Ebu Musa el-Eş'ari kimdir? Ebu Musa el-Eş'ari’nin hayatı...

Ebu Musa el-Eş'ari kimdir? Ebu Musa el-Eş'ari nerede doğmuştur? Ebu Musa el-Eş'ari ne zaman doğmuştur? Ebu Musa el-Eş'ari nasıl Müslüman olmuştur? Ebu Musa el-Eş'ari nasıl hicret etmiştir? Ebu Musa el-Eş'ari nasıl evlenmiştir? Ebu Musa el-Eş'ari’nin cesareti, Ebu Musa el-Eş'ari’nin hayatı, Ebu Musa el-Eş'ari’nin vefatı…

Ebu Musa el-Eş'ari kimdir? Ebu Musa el-Eş'ari’nin hayatı...

İşte, "Ebu Musa el-Eş'ari kimdir? Ebu Musa el-Eş'ari nerede doğmuştur? Ebu Musa el-Eş'ari ne zaman doğmuştur? Ebu Musa el-Eş'ari nasıl Müslüman olmuştur? Ebu Musa el-Eş'ari nasıl hicret etmiştir? Ebu Musa el-Eş'ari nasıl evlenmiştir? Ebu Musa el-Eş'ari’nin cesareti, Ebu Musa el-Eş'ari’nin hayatı, Ebu Musa el-Eş'ari’nin vefatı…" sorularının cevabı...

Ebu Musa el-Eş'ari kimdir?

Asıl adı Abdullah bin Kays olan Ebû Mûsâ (r.a.), Yemenlidir. Memleketinde bulunduğu sırada son Peygamberin (a.s.m.) zuhur ettiğini ve Mekke'den Medine'ye hicret ettiğini işitince hiç tereddüt etmeden Müslüman oldu. İslamiyet’in Yemen'de yayılması için büyük gayret sarf etti. Gün geçtikçe, Yemen'de Müslüman olanların sayısı artmaya başladı. Kabileler, kendi aralarında Medine'ye hicret kafileleri düzenlediler.

Ebu Musa el-Eş'ari nasıl Müslüman olmuştur?

Ebû Müsâ da kendi kabilesinden olan Eş’arilerden bir kafile ile Medine'ye hicret etmek üzere hazırlandı. Kendisi bu hâdiseyi şöyle anlatıyor:

"Biz Eş’ariler Yemen'de iken Resulullah’ın peygamber olarak gönderildiğini ve Medine'ye hicret ettiğini duyduk. Biz de (ben ve kardeşlerim Ebû Bürde ile Ebû Rühm) kavmimizden 53 kişi ile birlikte Resulullah’ın yanına gitmek üzere muhacir olarak Yemen'den çıkmıştık. Bir gemiye bindik. Fakat havanın muhalefetiyle gemimiz bizi Habeşistan hükümdarı memleketine çıkardı."

Eş'ariler orada, Mekke'de iken müşriklerin ağır işkencelerine dayanamayarak Habeşistan'a hicret eden Hz. Câfer ve diğer Müslümanlarla karşılaştılar. Habeşistan'da bir müddet kaldıktan sonra Medine'ye hicret ettiler.

O sırada Müslümanlar bir hayli kuvvetlenmişler, müşrikler ve Yahudilerle yaptıkları savaşlarda birçok muvaffakiyet elde etmişlerdi. Habeşistan'dan gelen muhacirler Medine'ye geldiklerinde Islam mücahitlerinin, Yahudilerin elinde bulunan Hayber'in fethine gittiklerini öğrendiler. Kendileri de cihat aşkıyla yanıp tutuşuyorlardı. Hiç vakit kaybetmediler. Medine'de kalmadan hemen Hayber'e hareket ettiler. Fakat, oraya vardıklarında fethin tamamlandığını gördüler.

Peygamberimiz onların dönmelerine çok sevindi. Habeşistan muhacirlerini karşılayarak onların hepsine savaşa iştirak etmiş gibi ganimetten hisse verdi.?

Ebu Musa el-Eş'ari’nin hayatı

Muzaffer ordu Hayber'den dönüyordu. Peygamberimiz Hz. Ebû Müsâ'yı bineğinin terkisine almıştı. Bir ara ona şöyle seslendi: "Ya Abdullah! Sana cennet hazinelerinden bir kelime söyleyeyim mi?" Ebû Mûsâ, "Annem babam sana feda olsun, söyle yâ Resulallah" dedi. Peygamberimiz "La havle velâ kuvvete illa billah de" buyurdu.

Eş'ariler Medine'ye yerleştiler. Bir seferinde Resulullah onlara şu müjdeyi verdi: "Ey gemi yolcuları! Emin olunuz ki, sizin için iki hicret sevabı vardır."

Eş’ariler için hiçbir söz Peygamberimizin bu mübârek sözü kadar güzel ve sevindirici olmadı. Onların sevinci bununla da kalmadı. Peygamberimiz, "Eş'ari ler bendendir, ben de onlardanım" buyurunca sevinçleri kat kat arttı.

Ebû Müsâ el-Eş'ari Tebük Savaşına, Mekke'nin fethine ve Huneyn Savaşına iştirak etti. Huneyn'de mücâhitler tarafından bozguna uğratılan Havazinlerden bir kısmının Evtas Vâdisinde toplandıkları görüldü. Peygamberimiz, Ebû Amir el-Eş'ari Hazretlerine bir sancak vererek bazı mücahitlerle birlikte, toplanan düşmanın üzerine yolladı. Evtas'ta mevzilenen düşman, kendisini savunmaya geçti.

Teke tek yapılan vuruşmada, kumandan Hz. Ebû Amir, Havazinlerden birçoğunu yere serdi. Mızraklarla vuruşma başlayınca, Hz. Ebu Amir yaralandı sancağı Ebû Mûsâ'ya vererek onu kumandan tayin etti.

Kumandanlığa geçen Ebû Musa, savaşa girişti ve düşman kuvvetlerini dağıt maya muvaffak oldu. Bu arada, Ebu Amir'i yaralayan müşriki de öldürdü. Müşrikler savaş meydanından kaçınca Ebu Amirin yanına geldi. Ona isabet eden ok hâlâ duruyordu. İsteği üzerine Ebu Mûsâ oku çıkardı. Okun çıktığı yerden şiddetli bir şekilde kan akmaya başladı. Ebu Amir şehit olacağını anlayınca şöyle dedi: "Resulullah’a benden selâm söyle ve ona kendisinden dua istediğimi haber ver." Bir müddet sonra da aldığı yaranın tesiriyle şehit olarak hayata gözlerini yumdu.

Hz. Ebu Musa neticeyi haber vermek için Peygamberimizin yanına gitti. Resulullah iplerle örülmüş bir sedirde yatıyordu. İpler sırtında ve yanlarında iz bırakmıştı. Hz. Ebu Musa, amcası oğlu Ebu Amir'in şehit olduğunu haber verince, kalktı ve abdest aldı. İki elini kaldırarak, "Ya Rabbi! Ebu Amir'i affet" buyurdu.

Ebu Musa kendisine de dua etmesini isteyince ona da şöyle dua etti:

"Allah'ım! Abdullah bin Kays'ın da günahlarını bağışla. Onu Kıyamet Gününde makbul bir makama kavuştur.6 Ebu Musa hayatı boyunca Peygamberimize hizmet etti. O mübarek Nuru bir gölge gibi takip etti. Ebu Musa'nın, Peygamberimizin yanında ayrı bir yeri vardı. O "Sâhib-i Resulullah (Peygamber dostu)" olarak meşhurdu. Peygamberimiz bazen onu fedakârlıklarından, azim ve sebatından, ilme ve ibadete olan düşkünlüğünden dolayı şevklendirmek için müjdeler verirdi. Bu müjdelerden bir tanesi şudur:

Bir akşam Hz. Ebu Musa, yatsı namazını Peygamberimizle kılabilmek için mescide gitti. Ancak, Peygamberimiz her zamanki vakitten biraz geç geldi. Ebu Musa, Peygamberimiz gelinceye kadar bekledi. Peygamberimiz, bekleyenlere yatsı namazını kıldırdıktan sonra şu müjdeyi verdi:

"Gitmek için acele etmeyiniz. Sizlere müjdem var. İnsanlar arasında sizden başka bu saatte namaz kılan hiç kimsenin bulunmaması, Allah'ın size bir nimetidir."?

Ebu Musa el-Eş'ari Peygamberimizi Hayber'in fethinden sonra görmesine rağmen, zaruri ihtiyaçları haricinde huzurundan hiç ayrılmadı. Her seferinde yeni bir şey öğrenmek, yeni bir hikmet duymak için can atardı.

Bir Kur'an bülbülü olan Ebu Mûsâ, Kur'ân öğrenmek için her türlü fırsatı ganimet bilir, Allah'ın kelâmını en güzel şekilde okumaya çalışırdı. O, Kur'ân'ı sesiyle süsleyen Sahabilerden birisiydi. Çok güzel okurdu. Bir defa Kur'ân okurken Peygamberimiz ona şu sözleriyle iltifat etti: "Sana Davud'un (a.s.) nağmelerinden [okuyuşundan] bir nağme verilmiştir." Bilindiği gibi, Hz. Davud (a.s.) Zebur'u çok güzel okurdu.

Hicretin 9. yılında birçok kabile İslam’la şereflenmiş, birçok memleket de İslam topraklarına katılmıştı. Bu memleket halkına İslamiyet’in öğretilmesi gerekiyordu. Peygamber Efendimiz bu maksatla Hicretin 9. yılı Muharrem ayında İslam’ın yayıldığı bütün beldelere valiler gönderdi. Bu gayeyle vazifelendirdiği Sahabilerden birisi de Ebu Musa'dır. Peygamberimiz onu Zebid, Aden ve Sahil bölgelerine vali olarak gönderdi. Ebu Musa'nın vazifesi, halka dini vazifelerini öğretmek, idari işlerle meşgul olmak ve halk arasında çıkan davaları İslami hükümlere göre halletmeye çalışmaktı. Peygamberimiz Muaz bin Cebel'i ve Ebû Mûsâ'yı yolcu ederken onlara şu tavsiyede bulundu:

"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz."

Hz. Ebu Musa, Hicretin 10. yılında Peygamberimiz Veda Haccında iken Mekke'ye geldi ve Resulullahla görüştü.

Hz. Ebû Bekir zamanında Medine'de ikamet eden Hz. Ebu Musa, Hz. Ömer'in hilafetinde Irak fethi için Sa'd bin Ebi Vakkas komutasında hazırlanan mücahit ordusuna katıldı. Çok büyük muvaffakiyetler gösterdi. Hz. Sa'd, onu Nusaybin'in ve Harran'ın fethine memur etti. Hz. Ebu Musa, Nusaybin ve Harran fethini gerçekleştirdi. Başta İsfahan ve Huzistan olmak üzere İran topraklarının fethini sağlayan, Ebû Mûsâ idi.

Irak'ın fethi tamamlandığında Hz. Ömer onu Basra valiliğine tayin etti. Basralılara da şöyle bir mektup yazdı: 'Ebu Musa'yı size vali olarak gönderiyorum. Tâ ki, zayıfınızın hakkını kuvvetliden alsın. Sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı mücadele etsin. Yollarınızda emniyet ve asayişi temin etsin."

Hz. Ebû Mûsa Basra'ya gittiğinde onlara, "Emire'l-Mü'minin Ömer bin Hattab beni size Allah'ın kitabını ve Peygamberin sünnetini öğretmek için gönder di" diyerek en mühim vazifesini dile getirdi.

Ebu Musa gerçekten de Basra'da kaldığı müddetçe bütün vaktini Kur'an öğretmekle geçirdi. Bir gün Hz. Ömer, Basra'dan gelen Enes bin Malik'e Ebu Musa'nın ne yaptığını sordu. Hz. Enes, onun devamlı olarak halka Kur'an öğretmekle meşgul olduğunu haber verdi."

Hz. Ömer valilerine, "Yanınızda ne kadar Kur'an okuyucuların varsa bir liste halinde bana bildirin. Online Kur'an-ı Kerim öğretmek için etrafa gönderdiğim" şeklinde bir mektup yazdı. Bu mektuba gelen cevaplardan sonra halka Kur'an öğreten valiler içerisinde ön sırayı Ebu Musa'nın aldığı ortaya çıktı.

Onun Kur'an öğrettiği Müslümanların sayısı 300 kişiyi geçmiş bulunuyordu. Ebu Musa bir yandan Basralılara Kur'an ve sünneti öğretiyor, bir yandan da onlara vaaz veriyordu. Onun vaazları halk üzerinde çok tesir uyandırıyordu. Vaazını dinleyenler gözyaşlarını tutamıyorlardı.

Hz. Ebu Musa Basra şehrinin imarı için de çalıştı. Hz. Ömer'in emri üzerine içme suyunu Basralıların ayağına taşıyacak bir kanal açtırdı. Bu kanala "Ebu Musa Kanalı" denildi. Kanal yapılmadan önce halk, altı mil mesafeden içme suyu taşıyordu. Hepsi bu kanaldan faydalandılar. Her ev bu suyu kullanmaya başladı.

Ebû Mûsâ bir müddet Basra valiliği yaptıktan sonra, Kûfelilerin isteği üzeri ne Kûfe valiliğine tayin edildi.

Ebu Musa sünnete son derece bağlıydı. Onun için en güzel rehber ve örnek, Peygamberimizin hayatıydı. Her sözünde, her fiilinde, her hareketinde Resul-i Ekremi taklit ederdi. Öyle ki, en basit işlerinde bile Peygamberimizi örnek alırdı. "Ben Resul-i Ekremin izini takip eder onun yaptığını yapmaya çalışırım" sözü, onun Sünnete bağlılığını ifade ettiği gibi, şu hareketleri de buna canlı bir misaldir:

Bir gün oğlu aksırdı. Ona "Yerhamükellah" demedi. Başka birisi aksırdı. Ona

"Yerhamükellah" diye cevap verdi. Kendisinden bunun sebebi sorulduğunda şu cevabı verdi: "Peygamber, 'Herhangi biriniz aksırdığı zaman, eğer "Elhamdü lillah" derse, siz de "Yerhamükellah" deyin. Demezse, siz ona "Yerhamükellah lah" demeyin' buyurduğunu işittim" dedi.

Hz. Ebu Musa bir defasında Halife Hz. Ömer'i ziyarete gelmişti. Huzuruna girmek için izin istedi. İstediğine karşılık alamayınca geri döndü. Hz. Ömer onun döndüğünü görünce sebebini sordu. Ebu Musa ona şu cevabı verdi: "Siz den üç kere müsaade istedim, ama izin vermediniz. Bunun üzerine geri döndüm. Zira Resul-i Ekrem’in, 'Herhangi biriniz bir yere girmek istediğinde üç de fa müsaade istesin. Müsaade edilmezse geri dönsün' buyurduğunu işittim."

Hz. Ebû Mûsâ, son derece iffetli, temiz ve her türlü günahtan uzak kalmaya çalışan bir zattı. Onun her hal ve hareketinde takva ve fazilet göze çarpardı. Kalbinde en iyi yer eden his, Allah korkusuydu. Son derece rikkat sâhibiydi. Ahireti çok düşünür, ölümü çok hatırlardı. Çünkü ölüm kadar tesirli bir nasihatçı yoktu.

Bir gün Enes bin Malik'e, "Ey Enes! Bugünkü insanlar ahiret hususunda ne kadar geridedirler. Ahireti hiç düşünmüyorlar" dedi. Hz. Enes, "Nefsini arzu ve istekler ile şeytan, onları bu gaflet ve uykuya sürüklemiştir" cevabını verince, şunları söyledi: "Hayır, öyle değil. Dünya onlara peşin olarak gösterilmiş, ahiret ise onlardan perdelenmiştir. Eğer dünyayı gördükleri gibi ahireti de hakkıyla görmüş olsalardı, ahiretten yüz çevirmez ve bu dünyaya bu kadar sarılmazlar-

Ebû Musa âlim Sahabilerdendi. Peygamberimiz, kendisine fetva vermek üzere izin vermişti. Hz. Ömer devrinde fetva veren dört Sahabiden birisiydi. Hz. Ali, Ebu Musa hakkında, "Bu zat baştan aşağı ilimdir" diyerek onu methetmektedir. Buna rağmen o son derece mütevazi idi. ilim öğrenmekten gayesi Allah rızası olduğundan, bilmediği bir hususta "Bilemiyorum" derdi. Verdiği fetvanın daha isabetlisini işitirse, "Doğrusu budur" diyerek hakkı kabul ederdi.

Ebu Musa'nın en kıymetli hasletlerinden birisi de tevekkülüydü. Hiçbir tehlike onu korkutmaz, hiçbir mihnet ve meşakkat onu endişeye düşürmezdi. Başına ne gelse rıza gösterir, kader perdesinin arkasındaki güzel neticeleri düşünürdü.

Ebu Musa el-Eş'ari’nin vefatı

Hz. Ebu Musa, hadis ilminde de önde gelen Sahabelerden. Peygamberimiz den 360 tane hadis rivayet etmiştir. Bu hadisler, Buhari, Müslim, Müsned ve diğer hadis kitaplarında yer alır. Onlardan ikisi şu meâldedir:

"İyi arkadaş ile kötü arkadaşın benzeri, misk satan ile ateş üfleyip saçan de demirci körüğü gibidir. Misk sahibi ya bir miktar bu güzel kokudan sana hediye eder, yahut satın alırsın, yahut da onun güzel kokusundan istifade edersin. Demirci körüğünün nefesi ise ya senin elbiseni yakar, ya da ondan ağır bir koku koklamak zorunda kalırsın."

Bir diğer hadis de şu mealdedir:

"Peygamberimiz mübarek parmaklarını birbirine geçirdi ve 'Mü'min diğer mü'min kardeşleriyle, parçaları birbiriyle kenetlenmiş bina gibidir. Birbirlerini sim sıkı tutarlar' buyurdu."

Ebu Musa vefat edeceği zaman gençlerden kendisi için bir mezar kazmalarını istedi. Gençler mezarı kazıp geldikten sonra da şu ibretli sözleri söyledi:

"Allah'a yemin ederim ki, bana kazdığınız bu kabir iki yerden biri olacaktır. Ya o kadar genişletilecek ki, her bir köşesi kırk arşın olacak ve onda Cennete açılan bir kapı bırakılacaktır. Ben o kapıdan Cennetteki köşküme ve Cenab-ı Hakkın benim için hazırladığı nimetlere bakacağım. O kabirden Cennetteki evimi dünyadaki evimden daha çabuk bulup Kıyamete kadar onun güzel koku sudan ve güzel havasından istifade edeceğim. Ya da Allah korusun, kötü bir kimse isem benim kabrim o kadar daralacaktır ki, mızrağın başındaki sivri demirden daha dar olacaktır. Orada Cehenneme bakan bir kapı açılacak; ben, o kapıdan Cehennemdeki yerimi dünyadaki evimden daha çabuk bulup, onun pis kokusundan ve zehirli havasından Kıyamete kadar eza duyacağım."

Hz. Ebû Mûsâ 63 yaşında iken Mekke'de vefat etti.

Allah ondan razı olsun...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5