“ Hayatı Okumak “

" HAYATI OKUMAK "

Evlerinin önü bulgur kazanı,

Herkes sever okuyanı yazanı,

Kimse sevmez meyhanede gezeni,

Bu halkımızın çok sevdiği türkülerden bir tanesidir... Türküler aslında bizim insanımızın pusulasıdır. Okumaya yazmaya verilen önemin türkülerde karşılığı böyledir. Konuya akademik pencereden bakıldığında ise internetin Türkiye'de olmadığı yıllarda bir üniversite öğretim üyesinin öğrencilerine yol haritası şöyle olmuştu:

"Kültürlü bir insan olabilmek için olmazsa olmazlardan bir tanesi de şudur. Ayda en az bir kitap, haftada en az bir dergi, günde en az bir gazete okuyabilmektir." Şimdi günümüzde buna bir de internet gibi gayya kuyusu, onlarca televizyon kanalı, yüzlerce radyo eklendi ki, günümüzde her konudan az çok bir şey anlayabilmek için okuyup dinleyip bilgi sahibi olmak neredeyse kumsalda pirinç tanesi aramaya döndü. Şimdi türkülerdeki gibi ne okuyan kaldı, ne yazan...

Etraf meyhane olmasa da, bar denilen, disko denilen, birahane denilen metruk yerlerle doldu taştı...

Hoş bu kadar ileri gitmeyen gençlik de konuya toptan çözüm üretmede geri kalmadı. Okumayı rafa kaldırıp, izlemeyi hoşça vakit geçirmeye indirgeyip, interneti de kişisel merak ve tatmin için yazboz sayfası haline getirerek. İşin kolayı buydu...

Ama okuma yazma konusunu diğer taraftan hocaların hocası Prof. Dr. Sabahattin Zaim, şu enteresan benzetme ile şöyle yorumluyordu:

"Üniversite (gençlik) yılları bir genç için tıpkı bir aracın akümülatörünün dolduruluşu yıllarıdır. Bu yıllarda akü ne kadar iyi şarj edilebilirse o genci geleceğe o kadar iyi taşır. Çünkü elde edilen akü bir ömür kullanılacaktır."

Burada verilen mesajda iki önemli ana nokta var. Birincisi üniversite yıllarında alınacak bilgi ile hayata atılmak ve bir ömür o bilgilerden yararlanılmak... İkincisi de hayata atıldıktan sonra bir daha öğrencilik yıllarında olduğu gibi bilgi edinme şansının olmayışı veya kalmayışı ya da geç kalınmış olabilmesidir.

Bu insan, 2000'li yılların Türkiye'sini yöneten Recep Tayyip Erdoğan gibi nice siyasî ve akademik insan ve lidere hocalık yapmış bir isimdir. Ülkemizde insanların okumaya karşı tembellik gösterdiği doğrudur. Ama tembellik kusuru okumaya ilgisizlik konusunda tek başına insanımızın üzerine yıkılabilecek bir fatura olamaz.

Aksine bu ülkenin insanı okumaya değer bulduğu her bilgiyi okumaktadır. Örneğin Kur’anı Kerim okumayı çocuklarına öğretmek için her türlü engele rağmen bu engeli aşmasını bilmiştir. Kimse hiçbir beşeri güç çocuklarına Kur’an öğretmek isteyen anne babaya engel olamamıştır.

Yani okumaya değer bulduğunu her hal ve şartta bulup alıp okumuş, değer bulmadığını ise "okumuş olmak için okuyanlardan" olmamayı tercih etmiştir.

Okumak denilince hayatı okumak da bunun içindedir ki başarılı olabilmek için buna ihtiyaç vardır. Bunun bugünkü adı gündemi takip etmek olarak söylenmektedir. Gündemi takip edebilmek için insanın önce kendi ilgi alanıyla ilgili konuları sıkı takip etmesi gerekecektir.

Sonra toplumu ilgilendiren ekonomik ve siyasal gelişmeleri mutlaka takip edecektir. Sonra da kendisine rakipleri arasında müthiş bir karizma sağlayacak olan kültür tarih sosyoloji gibi konularla sportif faaliyetlerle ilgilenebilecektir.

Bu tür çok yönlü bir hayatı olmayan insanın, günlük hayatın trendine uyum sağlaması ve gündemi takip edebilmesi mümkün değildir.

Bu çok yönlü hayata uyum sağlayabilmek için televizyonlarda bütün programlan izlese de, bütün haberleri dinlese de, bütün tiyatrolara gitse de, bütün maçları stadyumlardan seyretse de yine bu çok yönlü hayatı yakalayamaz Niye?

Çünkü okumadığı ve bu sebeple haberinin olmadığı sayısız konuyu atlamış olur. Bir konuda, gazete köşe yazarlarının yorumu, dosya konusu olarak inceleyen dergilerin yaklaşımı, konuyu tarihe aktarmak isteyen kitap yazarlarının ve romancıların yorumu hayatı tanımak ve trendine uyum sağlamak için olmazsa olmazlardandır. İnsanın okuma ihtiyaçlarından birisi de dünya klasiklerinin bilgi dağarcığında olmasıdır. Dünyaya bakış açısını balans etmesi ayarlaması açısından çok ama çok önemli bir dokümandır.

Cervantes'in Donkişot'unu okumayan beraberindeki kimsenin Şanso olup olmadığını bilemez. Dede Korkut’u okumayan Kan Turalı'nın kırk yiğidinin övgüsünden haberdar olmaz. İnsanın en önemli yanılgısı da çok yönlü okumaya kendini kapatmasıdır.

Kendi arzu ve istekleri, duygu ve düşünceleri veya inançları haricinde başka çalışmaları okumaz. Buna gerek duymaz. Hatta ısrar ile okumaktan kaçınır. Oysa bu çekingenliği veya reddediciliği ona çok şey kaybettirecektir. Birçok ön yargıdan kurtulamayacaktır. Kendini duygu, düşünce ve inanç yönünden maniple edip etmediklerini anlama imkânı olmayacaktır.

Başarılı insanlar kendisi gibi düşünmeyenlerin bakışını da en az kendi bakışı kadar önemsemişlerdir.

Günümüzde iyi bir okumaya engel olanlardan biri de hızlı okuma adı altında ortaya çıkartılan yöntemlerdir.

Çağa yetişemeyeceği kaygısıyla dolu insana güya hızlı okuma yaparak çağa yetiştirecek duygusu vermekten öte hiçbir yararı olmayan bir yöntemdir hızlı okuma. Hızlı okumayı değil, sürekli okumayı alışkanlık haline getirmek gerekir.

Türkiye'de marka olmuş ve birçok ünlü davada söz sahibi olan bir bayan avukatın okumayla ilgili şu anekdotu enteresandır.

"Biz her akşam hangi toplantıdan gelirsek gelelim, hangi derecede yorgun olursak olalım, hangi duyguda bulunursak bulunalım, uykuya geçmeden önce mutlaka ama mutlaka birkaç sayfa okur öyle uyuruz. Ve bizde her kitaptan iki tane alınır. Bir tanesi okuduğumuz sayfalarda önemsediğimiz ifadelerin satır satır altını çizmek, yanına not düşmek vb. için... Diğeri de kütüphanemize düzgün haldekini yerleştirmek içindir.”

Bir diğer özellik de iyi bir dinleyici olmak.

İyi bir dinleyici olmak insana karşıdakini çok iyi anlamayı sağlar. Karşıdakinin size olan güveni ve ilgisini sağlar. İyi bir dinleyici olabilmek için de dinlemesini bilmek gerekmektedir.

Örneğin karşınızdaki konuşurken onun ne söylediğine değil de sizinle onun arasında hanginizin daha görkemli, daha yakışıklı, daha yetenekli olduğunu düşünürseniz, karşıdakinin ne söylediğini dinleyemez ve konuşulanı net olarak anlayamazsınız ve kaybedersiniz.

Veya karşınızdaki konuşurken onun ne söylediğini değil de ne söylemek istediğini düşünürseniz, onun aklını okumaya çalışırsanız, ağzından çıkan sözlerin ne olduğunu anlamaz ve akıl okuyacağım derken söyleneni kaçırırsınız, kaybedersiniz.

Veya karşılıklı konuşma olduğu bir anda karşıdaki konuşurken, az sonra ona ne cevap vereceğinizi düşünürken onun ne söylediğini anlayamaz ve kaybedersiniz. Veya size konuşulanların bazılarını önemseyip bazılarını umursamazsanız ola ki o umursamadığınız ayrıntıda bir önemli mesaj gizli olabilir ki, o zaman da kaybedenlerden olursunuz.

Dinlemeye başladığınız kişi hakkında ön yargıda bulunmanız da sizi büyük yanılgıya düşürebilecektir. Konuşan kimsenin aptal olduğunu ya da o konuda bir şey bilmediğini, yetersiz olduğunu var sayarak dinlerseniz onun ne söylediğine dikkat etmezsiniz. Oysa o an sizin için o kimsenin o anda ağzından çıkan sözlerin ne olduğunu anlamanız gerektiğidir.

Bir başka dinleme hatası da karşınızdaki konuşurken sizin kendi âleminizde düşüncelere dalmanızdır. Kendi duygu ve düşünceniz ne olursa olsun o an için dinleme moduna geçebilmeli ve kendi düşünce dosyanızı "of" yani kapalı hale getirebilmelisiniz. Aksi takdirde iyi bir dinleme gerçekleşmeyecektir.

Veya biri bir konuda ağzını açıp da konuşmaya başladığı zaman o konuyla ilgili ona benzer konuları anlatmaya başlayıp konuşanın ağzına lâfı tıkamak da dinleme hatasıdır.

Bir büyük hatadan biri de karşınızdaki kimsenin konuşmasını sonuna kadar dinlemeden katılmadığınız noktada hemen karşı çıkıp işi münakaşaya çekmenizdir ki önemli bir dinleme hatasıdır.

Veya sıkıldığınızda konuyu değiştirmek için başka şeylerle meşgul olmanız veya söz ile başka konulara girmeniz de sizin karşıyı anlamanıza engel olacaktır. İyi bir dinleme yapabilmek için konuşma ortamı ve zamanı da oldukça önemli bir faktördür.

Başarılı bir insan iyi bir dinleyici olup dinlediği kimseyi gözleriyle de takip eder. Jest ve mimikleriyle dinlediğini karşıya mesaj olarak verir ve ilgisini devam etmeyi sağlar.

O konuşurken sözünü kesmeden dinler ki, karşısındaki anlatma konusunda zorlanmasın.

Dinlediği kimseyle alay eder gibi, onu küçümser gibi sözlerden, jestler ve mimiklerden özenle kaçınır.

Görünüşte dinlemez. Samimî dinler. Seçici olmadan bütün konuşulanlara aynı önemi vererek dinler. 

Farkın ayrıntıda olduğunu bilir. 

Sözde değil, özde dinler..!! 

Kemalettin İSAOĞLU 

YORUM EKLE

banner5