banner5

banner29

Ebû Eyyûb el-Ensârî kimdir? Ebû Eyyûb el-Ensârî ‘nin hayatı...

Ebû Eyyûb el-Ensârî kimdir? Ebû Eyyûb el-Ensârî nerede doğmuştur? Ebû Eyyûb el-Ensârî ne zaman doğmuştur? Ebû Eyyûb el-Ensârî nasıl Müslüman olmuştur? Ebû Eyyûb el-Ensârî nasıl hicret etmiştir? Ebû Eyyûb el-Ensârî nasıl evlenmiştir? Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin cesareti, Ebû Eyyûb el-Ensârî ‘nin hayatı, Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin vefatı…

İslam 13.01.2020, 15:26
Ebû Eyyûb el-Ensârî kimdir? Ebû Eyyûb el-Ensârî ‘nin hayatı...

İşte, "Ebû Eyyûb el-Ensârî kimdir? Ebû Eyyûb el-Ensârî nerede doğmuştur? Ebû Eyyûb el-Ensârî ne zaman doğmuştur? Ebû Eyyûb el-Ensârî nasıl Müslüman olmuştur? Ebû Eyyûb el-Ensârî nasıl hicret etmiştir? Ebû Eyyûb el-Ensârî nasıl evlenmiştir? Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin cesareti, Ebû Eyyûb el-Ensârî ‘nin hayatı, Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin vefatı…" sorularının cevapları...

Mekke ufuklarında İslâm güneşinin doğmasının üzerinden seneler geçmişti. Komşu şehir Medine, gelen hidayet haberleriyle dalgalanıyordu. Ruh ve kalplerini bu nurlu güneşin ziyasıyla aydınlatmak isteyen Medineliler, Mekke yollarına düşüyorlardı. Peygamber (a.s.m.) da onları emin bir yerde karşılamak için Mekke dışına çıkıyordu. Zira Mekke, müşriklerin inananlara olan zulüm ve işkenceleriyle kaynıyordu. Gelen heyetlerle Mekke dışında, Akabe'de görüşülüyordu. Bu sebepten, bu görüşmeler tarihe "Akabe Biatları" olarak geçmiştir.

İkinci Akabe Biatında bulunup Peygambere (a.s.m.) bîat edenler arasında Ebû Eyyûb el-Ensâri diye anılan Hz. Hâlid bin Zeyd de vardı. Hz. Hâlid, Medine'nin ileri gelen iki kabilesinden biri olan Hazrec'in Neccaroğulları koluna mensup ve hatta Neccaroğullarının reisi bulunuyordu.

Ebû Eyyûb el-Ensari, Medine'ye döner dönmez İslamiyet’i yaymaya başladı. Önce yakın çevresinden başlayarak eşine, dostuna ve bütün akrabalarına yeni dinin yüceliğini anlattı. Kısa zamanda bütün kabilesi Müslüman oldu. O sıralar Mekke, Müslümanlar için dayanılmaz bir işkence yeri halini almıştı. Müşrik baskıları giderek artmış, Müslümanlar hayatlarını devam ettiremeyecek bir duruma gelmişlerdi. Bunun üzerine Medine'ye hicret izni çıktı. Bütün Müslümanlar kafileler halinde akın akın Medine'ye göç etmeye başladılar. En son Resul-i Ekrem (a.s.m.) ile onun sadık Sahabîsi Ebû Bekir'in (r.a.) hicreti kalmıştı. Yola çıktıkları haberi Medine'ye ulaşınca Müslümanlar büyük bir sevinç ve merakla beklemeye koyuldular. Ebû Eyyûb el-Ensari her gün Medine dışına çıkıyor, bu aziz misafirleri karşılamak istiyordu.

Nihayet meraklı ve sevinçli bekleyiş bu iki aziz misafirin ufuktan görünmesiyle tarif edilmez bir hal aldı. Haber Medine'nin her tarafına yayıldı. Yedisinden yetmişine bütün Medineliler sokaklara döküldüler. Neccaroğulları bu teşrifi karşılamak üzere şiirler söylediler, defler çaldılar.

Resulullah (a.s.m.) mübarek devesi Kasva ile yol alıyordu. Bütün Medinelilerin gönlünde Allah'ın bu en şerefli misafirini ağırlama arzusu yatıyordu. Acaba bu şeref kime nasip olacaktı?

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz kimsenin gönlünü kırmak istemiyordu. Herkesi razı edecek bir teklif yine ondan geldi. Buyurdu ki,

"Şu hayvanı kendi hâline bırakınız, kimin kapısı önünde çökerse, oraya misafir olacağız."

Gözler, Kasva'ya dikildi. Ağır adımlarla yol alan bu mübârek hayvan, gele gele Hz. Ebû Eyyûb'un evinin önünde çöküverdi. Günlerdir Medine dışına çıkıp duâ eden ve hâlis temennilerle bu günü bekleyen Ebû Eyyûb'un duası kabul olmuştu. Kimse buna bir itirazda bulunamadı. Ebû Eyyûb hemen koşup yükleri indirdi, evine taşıyıp yerleştirdi.

Resulullah gelenlerle görüşmek kolay olsun diye, önce bu evin alt katına yerleşti. Ancak Ebû Eyyûb ve hanımı bu durumdan hiç de rahat değillerdi. Kâinatın en şerefli misafirinin, evin alt kısmında olması uykularını kaçırıyordu. Ebû Eyyûb dayanamadı: "Ya Resulullah, ben yukarıda, siz aşağıda olmaz" dedi. Resulullah (a.s.m.) önce, "Bizim için aşağısı daha uygundur" dedi. Ancak Ebû Eyyûb ve hanımının ısrarı üzerine sonradan üst kata çıkmaya razı oldu.

O günden itibaren yedi ay misafir kaldıkları bu mübârek ev, bir saâdet hânesi ve nur dağıtan bir dershane hâline geldi. Bu hâne-i saadet Peygamber mucizesiyle de ayrı bir şeref kazandı. Şöyle ki:

Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evine Peygamberin (a.s.m.) teşrif ettiği ilk günlerdi. Ebû Eyyûb misafirlerine yetecek iki kişilik bir yemek yapmıştı. Yemek Resulullahın (a.s.m.) önüne konulunca, Ebû Eyyûb'a, "Ensârın eşrafından otuz kişiyi çağır" buyurdu. Ebû Eyyûb, Peygamberimizin emrine uyarak Ensârın ileri gelenlerinden otuz kişiyi davet etti. Hepsi gelip o yemekten yediler. Sonra, "Altmış daha çağır" buyurdu. Onlar da gelip yediler. Daha sonra, "Yetmiş daha çağır" buyurdu. Ebû Eyyûb onları da çağırdı. Onlar da gelip yediler. Üstelik kapta daha yemek kalmıştı. Bu mucize karşısında, gelenlerin hepsi İslamiyet’e girip bint ettiler.

Cenab-ı Hak, adeta Mekke'de ve hicret sırasında sabredilen meşakkatlere bir mükafat olarak, böyle bir mucize ile iki kişilik yemekten yüz altmış kişiyi doyuruyor, onları İslâmiyet’le şereflendiriyor, Müslümanları taltif ediyordu. "Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır" gerçeği bir kere daha tahakkuk etmiş oluyordu.

Resulullah (a.s.m.), Medineli Ensâr ile Mekkeli Muhacirler arasında ikişer ikişer kardeşlik bağı tesis etmişti. Ebû Eyyüb ile de Muhacirlerin ileri geleni Mus'ab bin Umeyr arasında kardeşlik kurmuştu."

Ebû Eyyûb el-Ensari, bundan böyle "Mihmandâr-ı Nebevî," yâni "Allah Resulünü evinde misafir edip ağırlayan kimse" olarak anılmaya başlandı. Sahabilerin mümtaz simaları arasına girdi. Bundan böyle Resulullahla birlikte hazarda ve seferde hep beraber oldu. Bedir, Uhud, Hendek dahil, büyüklü, küçüklü bütün gazalara iştirak etti.

Onun İslam uğrundaki cihadı, sadece Resulullahın (a.s.m.) sağlığına münhasır değildir. Ondan sonra yapılan bütün gazalara katılmış, mücâhitleri teşvik etmiştir.

Resulullaha (a.s.m.) sonsuz bir muhabbetle bağlı olan Ebû Eyyüb, onun vefatından sonra bir gün mübârek kabrini ziyarete gitti. Ravza-i Mutahharaya girip başını Merkad-i Nebeviye dayadı ve ağladı. Onu o halde gören birisi Resulullaha (a.s.m.) hürmetsizlik zannedip, "Sen ne yaptığını biliyor musun?" diye çıkıştı. Sesin Mervan'a ait olduğunu anlayan Ebû Eyyûb, ona doğru dönerek, "Evet" dedi ve şöyle devam etti:

"Mervan, ben bu mezarın taşlarına gelmedim. Ben Reresul-i Ekremin (a.s.m.) şu sözünü duymuşum: 'Bu dinin işleri ehlinin elinde olursa ona ağlayamayınız. Fakat bu din ehliyetsizler eline düşerse o zaman ağlayınız, "

Ebû Eyyûb el-Ensari, takvada da çok ileriydi. Hemen birçok Sahabî kendisinden ilim ve hikmet dersleri almıştı. Kur'ân ve hadisin doğru anlaşılması için kendisine müracaatta bulunuyorlardı. Her gittiği yerde, "Mihmandâr-ı Nebevî"olarak büyük alâka ve hürmet görmüştü.

Hz. Ali (r.a.) hilâfeti zamanıydı. Basra Valisi İbni Abbas'ın yanına gitmişti. İbni Abbas kendisini görünce ona pek çok hürmet etmiş ve konağını ailesine tahsis etmiştir.

Hz. Muaviye zamanında Mısır'ı da ziyaret eden Ebû Eyyûb burada da büyük hürmet ve alâka ile karşılanmıştı. Mısır Valisi Ukbe bin Amir idi. Vâli ile aralarında şöyle bir hâdise geçti. Vâli bir gün akşam namazına gecikti. Cemaat bir hayli bekledi. Nihâyet cemaate gelip imam oldu, namazı geç de olsa kıldırdı. Cemaat arasında Ebû Eyyûb da vardı. Namazdan sonra Ebû Eyyûb Vâliye şöyle dedi:

"Ey Ukbe! Resul-i Ekremin (a.s.m.) akşam namazını geciktirenler hakkında şu sözünü duymadın mı? "Ümmetim akşam namazını yıldızların gök yüzünü kaplamasına kadar tehir etmedikçe, hayır üzeredir, yahut fıtrat üzeredir."

Ukbe "Evet" diye cevap verince, "O halde akşam namazını niçin bu kadar geciktirdiniz?" diye sordu. Ukbe meşguliyeti sebebiyle bu gecikmenin vâki olduğunu ifâde edince, Ebû Eyyûb, "Yemin ederim ki, senin bu yaptığını görerek halkın, "Resulullah da böyle yapardı' zehâbına düşmesinden endişe ederim" dedi ve vâliyi ikâz ve irşad etti.

Onun Mısır seyahatinin asıl sebebi, bir hadis-i şerifi vâliden tahkik etmekti. O hadisi Resul-i Ekremden (a.s.m.) bizzat duyanlardan, Hz. Ukbe'den başkası hayatta kalmamıştı. Ebû Eyyûb durumu Ukbe'ye bildirip kendisini dinlemek istediğini söyledi. Ukbe mezkûr hadisi şu şekilde anlattı:

"Resul-i Ekrem (a.s.m.) buyurdu ki: 'Her kim bu dünyada bir mü'minin kusurunu örterse, Cenâb- Hak da Kıyamet Gününde onun kusurunu örter."

Ebû Eyyûb, böylece bir hadisi tahkik etmenin gönül huzuru ile Medine'ye döndü. Bu Sahabî için, Allah yolunda cihad maksadıyla cepheye gitmek ne ise, bir hadis için de uzun yolları katetmek aynı derecede mukaddes bir vazifeydi.

Hz. Ebû Eyyûb dört halife devrini idrak etti. Hattâ Hz. Muâviye'nin İstanbul fethi için teşkil ettiği orduya da yetişti. Resulullahın (a.s.m.) Istanbul fethi için verdiği müjdeyi kalbinin derinliğinde bir sır gibi saklıyordu. Yaşı ilerlemesine rağmen, bu müjdeye nail olma şerefi ve heyecanıyla dolu idi. Hicretin 52. senesiydi. Mısır'a gelerek katıldığı bu orduyla İstanbul önlerine kadar gelen Hz. Ebû Eyyûb, çarpışmalar sırasında hastalandı ve yatağa düştü. Hasta yatağından harbin seyrini takip ediyor ve bir an önce iyileşip savaşmayı arzuluyordu. Ordu kumandanı Yezîd bin Muâviye, kendisini bizzat ziyaret edip iyi olması temennîsinde bulundu. Yezid'in ziyaretinden memnun olan Ebû Eyyûb, ecelinin yaklaştığını hissederek şu vasiyette bulundu.

"Şayet burada vefat edersem, cenazemi hemen defnetmeyin. Ordunun gidebileceği yerin en ileri noktasına kadar götürün ve beni oraya defnedin."

Mihmândâr-ı Nebevî, demek ki, mânevî olarak defnedileceği yeri görmüş ve Müslümanların hayali olan İstanbul fethine bir adım daha yaklaşmak istemişti. Gerçekten, bir müddet sonra sayılı ömür dakikalarını tüketen Hz. Ebû Eyyûb, ruhunu Rahmâna teslim eyledi.

Vasiyeti üzerine askerler nâşını elleri üzerinde ordunun vardığı en uç noktaya taşıdılar. Tekbir ve dualarla defnettiler. Hz. Ebû Eyyûb sağlığında göremediği o fethi vefatından sonra kabrinden temaşa etmek istemişti. Bu bakımdan, İstanbul'un mânevî fatihi olarak kabul edilen Ebû Eyyûb el-Ensârî, bu toprakları asırlardır şereflendirmiş ve nurlandırmıştır.

Onun defnedilmesinden sonra ordu kumandanı Yezid, mezarına bir zarar gelmemesi için, Bizans İmparatoruna bir elçi gönderdi. Orada yatanın Peygamber Mihmandarı olduğunu ve ona gelecek en küçük bir zararın, İslâm dünyasında bulunan bütün kiliselerin yıkılıp yerle bir olmasına sebep olacağını ihtar etti. Gerek bu tehdit, gerekse Hz. Peygamberin büyük Sahabîsi olması sebebiyle, Hıristiyanlar onun mezarına ilişememişlerdir. Fakat zamanla bu mübârek zâtın kadir ve kıymetini takdir edemeyen Bizanslar, mezarın metruk bir halde bırakılıp, yerinin dahi belirsiz hale gelmesine aldırış etmemişlerdir.

Bundan sonra İstanbul üzerine 11 sefer daha tertip edilmiştir. Ancak her defasında muhkem kalelerle korunan şehir fethedilememiş, bu şeref Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed ve askerlerine nasip olmuştur. Fetihten sonra Fatih'in hocası ve mânâ büyüğü Akşemseddin bir murâkebe sonunda Hz. Ebû Eyyûb'un mezarının bulunduğu yeri keşfetmiştir. Ondan sonra Ebû Eyyûb Istanbul'un mânevî bir sultanı olarak hep ziyaret edilen gelmiştir.

Hz. Ebû Eyyüb el-Ensârî birçok hadis-i şerif rivayet etmiştir. Onun ruhunu şad etmek maksadıyla bunlardan birkaçını teberrüken kaydediyoruz:

Bir gün Hz. Halid bin Velid'in oğlu Abdurrahman, muharebe sırasında yakaladığı dört esirin katlini emretmişti. Dördünün de atılacak oklarla can vermesini istemişti. Ebû Eyyüb bunu haber alınca Abdurrahman'ı ikâz etmiş ve "Resul-i Ekremden (a.s.m.) işkenceli ölümleri nehyettiğini duydum" diyerek bir hadis nakletmişti.

Bir başka rivâyeti de şudur:

"Bir adam Resulullaha gelerek, 'Ya Resulallah, bana veciz şekilde nasihat eder misin?' dedi. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.) nasihat isteyen o adama şöyle dedi: 'Namazını kıldığın zaman, sanki dünyaya veda ediyormuşsun gibi kıl, yarın özür dileyeceğin bir sözü söyleme, İnsanların elindekinden ümidini kes.”

İstanbul'umuzun bu aziz ve şerefli misafiri, Mihmandâr-ı Nebevî Ebû Eyyûb el-Ensârî Halid bin Zeyd'e, Cenab-ı Haktan mağfiretler diler, onun mânevî himmet ve feyzinin Kıyâmete kadar bu güzel şehrin üzerinden eksik olmamasını niyaz ederiz.

Yorumlar (0)
21
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Pierre Loti Tepesi'nin adı değişmeli mi?
Pierre Loti Tepesi'nin adı değişmeli mi?
Namaz Vakti 28 Ekim 2020
İmsak 05:58
Güneş 07:23
Öğle 12:53
İkindi 15:44
Akşam 18:12
Yatsı 19:33
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Alanyaspor 6 16
2. Fenerbahçe 6 14
3. Galatasaray 6 10
4. Karagümrük 6 8
5. Çaykur Rizespor 6 8
6. Kasımpaşa 6 8
7. Antalyaspor 6 8
8. Malatyaspor 6 8
9. Göztepe 6 7
10. Erzurumspor 5 7
11. Başakşehir 6 7
12. Beşiktaş 5 7
13. Gaziantep FK 6 7
14. Sivasspor 5 7
15. Hatayspor 4 7
16. Konyaspor 5 6
17. Kayserispor 5 6
18. Trabzonspor 6 5
19. Denizlispor 6 5
20. Gençlerbirliği 5 4
21. Ankaragücü 4 1
Takımlar O P
1. Tuzlaspor 7 17
2. İstanbulspor 7 16
3. Adana Demirspor 7 14
4. Samsunspor 7 14
5. Ankara Keçiörengücü 7 13
6. Altınordu 7 13
7. Giresunspor 6 11
8. Altay 6 10
9. Balıkesirspor 7 10
10. Adanaspor 7 9
11. Akhisar Bld.Spor 7 9
12. Bursaspor 7 7
13. Menemen Belediyespor 7 6
14. Bandırmaspor 7 5
15. Ümraniye 7 5
16. Ankaraspor 7 4
17. Boluspor 7 3
18. Eskişehirspor 7 3
Takımlar O P
1. Everton 6 13
2. Liverpool 6 13
3. Aston Villa 5 12
4. Leicester City 6 12
5. Leeds United 6 10
6. Southampton 6 10
7. Crystal Palace 6 10
8. Wolverhampton 6 10
9. Chelsea 6 9
10. Arsenal 6 9
11. Tottenham 5 8
12. West Ham 6 8
13. Man City 5 8
14. Newcastle 6 8
15. M. United 5 7
16. Brighton 6 5
17. West Bromwich 6 3
18. Burnley 4 1
19. Sheffield United 6 1
20. Fulham 6 1
Takımlar O P
1. Real Sociedad 7 14
2. Real Madrid 6 13
3. Granada 6 13
4. Villarreal 7 12
5. Atletico Madrid 5 11
6. Cádiz 7 11
7. Osasuna 6 10
8. Elche 5 10
9. Getafe 6 10
10. Real Betis 7 9
11. Eibar 7 8
12. Barcelona 5 7
13. Sevilla 5 7
14. Valencia 7 7
15. Deportivo Alaves 7 7
16. Athletic Bilbao 6 6
17. Huesca 7 5
18. Celta de Vigo 6 5
19. Levante 5 3
20. Real Valladolid 7 3