10.05.2021, 21:33

İbnü’l-Arabî’den seçilmiş sözler

Bilginin mahiyetiyle ilgili üç temel görüş vardır:

Birincisine göre, bilgi güçtür.

İkincisine göre, bilgi denizdeki kum sayısınca çoktur ve bu nedenle onu saymaya kalkışmak (onunla uğraşmak) beyhudedir.

Üçüncüsüne göre ise, bilgi merhamettir.

Temsil ettikleri akla ya da zihniyete göre, sırasıyla Thomas Hobbes, Budha ve İbn Arabi’nin dile getirdikleri bu üç temel görüşün yansımalarına, bizler de kendi dünyamızdan şahit bulunuyoruz.

Sömürgen ve zalim Batı Aklı, sadece insanlığa değil, kendisine hizmet ettirme adına yeryüzündeki her şeye hakim olmayı güçlülük olarak görüyor ve bu kibir zehirlenmesini geleceğe de taşımaya çalışıyor.

Pasif, edilgen ve tembel Hint Aklı, milyonlarca insanı kolaylıkla güdülen bir sürü halinde açlığa, pisliğe ve sefalete mahkum ederek avutuyor.

İslam aklı ise, mümine emredilen ilk şekliyle merhameti savunmaya ve uygulamaya ısrar ediyor. Çünkü, merhamet sadece canlılara değil şeylerin tamamına hak ettikleri şekilde muameleyi etmeyi ihtiva ediyor ki bu yanıyla varlığın hakikatini gözetmeyi zorunlu kılıyor.

Şeyh Muhyiddin’nin (Rahimehullah), (Ekrem Demirli çevirisiyle) Fütûhât-ı Mekkiyye’sinden yapa geldiğimiz seçmelerin bir yenisini okurlarımıza bu minvalde sunuyoruz:

Şeyh Muhyiddin İbnü’l-Arabî diyor ki:

“Akıl tasarruf etseydi akıl olmazdı; tasarruf akla değil bilgiye aittir.” (FM, 18/92)

“Akıllı kişi aklına ‘kendini bağlar’ diyen kişidir. Aklını kullanırsan cahil kalırsın.” (FM, 18/93)

“Bilgi, –kabil olmaksızın– kabili bilmektir. Bilgi öğrenmekten ve bilmekten sonra gerçekleşir.” (FM, 18/112)

“Bir şeyi bilmenin maksadı kendisini başkasından ayrıştırmaktır. Bilinemez olmakla bilinen bir şey bilinenden ayrılmış ve farklılaşmış, bu durumda maksat gerçekleşmiştir.” (FM, 18/146)

“Bilginin yeri nesfstir. Yardımın maddi / mahsus olması, dil ve yazı gibi ibareyle olmasından kaynaklanır.” (FM, 18/236)

“Bir dil değil, kulak olmanı tavsiye ederim.” (FM, 18/370)

“İlahi ilimler, teorik düşünce ve tefekkür ürünü olsaydı, hiç kuşkusuz insan en kısa sürede onları öğrenirdi. Fakat onlar, kulun peş peşe gelen Hakk’ın tecellileri ve onun saygın ruhlarıdır. Bunlar Hakk’ın gaybının aleminden, ‘Kendi katından bir rahmet ile’ ve ‘Kendi katından olan bilgi ile’ kula iner.” (FM, 1/153)

“Cismi bilmek, görünüşte ruhu bilmekten önce gelir ve yazı da görünendir (cisimdir).” (FM, 1/293)

“Remiz ve simgeler, lafzın zahirinin, söyleyenin amaçlamadığı bir anlamı verdiği her sözdür.” (FM, 2/49)

“Nefs, doğası gereği haz veren şeyleri sever.” (FM, 2/284)

“İnsan, hakikati bakımından Rahman’ın Nefesinden olmasaydı, onun üflemesinden kanatlarıyla uçan bir kuşun meydana gelmesi gerçekleşmez ve geçerli olmazdı. “FM, 2/339)

“Şeyh Ebu Medyen’e ‘falanca falancadan, o da falancadan aktarmıştır’ denildiğinde şöyle derdi: Kurutulmuş et yemek istemiyoruz. Gidin taze et getirin!” (FM, 2/353)

“İşaret, işaret edilen yönünden değil, işaret edenin kastıyla gerçekleşir.” (FM, 2-352-3)

“Hayal, suretlerde çeşitlenmede ruhtan daha geniştir.” (FM, 2/366)

“Mütefekkire gücü (...) hayale geldiğinde musavvire gücüne muhtaçtır. Bunun nedeni, kendisiyle hayalin zapt ettiği şeylerden herhangi bir konuda ya da kendisinde duyulara veya zorunlulara dayandığı kesin kanıt hakkında bir delilin formunu oluşturmasındaki muhtaçlıktır.” (FM, 2/375)

“Bir şeyin yüzü, o şeyin hakikati ve kendisi demektir. Hayal, akıl kanıtıyla suret ve tasavvur hakkında imkansız olduğu kişiyi suretlendirmiş, bu nedenle geniş olmuştur.” (FM, 2/425)

“Rahmet, rahmete kavuşan şeyin haz almasını ve nimetlendirilmesini sağlayan bir (kendisi değil, ilişkisi olan bir) şeydir. Var olan ise, cehaletle nitelenen her şeydir.” (FM, 3/23)

“Kalp, Allah’ın kulda baktığı yerdir. Şeriat ise insanın dışına bakar ve dünya yurdunda, yükümlülük aleminde insanın batınını değil, dışını ve zahirini dikkate alır.” (FM, 3/218)

“Her organ Allah’ın onda yarattığı güç nedeniyle bir iddia taşır. “(FM, 3/363)

“Eller, kuvvetin yeridir.” (FM, 2/373)

“İnsan hiçbir zaman boyunduruktan kurtulamaz. Bu boyunduruktan çıkmak, kendini izafe etmesi emredilmiş (başka) bir sahiplenmişlikle mümkündür.” (FM, 2/399)

“İnsan hakikati bakımından tek, güçleri bakımından çoktur.” (FM, 3/405)

“Güzel koku, Rahman’a ait nefesleri bilmektir.” (FM, 4/44)

“İlahi mertebe, genişliği nedeniyle tekrara imkan vermez.” (FM, 4/123)

“Tezekkür (hatırlama) gaflete düşülmüş veya akıllının unuttuğu bir şey hakkında olabilir.” (FM, 4/187)

“Görülen her şeyden, görülen kısım bilinirken, bilinen her şey görülmez.” (FM, 4/278)

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Yeni bakanlar kurulu kurulmalı mı?
Yeni bakanlar kurulu kurulmalı mı?