banner30

banner29

Halime (r.a.) kimdir? Halime (r.a.)’ın hayatı

Halime (r.a.) kimdir? Halime (r.a.)’ın hayatı, Halime (r.a.)’ın vefatı…

İslam 30.09.2020, 18:12 30.09.2020, 18:14
Halime (r.a.) kimdir? Halime (r.a.)’ın hayatı

Hanım sahabilerden biri olan Halime (r.a.) hakkında “Halime (r.a.) kimdir? Halime (r.a.)’ın hayatı, Halime (r.a.)’ın vefatı” gibi soruların cevapları tüm detaylarıyla haberimizde…

İşte, "Halime (r.a.) kimdir? Halime (r.a.)’ın hayatı, Halime (r.a.)’ın vefatı…" sorularının cevabı.

HALİME (R.A.) KİMDİR?
HALİME (R.A.)’IN HAYATI

Mekke'nin havası yeni doğan çocuklara yaramıyordu. Sıhhatli ve gürbüz büyümelerine maniydi. Bu sebeple çocuklarının sıhhatli yetişmesini isteyen bazı kişiler onları çölde yaşayan süt anneye veriyorlardı. Çünkü, hem çölün havası güzel, suyu temiz ve tatlıydı, hem de orada yetişen çocuklar Arapçayı daha düzgün bir şekilde konuşuyordu.

Süt anne olacak kadınlar yılda iki kez Mekke'ye gelirler, küçük çocukları alarak yurtlarına götürürlerdi. Peygamberimizin dünyaya teşrif etmesinden hemen sonra, Benî Sa'd kabilesine mensup kadınlar beyleri ile birlikte Mekke'ye geldiler. Bunlardan biri de Hz. Halime'ydi. Halime'nin bindiği hayvan zayıf ve topal olduğu için, arkadaşlarından geriye kalmıştı. O Mekke'ye girdiğinde kadınların hemen hepsi emzirecek bir çocuk bulmuş, sevinç içerisinde yurtlarının yolunu tutmuşlardı bile.

Abdulmüttalip de sevgili torunu Peygamberimizi bir süt anneye vermeyi çok istiyordu. Fakat kadınlardan kime teklif ettiyse, "Yetimdir" diyerek almaya yanaşmadılar. Hiç kimse bu çocuk hürmetine berekete kavuşacaklarını hayal bile edemiyordu. Resulullahın dedesi çaresizlik içerisinde dolaşırken emzirecek bir çocuk bulamamanın üzüntüsünü kalbinde hisseden Halime ile karşılaştı. "Sen hangi kabiledensin?" diye sordu. Hz. Halime, "Beni Sa'd Kabilesinden" cevabını verdi. Abdülmüttalip, ona ismini sordu. Halime olduğunu öğrenince gülümsedi ve "Çok güzel! Sa'd ve hilim iki haslettir ki, dünyanın hayrı da, ahiretin izzet ve şerefi de bunlara bağlıdır. Ey Halime, benim yanımda yetim bir çocuk var. Diğer kadınlar, 'Biz götüreceğimiz çocukların babalarından faydalanmayı umuyoruz. Yetimi alıp da ne yapacağız?' diyerek onu almak istemediler. Bari sen bunu al. Belki onun yüzünden mutluluğa erersin" dedi.

Halime (r.a.) biraz ilerde bulunan kocasına danışmak için müsaade isteyip kocasının yanına gitti. Kocası da, "Almanda bir mahzur yok. Belki onun yüzünden berekete kavuşuruz" dedi. Halime, hiç olmazsa bir çocuk bulabilmiş olmanın sevinciyle Peygamberimizin dedesinin yanına geldi. Çocuğu almak istediğini söyledi. Abdülmuttalip buna çok sevindi. Onu Hz. Amine'nin yanına götürdü. Amine Halime'yi, "Hoş geldin, safa geldin" diyerek karşıladı. Birlikte Resulullahın uyuduğu odaya gittiler.

Peygamberimiz beyaz bir kundağa sarılmıştı. Altına da yeşil bir kumaş serilmişti. Sırt üstü yatmış, mışıl mışıl uyuyor, etrafa misk gibi kokular yayıyordu.

Hz. Halime Peygamberimizi görünce güzelliğine ve sevimliliğine hayran kaldı. Böyle bir çocuğu yanına aldığı için çok sevinçliydi. Peygamberimizi kucağına aldı. Resulullah (a.s.m.) süt annesine gülümsedi. Halime de onu öptü. Sevinçliydi. Hz. Âmine ise, üzgündü. Yavrusu ancak birkaç gün yanında kala bilmişti. Hasretine nasıl dayanacaktı? Fakat, sevgili oğlunun sıhhatli büyümesi için buna mecbur olduğunu düşünerek teselli buldu.

Hz. Halime Peygamberimiz kucağında olduğu halde, kocasının yanına geldi. Sonra sağ memesini Peygamberimize, sol memesini de oğluna verdi. Emdiler ve uyudular. Bundan böyle Resulullah (a.s.m.) hep sağ memeden emecek, sol memeyi hiç almayacaktı. Hz. Halime'nin sütü çok azdı. Daha önce kendi oğluna bile yetmiyor, çocuk açlıktan ağlayıp duruyordu. Şimdi her ikisinin de doyduğunu görünce sevindiler.

Hemen sonra, daha önce çok az sütü olan devenin memelerinin de sütle dolduğunu görünce, sevinçleri bir kat daha arttı. Halime'nin kocası, "Ey Halime, bilmiş ol ki sen mübarek ve uğurlu bir çocuk almışsın" dedi. Gerçekten de bun dan böyle bu âile ile birlikte Sad Oğulları Kabilesi kuraklıktan, kıtlıktan kurtulup, bolluk ve berekete kavuşacaktı.

Bütün hazırlıklarını tamamlayan Hz. Halime ve kocası biraz sonra yola çıktılar. Bu arada binek hayvanlarında büyük bir değişikliğin olduğunu gördüler. Gelirken çok gerilerde kalan merkep, sonradan çıktığı halde kafilenin bütün hayvanlarını geride bırakıyordu. Diğer kadınlar bunu görünce şaşırıp kaldılar, "Ey Halime, başına rahmet yağsın! Yoksa bu merkep gelirken bindiğin hayvan değil mi? Dur da bizi bekle!" diyerek, şaşkınlıklarını ifade ettiler. Yorucu bir yolculuktan sonra kafile yurtlarına vardı.

O yıl Sa'doğulları yurdunda büyük bir kuraklık hâkimdi. Hayvanların yayılıp karınlarını doyurabilecekleri hiçbir otlak yoktu. Bu yüzden, koyunlar sabahleyin ayrıldıkları gibi akşamleyin aç olarak eve dönüyorlardı. Hayvanlar iyice cılızlaşmışlardı. Fakat Hz. Halime bolluk ve berekete mazhar olmuştu. Diğerlerinden farklı olarak koyunları da akşamleyin eve karınlar doymuş; memeleri sütle dolmuş bir şekilde dönüyordu. Bu durum kabile halkının dikkatini çekmişti. Çobanlarına çıkışıyorlar, "Yazıklar olsun size, siz de bizim koyunlarımızı Halime'nin çobanının koyunlarını otlattığı yerde otlatsanıza" diyorlardı.

Halime ve kocası, bu bolluk ve iyiliğe yetim diye kimsenin almaya yanaşmadığı çocuk yüzünden kavuştuklarını biliyor, şükrediyorlardı. Günler böylece geçti. Peygamberimiz (a.s.m.) gün geçtikçe gelişiyor, gürbüzleşiyordu. Onun çocukluğu da diğer çocuklara benzemiyordu. Daha sekiz aylıkken konuşuyor, konuşulanı da dinliyordu. Dokuz aylıkken çok düzgün bir şekilde konuşmaya başlamıştı. On aylık olunca ok atmaya başlamış, iki yaşına geldiğinde ise gösterişli bir çocuk olmuştu. Artık sütten de kesilmişti. Onun sütten kesilmesi Hz. Halime'yi de, kocasını da derinden üzdü. Onun yüzünden hayır ve berekete nail oldukları için bir müddet daha yanlarında kalmasını çok istiyorlardı.

Fakat artık onu yanlarında tutamazlardı. Annesine teslim etmeleri gerekiyordu. Bir gün yanlarına aldılar ve Mekke'ye gittiler. Hz. Âmine birden ciğerpâresini karşısında görünce çok heyecanlandı. Ne kadar da büyümüş, gürbüzleşmişti. Artık bundan sonra hep beraber olacaklarını düşünüyor, seviniyordu. Fakat Hz. Halime Peygamberimizin annesine, "Oğulcuğumu büyüyünceye kadar yanım da bıraksan iyi olur. Onun Mekke vebâsına tutulmasından korkarım" dedi.

Hz Amine oğlunun hasta olmasını düşünmek bile istemiyordu. Artık hasretine razıydı. Yeter ki biricik oğlu hastalanmasındı. Bu düşünce ile Hz. Halime'nin teklifini kabul etti. Böylece Peygamberimiz bir müddet daha Beni Sa'd yurdunda kalmak üzere Mekke’den ayrıldı.

Peygamberimiz süt annesinin yanında, süt kardeşi Abdullah ile birlikte koyun otlatacak kadar büyümüştü. Bir gün yine evin arkasında yeni doğan kuzuların yanında bulundukları bir sırada, iki kişi geldi, Peygamberimizi yere yatırdı. Sonra da göğsünü açarak kalbini yardılar. Kan pıhtısına benzer bir şeyi çıkararak, "Bu sende bulunan şeytana ait bir şeydi" dediler. Resulullahın süt kardeşi Abdullah, bu iki yabancının sevgili kardeşine yaptıklan şeyi görünce çok korktu. Koşarak eve geldi ve anne ve babasına, "Koşun, Kureyşli kardeşim öldürüldü!" diye bağırdı. Onun bu feryadı üzerine karı koca hemen dışarı fırladılar, Resulullahın bulunduğu yere doğru koştular. Peygamberimiz ayakta idi. Yüzü sararmıştı. Fakat gülümsüyordu. "Yavrum sana ne oldu?" diye sordular. Peygamberimiz, "Beyaz elbiseli iki kişi gelip beni yere yatırdı. Sonra da karnımda bilmediğim bir şeyi aradılar" cevabını verdi. Hz. Halime ile kocası çok korkmuşlardı. Resulullaha bir zarar gelmesinden endişe ediyorlardı. Hâris Halime'ye, "Halime, ben bu çocuğun başına bir felâket gelmesinden korkuyorum. Başına bir şey gelmeden önce onu götür âilesine teslim et" dedi.

Halime de hiç vakit geçirmeden Peygamberimizi alıp Mekke'ye götürdü. Fakat Mekke'de onu bir ara kaybetti. Buna çok üzüldü. Bütün aramalara rağmen bulamadı. Hemen Abdülmuttalib'e gitti. Üzüntü içerisinde durumu haber verdi. O da birkaç kişi ile birlikte onu aramaya çıktı. Nihayet Peygamberimiz bulundu. Hz. Amine, oğlunu tekrar gördüğüne sevinmiş, hemen geri getirilmesine ise bir mânâ verememişti. Halime'ye, "Çocuğu niçin getirdin? Onu yanında tutmak için ısrar edip durmuştun" dedi. O da, "Artık oğulcuğumu Allah büyüttü. Ben üzerime düşeni yapmış bulunuyorum. Onun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum. Sana getirip sağ salim teslim etmek istedim" cevabını verdi.

Aradan yıllar geçti, Peygamberimizin annesi, dedesi vefat etti. Peygamberimiz de artık büyüyüp evlendi. Zaman zaman Hz. Halime'yi görürdü. Sütannesi ne karşı derin bir sevgi beslerdi. Onu gördükçe "Anneciğim, anneciğim!" der, saygı gösterirdi. Hemen üzerindeki fazla elbiseyi çıkarır, onun altına serer, bir ihtiyacı varsa derhal yerine getirirdi. Bir gün Halime onu ziyarete gelmişti. Sa'd Oğulları yurdunda yine kıtlık olduğunu, hastalıktan hayvanların kırıldığını söyledi. Peygamberimizin ona verebilecek fazla bir şeyi yoktu, fakat Hz. Hatice Validemiz sevgili beyinin sütannesini boş olarak göndermeye gönlü razı olmadı. Kırk koyunla bir deve verdi. Hz. Halime bu ikram karşısında memnuniyetini bildirdi. Sevinç içerisinde evine döndü.

Sonraki yıllarda Müslüman olarak Sahabiye olma şerefini kazanan Hz. Halime Cennetü'l-Bak'i kabristanına defnedilmiştir.

Allah ondan razı olsun.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Aşı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aşı hakkında ne düşünüyorsunuz?