Havuç

Abone Ol

Dil becerilerini körelten bir çağın içindeyiz. Suskunluk ve muhabbetsizlik gırla gidiyor. Artık gevezelik tacını takmak için çok fazla çaba sarfetmeye gerek yok!

İşin şakası bir yana bu mevzunun şakası yok... Dünyaya gözünü açan, ekranperestliğin mağduru olmaktan kurtulamıyor. Eğitim süreçlerinin sırılsıklam dijital mahkumiyete dönüşmüş olması ise ayrı bir fecaat... Fakat bu nesil dijital dünyaya hazır olmalı diyerek itiraz ettiğinizi duyar gibi oluyorum. Elbette hazır olmalı! Lakin bu şekliyle değil. Geçmiş ile bağları koparacak bir döngüye kısılıp kaldığımızı görmemek işten değil! Yürüyen hafıza kartlarına dönen bir kuşak geliyor. Üstelik her türlü şartlandırmaya müsait! Milli refleksi için için törpüleyen küresel bir dönüşüm belki... Şartlanmış bir topluluk olma yolunda kör-topal yürüyen insanlık âleminin müstesna bir şubesi olarak halimiz tartışmalı...

Emrimize sunulan kolaylaştırıcı herşeyin gün gelip de emir kulu olma ihtimali ise yakıcı bir donduruculukla kabzetmeye yelteniyor ruhlarımızı... Temsil ettiklerimizi teslim etmeyi tabileştiren bir kördöğüşü... Plastik leğen karşılığı çerçiye 5 şinik buğday veren köylü teyzeler misali... "Kıymetölçer" tecrübe aktarımı ile çalışan bir cihaz bu kat'i... Dijital fırtına bu hayati cihazı çalışmaz kılmak da pek mahir... Daldan dökülen yapraklar gibi her birimiz bir yana savruluyor. Ebeveynler çocukları, öğretmenler talebeleri için bir mânâ taşımaz hâle sürgün ediliyor. Kopuşun, kopmak eyleminden de öte bir tesiri var. Kopuş... Akıl ve gönül arasına örülü duvar!

İnsanoğlu çok tuhaf... Yediğini içtiğini "organik" sıfatıyla anmayı çok mühim görür de... "Organik zekâyı" yapay zekânın kirli ayaklarının altına paspas yapar. Hükmettiği zannına kapılarak hükmedilen olduğunu ise aklının ucundan bile geçirmez. Rabbimizin Hucurat suresi 13. ayette bildirdiği "tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık" hatırlatmasının hilafına, herkesi tornadan çıkmış gibi tekleştirmeye kapı açan bu gidiş hayırlı olabilir mi? Adamlar(?) herkesi birbirine benzetmek için bütün fiil ve usulleri üzerimize boca ederken... Mecazen benzetilmek dahi gafleti berhava etmeye yetmiyor yazık!

Hasımların yazdığı senaryolar içinde düğümlenmiş şahsiyetin boynu bükük... Zaafları cicili bicili zarflar eşliğinde istismar eden bir muhatap kalabalığında, mazrufu hakkıyla takdir edecek idrakten yoksun oluş ise sözün bittiği yer... Tam manasıyla ifade edemesek de bu sebepten içimiz içimizi yer... Yiye yiye içini tüketen fertler en nihayetinde birbirini yer! Şu yaşlı dünyaya bakınca bu elim manzara seçilir oluyor yer yer... Havucun karşıkonulmazlığı bu tık nefes koşunun görünen kısmı... Fakat bir farkla... Bu havuç gözü görmez eden bir muhtevaya sahip... O vakit kör kör parmağım gözüne iştiyakıyla söylemeye devam... Belki ârâf ikliminde bir duyan olur. Ne demiş rahmetli Cemil Meriç: "Hazzın kölesi olan ruh, akla düşman kesilir..." Rahmetli Tarık Buğra da galiba bu sebepten bir kitabının adını "Düşman Kazanmak Sanatı" olarak tercih etmiş... Bugün yaşasalardı nasıl bir yankı bulurdu hikmetli kalemlerinde bütün bu hercümerç? Bunu bu dünyada bilemeyeceğiz. Akıbetimizin nereye varacağını bilemediğimiz gibi...

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }