hale getirileceği, komutanın onlarla birlikte olmasını istediklerini' not ettirdiler. 'Sizi tanır, güvenir yoksa ikinizi de paketleyerek götüreceğiz' dediler. Bu talepleri kartlara not ettikten sonra beni komutanın odasına soktular. Kartlara yazdırılan notları komutana okudum, önce ciddiye almadı. Bu arada Karargahtan silah sesleri gelmeye başladı. İkinci Başkan Yaşar Paşa'nın emir subayının vurulduğunu öğrendik. Gelişmeler vahim bir hal almıştı. Bir süre sonra aniden içeri giren bir ekip onu etkisiz hale getirip, kelepçelemeye başladı. Silah ve uçak gürültüleri yoğunlaşınca. Komutanın emin bir yere alınmasını önerdim. Bir süre sonra da bir helikopterle komutan, ben ve birkaç silahlı kişi helikopter ile ayrıldık. 20 dakika sonra indiğimiz yerin Akıncı Üssü olduğunu öğrendim."

Mahkeme Başkanı Oğuz Dik'in, yaşananları daha ayrıntılı anlatmasını istemesi üzerine sanık Mehmet Dişli, Hulusi Akar'ın makamına gittiğinde özel kalemde bir süre oturduğunu, Levent Türkkan'a "Ben geldim" dediğini, kendisinin orada bir süre bekletildiğini, oyalandırıldığını söyledi.

 "Karargahta ilk rehin alınan kişi benim"

Genelkurmay Karargahı'nda ilk rehin alınan kişinin kendisi olduğunu savunan Dişli, özel kalemde Levent Türkkan'ın bulunduğunu ancak kendisini rehin alanların birden içeri girdiğini, o kişileri kimin, ne zaman çağırdığını bilmediğini kaydetti.

Akıncı Üssü'ne gittikten sonra Hulusi Akar'ın darbecileri giriştikleri maceradan vazgeçirmek için Akın Öztürk'ten talepte bulunduğunu, Öztürk'ün bunu başaramadığını, kendisinin ise Orgeneral Akar'ın yanında yer alarak ona sekreterya görevi verdiğini ileri süren Dişli, "Komutanın taleplerini orada bulunanlara ilettim. Polis-asker çatışmasına engel olunmasını, harekatın silahlı kuvvetlerce durdurulması gerektiğini, Komutana, Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüşerek onları ikna etme imkanı tanınmasını aksi halde inisiyatif kullanmaya imkan kalmayacağını anlattım. 'Değerlendirelim' dediler. Bunun üzerine Komutan ile bir planlama yaptık. Karargaha gidecektik, TSK'ya bir duyuru yaparak emir komutanın devralındığını, birliklerin kışlalara dönmelerini, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın polise emir vererek geri çekilmelerini sağlamalarını, idari, askeri adli işlemlerin devreye sokulmasının uygun olacağına karar verdik." diye konuştu.

Taleplere darbecilerden sadece 1-2 kişinin karşı geldiğini, kendilerine verilen helikopter ile karargaha gitmek için hazırlandıklarını, bu sırada Başbakanlık Özel Kaleminden Çankaya'ya gelinmesinin uygun olacağının bildirildiğini ve Çankaya Köşküne geçtiklerini ifade eden Dişli, "Komutan ile helikoptere bindik. Hareket ederken helikopterde yorgun vaziyette arkasına yaslanmış oturuyordu. Bana döndü, 'Sağol evlat. Hazırlık yaptın mı? Ne diyeceğiz, ne yapacağız oraya gittiğimizde?' dedi. Ben de 'Komutanım olanları anlatacağız, sizin için buradayım.' dedim. Saat 08.30'da oradan hareket ettik, 09.30 gibi Çankaya'ya inmiştik." dedi.

Sanık Mehmet Dişli, "Tanık Hulusi Akar, benim yıllarca birlikte çalıştığım komutanımdır. Olayların nasıl geliştiğini, benim çabalarımı, ona nasıl sekreterlik yaptığımı, darbecileri nasıl ikna etmeye çalıştığımızı en iyi kendisi bilmektedir. Yaşadığı travmatik olayların etkisi altında beni yanlış anlamış da olabilir, çabalarımı yanlış değerlendirmiş de olabilir. Ancak geçen süre içerisinde yaşadığımız olayları çok daha makul, mantıklı değerlendireceğine inanıyorum." ifadesini kullandı.

Genelkurmay Başkanlığının olaylara ilişkin tahkikat raporunun yanlış olduğunu savunan Dişli, iddianamenin de böyle bir rapora dayandırılarak hazırlandığını, tahkikat raporlarıyla cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, yüksek yargı organlarının başkanları gibi üst düzey bürokratların da suçlanabileceğini ileri sürdü.

Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü'nün ifadelerini de reddeden Dişli, "Ben Genelkurmay Başkanının odasındayken bu tanığın elleri, ayakları, gözleri bağlı olduğu halde Karargah ve Akıncı Üssündeki olayları anlatması sadece Aziz Nesin'lik bir olaydır." dedi.

Levent Türkkan'ın da kendisi hakkındaki beyanları günlerce aç, susuz, uykusuz ve çıplak bırakıldıktan sonra verdiğini savunan Dişli, Türkkan'ın bağımsız yargı önünde gerçeği anlatacağına inandığını söyledi.

Sanık Mehmet Dişli, "Örgüt ve konsey üyeliğimi kanıtlamaya gerek görmeden zan, tahmin, varsayımı kanıt kabul ederek binlerce sayfalık iddianame hazırlanması yargılama ile savunmanın zora sokulması hukukun iflasıdır. Buna rağmen ben ülkemde namuslu, yetenekli hakim ve savcılarımızın var olduğunu biliyorum. Onların takdir hakkına saygı duyuyor, suçsuzları mahkum etmeyeceklerine inanıyorum. Adaletin, rejimin namusu olduğunu biliyorum." diye konuştu.

Dişli, çapraz sorgusuna geçilmeden önce tahliyesine karar verilmesini talep etti.

Muhabir : Kadir Karakuş,Kemal Karadağ,Ertuğrul Subaşı
Yayınlayan : Emine Konuk
************************************************************************************
29.05.2017 19:44:49
************************************************************************************
Genelkurmay çatı davası

- FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı'nda yaşanan eylemlere ilişkin, aralarında sözde Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin de yer aldığı 221 kişinin yargılandığı davanın altıncı günü, sanık savunmalarıyla tamamlandı - Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yarın görülecek duruşmada, eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli ve eski Tümgeneral Kubilay Selçuk'un savunması alınacak

ANKARA (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı'nda yaşanan eylemlere ilişkin, aralarında sözde Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin de yer aldığı 221 kişinin yargılandığı davanın altıncı günü, bazı sanıkların savunmalarıyla tamamlandı.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'ndeki salonda görülen davanın yarın yapılacak duruşmasında, eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli ve eski Tümgeneral Kubilay Selçuk'un savunması alınacak.

Darbe gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mesaj sisteminden gönderilen sıkıyönetim belgesinde imzası olan, suç tarihinde Personel Plan Yönetim Daire Başkanı olarak görev yapan eski Tuğgeneral Mehmet Partigöç, savunmasını tamamladı.

Sanık Partigöç, Genelkurmay Başkanlığında ele geçirilen sırt çantasında, küçük kağıtlara elle yazılmış, "1. Sevgili es¸ime ve kızlarıma, hayatım, u¨lkem ve milletim ic¸in mu¨cadele ile gec¸ti. 2. Geldigˆimiz as¸amada u¨lkemizin ko¨tu¨ gidis¸ine dur demek de bize du¨s¸tu¨. 3. Hakkınızı helal edin." diğeri ise "Canım es¸im, seni gerc¸ekten her s¸eyden c¸ok sevdim. Ama bu bas¸kaldırıyı yapmasaydım da beni hayatımın sonuna kadar hapse atacaklardı, beni affet." ifadelerini içeren notların kendisine ait olmadığını iddia etti.

Mehmet Partigöç, "Bir darbe oluyor, ben darbenin en üst makamıyım öyle iddia ediliyor. Artık başarısız olduğu ortaya çıkmış, ben bir not yazıyorum, 'Darbeyi ben yaptım' diye ve bunu ortalıkta bırakıyorum. Bu akla mantığa uyan bir şey değil." diye konuştu.

Telefon görüşmelerini içeren HTS kayıtları hakkındaki iddialara da yanıt veren Partigöç, o gece tanımadığı hiç kimseye telefonla bilgi vermediğini, tanıdıklarına da "Bilmiyoruz, biz de araştırıyoruz" dediğini, kimseyle herhangi bir bilgi paylaşmadığını ileri sürdü.

- "Teyzemi ziyaret ettim"

Partigöç, Genelkurmay İdari Tahkikat Raporu'nda da hakkında örgüt üyesi olduğuna ilişkin maddi bir delil bulunmadığını, raporun, hakkında medya operasyonundaki bilgiler, bu bilgilerden kaynaklı MİT'in gönderdiği liste ve emniyetin gönderdiği bilgilere dayandığını öne sürdü.

Firari Adil Öksüz başkanlığında darbenin planlanması için düzenlenen toplantılara katıldığı yönündeki iddiayı da reddeden Partigöç, "6, 7, 8, 9 Temmuz 2016 günlerinde Ankara Konutkent'te bulunan villada yapılan toplantılara aktif olarak katıldığım iddia ediliyor. Bu tarih bayramın 2, 3 ve 4. günü. Ben o tarihlerde Ankara'da akrabamız çok, bayram hareketli geçiyor. Ayın 5'i sabahı teyzemi ziyaret ettim. Sonra eşimin ablasına uğradık, eve döndük. Öğleden sonra eşimin ablası geldi, evdeydik. Akşam annemi görmek üzere yola çıktım. Polatlı'ya giderken bir helikopter kazası olduğunu duydum. Giresun bölge komutanının helikopteri... Geri döndüm. Gece harekat merkezine gittim. Gece 3'e kadar çalıştık. Ertesi gün cenaze vardı.GATA ve Kocatepe'ye gittik. Ayın 7'sini çok hatırlamıyorum. 8 ve 9'unda çalıştığımızı net hatırlıyorum" savunmasını yaptı.

Partigöç, 58. Topçu Tugay Komutanı Tuğgeneral Murat Aygün'ü arayarak "harekete geçin" talimatını verdiği iddiasını da yalanlayarak, "O gece görüştüm ama ilk ben aramadım. Ben bir yanlışlık eseri onun tuşuna basmış olabilirim. Birkaç Murat varken o Murat'ın telefonuna basmış olabilirim. 'Beni aramışsın' dedi. 'Ben seni aramadım, arayacak durumda da değilim. Burada bir karışıklık var, onu çözmeye çalışıyorum' dedim. 'Bizimle ilgili bir durum var mı?' dedi. 'Kendi amirlerinize sorun' dedim. O gece kimseyi Genelkurmay Karargahı'ndan arayıp da şunu yapın demedim. Görüşmemiz bu." dedi.

- "10 aydır bunu düşünüyorum"

Yurtta Sulh Konseyi üyesi olduğu iddiasını da yalanlayan Partigöç, "Peki darbeyi kim yaptı. Ben de 10 aydır bunu düşünüyorum. Ulaştığım sonuç şu, kendimle ilgili, hiçbir şey yokken önce fetösavar diye bir site kurdular, oradan belli isimleri servis ettiler. Bu da algı operasyonunun bir parçası." diye konuştu.

Partigöç, savunmasının sonunda mal varlığına konulan tedbirin kaldırılmasını talep etti, tahliye ve beraatına karar verilmesini istedi.

- Partigöç'ün çapraz sorgusu

Sanık Mehmet Partigöç'ün savunmasının ardından çapraz sorguya geçildi.

Mahkeme Başkanı Oğuz Dik, Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler'in ve diğer rütbelilerin başına çuval geçirilirken kendisine niye bir şey yapılmadığını sorması üzerine Partigöç, "Onlara sormak lazım. Ben Fırat Alakuş'u tanıyorum. Özel kuvvetçilerin de çoğu tanır beni. Onun için olabilir, tanıdıkları için olabilir." yanıtını verdi.

Partigöç, Dik'in "Genelkurmay Karargahı'nda o gün kim ne taraftaydı?" sorusunu ise "Açıkçası darbe bildirisi okununca bunun emir komuta zinciri içinde olduğunu düşündüm. Çünkü ikinci başkanın derdest edildiğini görmedim." diyerek yanıtladı.

"Emir komuta zinciri içinde olduğunu düşünerek darbeye iştirak mı ettiniz?" sorusu üzerine de Partigöç, "Hayır etmedim. Onu emri veren, yapan kimse sorumlusu o dur. Ortada nötr durmayı... Çünkü ben silahı olmayan bir şahısım sadece. Anca çatışmayı engelleyebilirim." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, o dönem Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı ile samimi olduğunu söyleyen Partigöç'e, onu durumun mahiyetini sormak için niye aramadığını sorması üzerine Partigöç, özel kuvvetlerin durumunu sorgulamadığını söyledi.

- Bülent Aydın'ın şehit edilmesi

Avukat Aydın'ın sorusu üzerine, Partigöç, Genelkurmay Karargahı'nda şehit edilen astsubay Bülent Aydın'ı tanığını söyledi.

Hüseyin Aydın'ın, "Genelkurmay bahçesinde daha önce tanıdığınız bir TSK mensubu şehit ediliyor ve siz de sadece reviri aramakla yetiniyorsunuz. Bu çok olağan bir olay mı Genelkurmay Bahçesinde bir astsubayın şehit edilmesi?" şeklindeki soru üzerine de "Şehit olduğunu bilmiyordum. Daha sonra cezaevindeyken öğrendim." dedi.

Aydın'ın, "Yaralandığını farz edelim ateşli silahla" demesi üzerine de Partigöç, "Dost ateşi olduğunu düşünüyorum." diye konuştu. Sanık Partigöç, Aydın'ın, "Nasıl bir dost ateşi?" olduğunu sormasına karşılık ise "İkisi de TSK personeli dost ateşi oldu aynı birlikten." dedi.

Partigöç, bir sanık avukatının "Darbe gecesi Genelkurmay Başkanlığına giren tankların içeri girmesine siz izin vermişsiniz? Nereden gördünüz?" sorusuna ise "Kameralardan" yanıtını verdi.

Duruşmaya yarın, eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli ve eski İzmiri Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanı Tümgeneral Kubilay Selçuk'un savunmasının alınmasıyla devam edilecek.

Muhabir : Serdar Açıl,Ertuğrul Subaşı,Aylin Sırıklı
Yayınlayan : Tamer Toğanaş
Genelkurmay çatı davası

- FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı'nda yaşanan eylemlere ilişkin, aralarında sözde Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin de yer aldığı 221 kişinin yargılandığı davaya sanık savunmalarıyla devam edildi - Sanık Hakan Evrim: - "(Adil Öksüz'ün Akıncı Üssü'nde yakalanması) Üsse girse, kamera kayıtları olurdu. Dolayısıyla böyle bir şey vaki değildir. Üssümüzde bulunmadığını değerlendiriyorum" - Darbe gecesi TSK mesaj sisteminden gönderilen sıkıyönetim belgesinde imzası olan suç tarihinde Personel Plan Yönetim Daire Başkanı olarak görev yapan eski Tuğgeneral Mehmet Partigöç, mesajları hiç görmediğini ileri sürdü, evinde bulunan 1 doların, eşinin yurt dışı gezisinden kalan para olduğunu iddia etti - Partigöç: - "O beni zannetmiş olabilir ama ben şuna inanıyorum, İlhan Talu FETÖ'cü değil"

ANKARA (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı'nda yaşanan eylemlere ilişkin, aralarında sözde Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin de yer aldığı 221 kişinin yargılandığı davaya sanık savunmalarıyla devam edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki salonda görülen duruşmaya, sanıklar, avukatları, müştekiler katıldı.

Darbe girişimi gecesi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'a, alıkonulması sırasında "Sizi kanaat önderimiz (Fetullah Gülen) ile görüştürebiliriz" dediği belirtilen eski 4. Ana Jet Üs Komutanı Hava Tuğgeneral Hakan Evrim savunma yaptığı duruşmaya, öğle arasından sonra çapraz sorgu yapıldı.

Başbakanlık Vekili Avukatı Süleyman Ayhan'ın, kalkışma esnasında filosunda kullanılan uçak olup olmadığını sorması üzerine Evrim, üsten uçaklar kalktığını ancak kaç tane olduğunu ya da kimin uçtuğuna dair bilgisi olmadığını savundu.

Ayhan'ın başta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar olmak üzere derdest edilen rütbelilerin neden Akıncı Üssüne getirildiğini sormasına karşılık da Evrim, nedenini bilmediğini savundu.

Evrim, Mahkeme Başkanı Oğuz Dik'in, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile aynı odada bulunurken, kendisinin enterne edildiğini niye söylemediğini sorması üzerine de Genelkurmay Başkanının konumunu, düşüncesini bilmediğini, bu sırada hiçbir şeyden de haberi olmadığı cevabını verdi.

İzmir'de yurtta kalırken Fetullah Gülen tarafından yetiştirildiği iddialarını da kabul etmeyen Evrim'e daha sonra savunma avukatları soru yöneltti.

Akın Öztürk'ün avukatı Hicabi Durmuş'un, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'a, sanık Akın Öztürk'ün, darbecilere katılması şeklinde bir ikna girişimi olup olmadığının sorulmasını karşılık Evrim, "Hayır olmadı." yanıtını verdi.

Sanık avukatlarından Yusuf Şimşek'in, o gün kullanılan uçak ve helikopterlerin silah envanterindeki daha etkili bombalar atılmış olsaydı, hedeflerin şaşıp şaşmayacağı ve bombalanan yerlerde daha fazla hasar olup olmayacağı sorulan Evrim, hedef ve bombanın düşünülmesi gerektiğini ancak o sırada emir verenlerin neyi düşündüğünü bilmediğini anlattı. Evrim, "Ancak hava kuvvetlerimiz, (salondaki havalandırma ızgarasını göstererek) havalandırma deliğinden içeri bomba sokabilecek hassasiyete sahiptir." dedi.

Avukat Ceyhan Mumcu da 15 Temmuz'un kilit isimlerinden Adil Öksüz'ün ilki 27 Aralık 2015'te olmak üzere 12 kez Akıncı Üssünün bulunduğu Kazan'da görüntü verdiğinin söylendiğini belirterek, "Adil Öksüz'ün Akıncı Üssüyle ilişkisi, bağı nedir? Gerçekten 12 kere bu üsse gelmiş midir? Gelmişse üs komutanının haberi olmamış mıdır, olmamışsa komuta ve liderlik zaafiyeti var mıdır?" şeklindeki sorusuna karşılık da Evrim şöyle konuştu:

"İddianamede bildiğim kadarıyla Kazan ilçesine geldiği söyleniyor. Kazanla bizim üssümüzün arası yaklaşık 20 kilometre. Dolayısıyla ilintisi yoktur. Bizim üsse girişin, kimlerin hangi prosedür uygulanarak gireceği bellidir. Üsse girse, kamera kayıtları olurdu. Dolayısıyla böyle bir şey vaki değildir. Üssümüzde bulunmadığını değerlendiriyorum. En azından benim haberim yok."

Partigöç'ün savunması

Genelkurmay çatı davasının altıncı gününde Hakan Evrim'in ardından Sözde Yurtta Sulh Konseyi üyesi, eski Genelkurmay Personel Plan Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Mehmet Partigöç'ün savunması alındı.

Emniyet ve savcılıktaki ifadesinde FETÖ ile uzaktan yakından alakasının olmadığını, sadece o gece Karargah'ta çatışma ve kargaşayı engellemeye çalıştığını öne süren Partigöç, hakim karşısında da hakkındaki iddiaları reddetti.

Özel Kuvvetler Komutanlığında (ÖKK) görevli iken kumpas davası mağdurlarından emekli Albay Levent Göktaş, emekli Korgeneral Engin Alan gibi isimlerin, kendisinin sicil amiri olduğunu aktaran Partigöç, "Benimle ilgili bir tespitleri olsa o dönemde kayda geçirmemeleri mümkün mü?" diye sordu. Sanık Partigöç, amiri Levent Göktaş'ın önerisiyle ÖKK'dan karargaha görevlendirildiğini savundu.

Tamamen TSK'nın tayin sistemi içinde, hakkında şaibe olmayan kişilerin içinde bulunduğu süreçte Genelkurmay Karargahında görevlendirildiğini ileri süren Partigöç, kumpas davaları döneminde, CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek'e ait olduğu ileri sürülen, Ergenekon davasında delil kabul edilen ıslak imzalı belgenin "askeri yazışma kurallarına uygun olmadığı" yönünde bilirkişi raporu verdiğini ileri sürdü. Partigöç, bu nedenle Mehmet Baransu'nun kendisini sahte bilirkişilikle itham ettiğini savundu.

Mehmet Partigöç, Daire başkanlığı görevinin üçüncü yıla uzatılması nedeniyle 15 Temmuz darbe girişiminden 6-7 ay önce hakkındaki iddiaların ortaya atıldığını, "FETÖSAVAR" adlı internet sitesinde FETÖ'cü olduğu yönünde iddiaların yer aldığını söyledi. Hakkındaki iddialar çıkınca, sicil amirlerine istifa etmek istediğini söylediğini, ancak göreve devam etmesinin istendiğini iddia eden Partigöç, "İsmimin sürekli kullanıldığının, sıkışan herkesin 'Partigöç'ten emir aldık' dediğinin farkındayım. Mahkemeniz benden bir darbeci çıkarıcak mı bilmiyorum, ama benden bir FETÖ'cü türetemeyeceklerini bilmiyorum" savunmasını yaptı.

"Tatbikat dediler"

Darbe girişimi günü normal mesaisine başladığını, Yüksek Askeri Şura toplantısı nedeniyle çalışmaların yoğun olduğunu anlatan Partigöç, karargahta saat 21.00'den itibaren bir hareketliliğin başladığını, elinde silahla mevzi alan askerleri gördüğünü, bazı askerlerin de plastik kelepçeyle ellerinin bağlı olduğunu ifade etti.

Ne olduğunu sorduğunda tatbikat yapıldığı bilgisini aldığını iddia eden Mehmet Partigöç, o gece komuta katına 4 kez giriş yaptığını, bu sırada Yaşar Güler'in emir subayının kendisine "bir mesaj geldiğini hemen yayınlanması gerektiğini söylediğini" ileri sürdü. Yaşar Güler'in makamına ilk gittiğinde müsait olmadığının söylendiğini, ikinci kez gittiğinde ise Akıncı Üssü'ne gittiğinin belirtildiğini aktaran Partigöç, Personel Başkanı İlhan Talu'nun odasına geçtiğini, ışıkların sönük, kapısının kapalı olduğunu gördüğünü belirtti. Partigöç, mesajıyla ilgili "Bana emir veren kimse yok, Yaşar Paşa emir gönderdiyse gereğini yapın" dediğini ileri sürerek, kamera kayıtlarını izleyerek olayların ne olduğunu anlamaya çalıştığını ileri sürdü.

Gece boyunca amirlerinden kimsenin kendisini aramadığını, 16 Temmuz sabah saat 10.00 sıralarında, İlhan Talu'nun kendisini arayarak, karargahtaki personelin savcılara teslim olması emrini verdiğini, bu emri personele ilettiğini anlatan Partigöç, ardından kendisinin de tutuklandığını ifade etti.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mesaj sisteminden gönderilen sıkıyönetim belgesinde imzası bulunduğunu kabul etmeyen Partigöç, "Mesajları hala görmedim, şu ana kadar daha görmüş değilim. Mesajları alanların hiçbirisi beni arayıp 'bu nedir' diye sormuyor, herkes kendini aklamaya çalışıyor. O saate bunun emir komuta zinciri içinde olduğuna inananlar vardı, ki ben de ona inandım, sonra iş bu noktaya gelince FETÖ'cü darbeydi... Algı oluşturmak kolay, herkes suçluyor, darbe girişimin arkasındaki hangi üst akılsa başarısız olacağı belli. Bunun için özel tedbirler alınmış, önce bir kısım personelin inanması sağlanmış, sonra bunların FETÖ'cü ilan edilmeleri sağlanmıştır." iddiasında bulundu.

"Suratım hep kırmızıdır"

Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı'nın, ifadesinde, Genelkurmay Karargahı'nda kendisiyle karşılaştığını, "Yüzü de adeta kızamık şekeri gibi kıpkırmızı idi" dediğini hatırlatan Partigöç, "Herkes bilir, benim suratım hep kırmızıdır." dedi.

Partigöç, İlhan Talu'nun kendisinin FETÖ'cü olduğunu söylediğini de hatırlatarak, "O beni zannetmiş olabilir ama ben şuna inanıyorum, İlhan Talu FETÖ'cü değil" iddiasında bulundu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın, karargahtan götürülüşü sırasında orada bulunduğunun da iddia edildiğini belirten Partigöç, "Benim Genelkurmay Başkanı ile bırakın 15 Temmuz gününü, o hafta yan yana geldiğimi gören varsa hakkımdaki bütün ithamları kabul edeceğim. Eğer ben o gece Akar ile yan yana gelmişsem bütün iddiaları kabul edeceğim." savunmasını yaptı.

Evinde 1 dolar bulunduğu iddiasına da yanıt veren Partigöç, eşinin yurt dışı gezisinden kalan 1 dolarların, ilkokul birinci sınıfa giden kızı tarafından annesinden istendiğini savundu. Partigöç, okuldaki derste paraları yeni öğrenen kızının, annesinden aldığı bu parayı çantasına koyduğunu iddia etti.

TRT HABER
Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2017, 21:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5