Hayatını siyahların beyazlarla eşit haklara sahip olması mücadelesine adayan Mandela'nın o tarihi konuşması

İnsanlık tarihinin kara sayfalarından biri olan Apartheid rejimini ortadan kaldıran süreci hızlandıran unsurlardan biri de, hiç şüphe yok ki, bir avukat olarak hayatını siyahların beyazlarla eşit haklara sahip olması mücadelesine adayan Mandela’nın, 11 Şubat 1990’da 22 yıllık bir hücre hapsinden çıktığı gün yaptığı ve siyah ya da beyaz, ülkedeki herkesi özgürlük ve eşitlik seferberliğine çağırdığı o tarihi konuşması...

Tarih 29.01.2020 - 17:40 29.01.2020 - 17:40 Bülent Deniz

“Ölmeye hazırım!”

“Yoldaşlar ve Güney Afrikalı Kardeşlerim! Hepinizi barış, demokrasi ve özgürlük adına selamlıyorum.

Burada önünüzde bir peygamber olarak değil, sizin, halkın aciz bir hizmetkârı olarak duruyorum. Bugün burada bulunmamı mümkün kılan, amansız ve destansı fedakârlıklarınızdır. Bundan dolayı ömrümün geri kalan yıllarını avuçlarınıza emanet ediyorum. Özgürlüğüme kavuştuğum bugün, dünyanın her bir köşesinde, hiç ara vermeden, serbest kalmam yönünde kampanyalar düzenleyenlere ve milyonlarca dava arkadaşıma en derin teşekkürlerimi sunuyorum. Son otuz yıldır bana ev sahipliği yapan Cape Town halkına da içten teşekkürlerimi sunuyorum. Düzenlediğiniz tüm kitlesel yürüyüşler ve sergilediğiniz diğer mücadeleler, tüm politik tutuklular için kesintisiz bir güç kaynağı oldu.

Afrika Ulusal Kongresi’ni de (ANC) selamlıyorum.

Özgürlüğe giden yolda gösterdiği liderlikle tüm beklentilerimizi gerçekleştirdi. Başkanımız yoldaş Oliver Tambo’yu da ANC’yi en güç koşullar altında yönetmeye devam ettiği için selamlıyorum. ANC’nin tüm birimlerindeki üyelerini selamlıyorum: Asil mücadelemizi sürdürmek uğruna çok çile çektiniz. Tüm Güney Afrikalıların özgürlüğü uğruna en yüksek bedeli ödeyen Umkhonto We Sizwe (ANC’nin askerî kanadı) savaşçılarını da selamlıyorum. Güney Afrika Komünist Partisi’ni de, demokrasi mücadelesine verdiği eşsiz destekten dolayı selamlıyorum: 40 yıldır süren amansız sorgulara rağmen pes etmediniz. Bram Fisher ve Moses Mabhida gibi değerli komünistlerin hatırası, gelecek nesiller açısından da yol gösterici olacak.

En önde gelen vatanseverlerden Genel Sekreter Joe Slovo’yu da selamlıyorum.

Parti ile aramızdaki dayanışmanın eskiden olduğu kadar güçlü kalması hepimizi memnun etti. Ulusal Demokratik Cephe (The United Democratic Front), Millî Eğitim Kriz Komitesi (The National Education Crisis Committee), Güney Afrika Gençlik Kongresi (The South African Youth Congress), Transvaal ve Natal Yerlileri Kongreleri (The Transvaal and Natal Indian Congresses), COSATU ve kitlesel demokrasi hareketinin diğer önde gelen destekçilerini de selamlıyorum. Gururla fark ettik ki, özgürlük mücadelemizin en karanlık günlerinde bile beyaz Güney Afrikalıların sağduyusu olarak baskılara boyun eğmediniz. Özgürlük bayrağını yukarılara taşıdınız. Son birkaç yıl içerisinde şahit olduğumuz geniş ölçekli seferberlik, mücadelemizin son safhasının açılışına giden temel unsurlardan biri oldu.

Ülkemin emekçi sınıfını da selamlıyorum.

Organize gücünüz, hareketimizin gururu oldu. Sömürü ve baskıyı sona erdirme mücadelesinde en güvenilir güç olarak kaldınız. Halkımızın eylemleri susturulduğunda adalet kampanyasını yoluna devam ettiren dinî topluluklara da teşekkür ediyorum. Ülkemizin geleneksel liderlerini de selamlıyorum: Birçoğunuz, büyük kahramanların ayak izlerini takip ediyorsunuz.

Gençliğimizin sonsuz kahramanlığını da selamlıyorum: Siz genç aslanlar, mücadelemize baştan sonra enerji sağladınız. Ulusumuzun annelerine, eşlerine ve kız kardeşlerine de selamlarımı sunuyorum: Mücadelemizin en sarsılmaz boyutunu oluşturdunuz. Apartheid, herkese verdiğinden çok, size acı verdi.

Bu vesileyle, dünya halklarına, Apartheid karşıtı mücadeleye verdikleri eşsiz destekten dolayı teşekkür ediyoruz. Desteğiniz olmasa mücadelemiz bu ileri safhaya ulaşamazdı. Ön cephede rol alan ülkelerin fedakârlıkları Güney Afrikalılar tarafından sonsuza kadar hatırlanacak. Hapiste geçirdiğim uzun ve karanlık yıllar boyunca sevgili eşim ve ailemin verdiği eşsiz desteğe duyduğum minnettarlığı dile getirmediğim takdirde, kutlamalarım eksik kalacaktır. Çektiğiniz acı ve gösterdiğiniz fedakârlığın, benimkilerden daha çok olduğuna hiç şüphem yok. Daha fazla devam etmeden önce, bu aşamada sadece birkaç temel tespitte bulunma niyetinde olduğumu söylemek isterim. Yoldaşlarımla danışma imkânına sahip olduktan sonra daha kapsayıcı bir açıklama yapacağım. Bugün, beyaz ya da siyah, Güney Afrikalıların çoğunluğu, Apartheid’ın bir geleceği olmadığının farkında. Bu rejim, barış ve güvenliği tesis etmek için göstereceğimiz topyekün ve kararlı eylemle sona erdirilmelidir.

Demokrasinin tesis edilmesi, sadece kitlesel itaatsizlik gösterileri ve teşkilatlarımızın ve halkımızın düzenleyeceği diğer eylemlerle mümkün olacaktır. Apartheid’in alt kıtamızda yarattığı tahribat hesaplanamayacak ölçüde. Halkımın milyonlarcasının aile yapısı mahvoldu. Milyonlarcası işsiz ve evsiz. Ekonomimiz harap durumda, halkımız politik çekişmelerin ortasında kalmış durumda.

1960’ta ANC’nin askerî kanadını kurarak silahlı mücadeleye geçişimiz, tamamen Apartheid rejiminin uyguladığı şiddete karşı savunma refleksiydi. Silahlı mücadeleyi gerekli kılan şartlar bugün de mevcut. Devam etmekten başka seçeneğimiz yok. Müzakerelerle ulaşılacak bir çözüme yönelik atmosferin yakın zamanda yaratılacağına dair bir ümit besliyoruz, o zaman silahlı mücadeleye de gerek kalmayabilir. Afrika Ulusal Kongresi’nin sadık ve disiplinli bir üyesiyim. Bundan dolayı Kongre’nin tüm hedeflerini, stratejilerini ve taktiklerini tam anlamıyla onaylıyorum. Ülkemizin halkını birleştirmek, her zaman olduğu gibi bugün de en önemli görevimiz.

Hiçbir lider böylesi devasa bir görevi tek başına sırtlanamaz. Liderler olarak görevimiz, görüşlerimizle teşkilatımızı yönlendirmek ve demokratik yapılanmaların kendi yollarını çizmelerine imkân tanımaktır. Demokrasi uygulamasına gelince; bir noktayı işaret etmeyi bir borç biliyorum: Bir hareketin lideri, ulusal bir kongrede demokratik bir şekilde seçilmiş kişidir. Bu, hiçbir istisnası olmaksızın uygulanması gereken bir prensiptir.

Bugün sizlere, hükümetle yaptığımız görüşmelerin, ülkedeki politik durumun normalleştirilmesini hedeflediğini bildirmek isterim. Mücadelenin temel talepleri üzerinde tartışmaya henüz başlamadık. Şunu da vurgulamak isterim ki, ANC ve hükümet arasında bir görüşme yapılmasında ısrarcı olmanın haricinde, hiçbir zaman ülkemizin geleceğiyle ilgili olarak müzakerede bulunmadım.

Bay Klerk, durumun normalleştirilmesi açısından, bugüne kadar en milliyetçi başkandan daha ileri adımlar attı. Yine de, halkımızın temel talepleriyle ilgili müzakereler başlamadan önce, Harare Deklarasyonu’nda da belirtildiği üzere, atılması gereken daha ileri adımlar var. Bu arada diğer şeylerle birlikte, olağanüstü halin hemen kaldırılması ve tüm siyasî mahkumların serbest bırakılması yönündeki çağrımızı da tekrarlıyorum. Sadece, serbest politik faaliyetlere imkân tanıyan böylesi normalleştirilmiş bir durum, bir yetki alabilmemiz için halkımıza danışmamıza imkân tanıyabilir. Bu tür müzakerelerin içeriği ve müzakereleri sürdürecek kişi konusunda halka danışılması gerekiyor. Halkımızın sırtında ya da başlarının üzerinde müzakere sürdürülemez. İnanıyoruz ki, ülkemizin geleceği yalnızca ırkî temele dayanmayan ve demokratik şekilde seçilmiş bir organ tarafından belirlenebilir.

Apartheid’ı sona erdirme müzakereleri, halkımızın demokratik, ırkçı olmayan ve üniter bir Güney Afrika’ya yönelik taleplerini dile getirmek zorunda. Apartheid’ın yetersizliklerinin ortaya konulması ve toplumumuzun tamamen demokratikleşmesini sağlama almak için, beyazların siyasî irade üzerindeki tekeline bir son verilmeli, politik ve ekonomik sistemimiz radikal bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu arada Bay Klerk’in, bu görevi göz ardı edecek bir politik figürü bekleyen tehlikeleri çok iyi fark etmiş bir entegrasyon adamı olduğunu da eklemeliyim. Ama bir oluşum olarak, politikamızı ve stratejimizi, karşı karşıya olduğumuz gerçek üzerine bina ediyoruz. Bu yakıcı gerçek ise, halen bu milliyetçi hükümetin politikaları altında katlanmak durumunda kaldığımız acılardan başka bir şey değil. Mücadelemiz bir dönüm noktasına ulaştı: Halkımızı ‘bu ana’ sahip çıkmaya çağırıyoruz ki, demokrasiye giden süreç çabuk ve kesintisiz olsun. Özgürlüğümüz için çok uzun süre bekledik.

Daha fazla bekleyemeyiz. Şimdi tüm cephelerdeki mücadeleyi şiddetlendirme zamanı. Gayretlerimizi gevşetmemiz, gelecek nesillerin affedemeyeceği bir hata olacaktır. Ufukta belirmeye başlayan demokrasi görüntüsü, gayretlerimizi ikiye katlamamız için bizi cesaretlendirmeli. Sadece disiplinli bir kitlesel hareketle zaferimizi garantileyebiliriz. Yeni Güney Afrika’yı şekillendirme çabalarımızda, beyaz yoldaşlarımızı da bize katılmaya çağırıyoruz. Özgürlük hareketi sizler için de politik bir sığınak olacak. Uluslararası topluluğa da, Apartheid rejimini dışlama gayretlerine devam etmeleri çağrısında bulunuyoruz.

Şu anda yaptırımları kaldırmaları, Apartheid rejiminin bir bütün olarak ortadan kaldırılması sürecini tehlikeye sokacaktır. Özgürlük yürüyüşümüzden geri dönüş yok. Korkunun yolumuza çıkmasına izin vermemeliyiz. Irkçı olmayan, birleşik ve demokratik bir Güney Afrika’da yapılacak eşit bir oylama için verilecek evrensel mücadele, huzura ve ırklararası barışa giden tek yoldur. Sonuç olarak, 1964’te, yargılanmam esnasında sarf ettiğim sözlerime geri dönmek istiyorum. Sözlerim o gün olduğu kadar, bugün de geçerli: Beyazların hakimiyetine karşı mücadele ettim, siyahların hakimiyetine karşı mücadele ettim. Tüm insanların uyum ve fırsat eşitliği içinde birlikte yaşadıkları demokratik ve özgür toplum hülyasını savundum. Bu, uğrunda yaşamayı ve gerçekleştirmeyi ümit ettiğim bir ideal. Ama gerekirse, aynı zamanda uğrunda öleceğim bir ideal de.”

11 Şubat 1990

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@