Hülle

Abone Ol

Madem öyle diyorsun... Peki öyle olsun! Firâk düşsün hissemize... Kalan nefeslerimi sensiz alıp vereyim. Bahardan bahara göçmen kuşlarla, ucu yanık bir selam göndereyim.

Madem öyle diyorsun... Yollar, yıllar, dağlar girsin aramıza... Tenhada tuz basıp ağlayalım gönül yaramıza... Hicran bu saatten sonra yadigârımız olsun. Efkâr, her seher buğulanan gözlerimizde solsun!

Madem öyle diyorsun... Mümkünler amuda kalksa da oluru kalmadı. Bahtın zümrüd-ü ankası üstümüze alçalmadı. Gönül sazı doya doya bir keyifli türkü çalmadı. O vakit tükenmiş elde aşkın sermayesi... Yola revân olmasın ne yapsın hicretin piyadesi?

Madem öyle diyorsun... Varsın savursun bir meçhule keder yeli! Kırk akıllı çıkaramazmış, kuyuya taş atınca bir deli... Mesele çapraşık... Mesele arapsaçı... Mesele büyük, hayli gövdeli! Yanılmaktan ötürü değil... Zora koşulmanın ödenmezmiş bedeli!

Madem öyle diyorsun... Mevsimleri azat edelim birer birer... Bundan sonra koluma sadece hazan girer. Yağmurların mahiyeti başkalaşırken için için... Sormam rahat ol... Ne diye? Niçin? Devr-i firkatte sükût gereksiz değil gamzedeye... Tutmaz mı sanırsın dudaklar perçin?

Madem öyle diyorsun... Yed-i perişanlık tutsun elimi... Bilmem perişanlık hâlâ şuh mudur? Hâlâ çiğneyip geçmekle övünen ruhsuz ruh mudur? Ayağındaki potinler hâlâ yüksek ökçeli mi? *Sana dün bir tepeden baktım" diyen şair gibi tepeden bakmışlığım da yoktu oysa! Altı üstü bir sığıntılık hikayesiydi benimki... Anladım... Kararın kat'i... Şahs-ı ahvalim... Misali Zâti...

Madem öyle diyorsun... Yedi tepe hatırına yedi kere tep gitsin! Döküver artık ardımdan bir hokka mürekkep gitsin! Öksüz kalmış ilhamlara itiraz etsen de şahitsin... Fasılasız bir istihzaya dönerken iki yakan... Nehr-i aziz mi yoksa çeşm-i giryanım mıdır şu akan?

Madem öyle diyorsun... Müddet bu kadar... Eyvallahsız değilim... Burulsada kelâmım... Yitirmenin fevkinde bivefalığa yoktur meyilim... Zaruret kemend atıp tutmuşsa... Bilirim bir O'dur salacak! Mahzun olmayın ne olur... Ey Kızkulesi! Salacak!

Madem öyle diyorsun... Martılardan azar işitmeden âzâd olmalı... Fethipaşa'nın müşfik yeli genzimde son kez solmalı! Boğazın lacivert sularıyla yıkanırken bakışlarım... Aldırma... İçimde sönmeyen bu korla nerede olsa kışlarım!

Madem öyle diyorsun... Var iken yokluğu, yok iken varlığa devredelim. Bu saatten sonra ne diye birbirimize cevredelim? Cevr-ü cefa, aşığa yakışır bir hâl midir? Yoksa bu yudumladığım... Düpedüz izmihlal midir? Dikiş tutmaz yaradır tarifsizlik... Aydınlığı budayan karadır tarifsizlik!

Madem öyle diyorsun... Berceste mısramı emanet bırakayım martılara... Çığlık çığlığa haykırsınlar günbegün! Minarelerin arasından batarken güneş... Bir başka sefere kalsın vuslatla tuttuğum güreş!

Madem öyle diyorsun... Perdeler çekilsin hayalhaneme... Gülüp geçsin kalabalıklar fani bahaneme... Çocukça sinip bir çınarın gölgesine... Sitemkâr ninniler söyleyeyim kahr-ı şahaneme! Lakin kimsecikler duymasın! Bilhassa kaldırımlar! Sakın bana uymasın...

Madem öyle diyorsun... Dem bu dem! Emrin olur şehr-i âsudem! Beceriksizlik mi? Tutarsızlık mı? Bencillik mi? Hatır tanımazlık mı? Belki hepsinden giyilmiş bir hüküm bu... Yatarı yok ama atarı çok!

Madem öyle diyorsun İstanbul! Kabul! Üç tâlâk ile açılsın hüznün kapıları... Ne de olsa bağrım alışkın hasret topunun yaman güllesine! Sevda cenginde şehit olmak da var... Gazi olmak da... Kara düzen bağlamamın yorgun telleri... Alışkın... Boz bulanık tezenenin hoyrat sillesine... Artık söz tükendi. Takvimler nezaret etsin bir şehrin bir şehre... İntizar hüllesine!

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }