banner5

banner29

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî’nin hayatı

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

İslam 16.09.2020, 18:38 17.09.2020, 14:30
Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî’nin hayatı

İşte, "Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı." sorularının cevabı.

SELMÂN-I FÂRİSÎ KİMDİR?
SELMÂN-I FÂRİSÎ’NİN HAYATI

SELMÂN-I FÂRİSÎ NEREDE NE ZAMAN DOĞMUŞTUR?

Selman, mecusiler arasında dünyaya gelmişti. Ateşe tapan insanlar arasında küçük bir çocuktu. Babası Büzahşan, İran'ın çiftlik ağalarındandı. Oğlunu çok sever, yanından ayırmaz, sanki kaçıp gidecekmiş gibi evden dışarı çıkarmaktan korkardı.

Selman yetişkinlik çağına girdiği sıralar, mecusilerin ibadet yerine gider, oranın fahri bekçiliğini yapardı. Mukaddes sayılan ateşin sönmemesi için devamlı yakardı.

Küçük Selman'ın içinde sürüp giden bir boşluk, bir hasret, bir istek ve bir işaret vardı. Akşamları kızıllaşan ufka dalar, sabahları uzak bir işaret hülyasına bağlanmış gibi güneşin ışıltılarına dikkat kesilirdi. Sanki hep haber beklerdi.

SELMÂN-I FÂRİSÎ NASIL MÜSLÜMAN OLMUŞTUR?

Babası, bir gün Selman'ı çiftliğe göndermişti. Yolda birtakım garip sesler duyan Selman, sesin geldiği tarafa döndüğünde Hıristiyanların ibadet ettiği bir kiliseyi gördü. Merakla kiliseden içeri girdi. Nasıl olup bittiğini bilmeden ayine katılan Selman, çiftliği, köyü unutup akşama kadar orada kaldı. Âdeta kendinden geçen Selman, bu âyinden aldığı zevki, babasının dininden aldığı zevkten daha tesirli buldu. Ayinde bulunan Hıristiyanlardan, dinleri hakkında bilgi aldı. Bu dinin aslının nerede bulunduğunu sordu. Onlar da Şam tarafını işaret ettiler.

Gün erimiş, çabucak akşam olmuştu. Selman, isteksiz bir şekilde eve dönmüştü. Babası, izinsiz kaybolduğu için hiddetlenmiş, fakat oğlunu gördüğü için de sevinmişti. Selman başından geçenleri anlattı. Açıkça, mecusiliği beğenmediğini, onun kendisini tatmin etmediğini, Hıristiyanlığı daha üstün bulduğunu söyledi. Babası, söylediklerinden dolayı Selman'a şiddetle kızdı. "Bunları nasıl söyleyebiliyorsun?" diye onu azarladı. Fakat Selman fikrinde ısrar ediyordu. Babası, ayaklarına zincir vurarak Selman'ı hapsetti.

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Babasının bu hareketi Selman'daki düşünceyi değiştirmek şöyle dursun, daha da kuvvetlendirmiş, bu yeni dine girme arzusunu daha da şiddetlendirmişti. Selman bir gün, bir yolunu bulup zincirleri çözdü, evden gizlice kaçtı. Şam taraflarına gitmekte olan bir kervana katıldı. Şam'a vardığında, Hıristiyanlığın en ileri geleniyle görüşmek istediğini söyleyince, onu papazın huzuruna çıkardılar. Selman, papaza, dinlerini kabul ettiğini, yanlarında kalıp hizmet etmek istediğini söyledi. Fakat papaz sahtekânn birisiydi. Halktan topladığı parayı kendisi için biriktiriyor, onları aldatıyordu. Çok geçmeden papaz öldü. Selman durumu halka açıkladı. Altınları sakladığı öğrenilince, papazın cenazesi halk tarafından taşa tutuldu. Böylesi çirkin bir manzara bile, Selman'ı yeni dininden soğutmamıştı. Onun ruhunda dâima daha iyiye, daha güzele ve hakikata hasret vardı.

Ölen papazın yerine gelen din adamı, Selman'ın beklediği ve benimsediği bir insandı. Dünyaya ehemmiyet vermeyen, gece gündüz ibadetle meşgul olan, dinî vecd ve heyecanla kendisinden geçen bu zat da çok geçmeden hastalandı ve Selman'a çok tesir eden şu nasihatı yaptı: "Evladım, bugün dünya helâket girdabında yüzüyor. Hak dini değiştirip emir ve yasakların çoğunu terk ettiler. Benden sonra Musul'daki falan kimseye gitmeni tavsiye ederim, çünkü o da benim yolumdadır." Selman, bu zatin vefatından sonra Musul'a gitti. En iyiye, en güzele ve hakikate varmak arzusuyla didiniyor, araştırıyor, dağlar dereler aşıyordu.

Musul'a ulaşınca papazı buldu. Gerçekten bu da, ölen papaz gibi dinine bağlı biriydi. Fakat hayatının son yıllarını yaşıyordu. Sanki iyilerin hasat mevsimi yaşanıyor, birer birer ebedî aleme göçüyorlardı. Selman, Musul'dan Nusaybin'e, oradan da Amuriye'ye (Anadolu'da Sivrihisar'ın o zamanki adı) geçti. Orada, hak dinin, kalan son faziletli râhibinin huzuruna çıktı. Dinî hakikatlerin arayıcısı ve hasretlisi olan Selman, dinî hizmetle kendisinden geçmiş olan bu insanın hizmetinde bulunmayı şeref bildi.

Burada çalışıp bir miktar koyun ve sığır elde etti. Bir gün gelir, paraya şiddetle ihtiyacı olabilirdi. Amuriye'deki zatın Selmân'a nasihati, hepsinden daha ibretli, daha düşündürücü, daha hikmetliydi.

"Oğlum, dünyada artık bizim mesleğimiz ve yolumuz üzerinde bulunan kimseyi tanımıyorum. İbrahim'in dini üzerine gönderilecek Peygamberin gelmesi yakındır. O, Arap topraklarında zuhur edecek, sonra iki taşlık arasında bir yere hicret edecektir. Bu iki taşlık arası hurmalıktır. Onun üzerinde bazı alâmet ve işaretler olacaktır. Hediyeyi kabul edip yiyeceği halde, sadakadan yemeyecektir. Ayrıca iki küreği arasında 'Nübüvvet Mührü' bulunacaktır. Bir yolunu bu lursan benden sonra o diyara gidersin."

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Bu sözleri can kulağıyla dinleyen Selman'ın kalp ve dimağında yepyeni bir dünyanın, bir îman ve saadet dünyasının müjde ışıltıları parlıyordu.

Selman'ın gözü şimdi Arabistan taraflarına gidecek bir kervandaydı. "Arayan bulur" gerçeği nihayet tahakkuk etti. Parasına karşılık kervancılarla yolculuk için anlaştı. Günlerce kızgın çölde yol aldılar ve Vâdi'l-Kura denilen yere ulaştılar. Kervan burada konakladı. Kervancıların içinde bulunan bazı zalim kimseler Selman'ı köle olarak bir Yahudiye sattılar. Selman hayatını bundan böyle bir Yahu dinin kölesi olarak geçirecekti.

Fakat Selman, köleliğe aldırmıyor, devamlı o rahibin anlattıklarının heyecanını  yaşıyordu. Yahudinin bahçesinde çalışırken bile, "Acaba iki taşlık arasındaki hurmalık burası olmasın?" diye içinden geçiriyordu.

Selman durmaksızın çalışıyor, sahibinin emrine tâbi olmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bir gün yine bahçede çalışırken, Kurayzaoğullarından biri çıka geldi. Varlıklı biri olan bu zât, Yahudiden Selman'ı satın aldı. Değişen bir şey yoktu. Şimdi, bir başkasının emrindeydi. Ne var ki, yeni sahibinin kendisini getirdiği yer Medine idi. Selman, Medine'yi görür görmez tanımıştı. Yıllardır hayalinin peşine takılıp koştuğu, muhayyilesinde canlandırdığı "İki taşlık arasındaki hurmalık" gerçek oluyordu. Selman, olup bitenlerin derin ve sarsıcı heyecanı içindeyken kimseye bir şey söylemiyor, bir şeyden söz açmıyordu. Yıllar yılları kovaladı. Zaman, sel dolaplarını çalıştırdı. Bütün varlıkların, bütün kalb ve akıl sahiplerinin, bütün medeniyetlerin, bütün kâinatın beklediği nur doğdu. Hz. Muhammed'e (a.s.m.) peygamberlik vazifesinin geldiği duyuldu. Herkes ve her şey buna dikkat kesiliyordu. Herkes bunu konuşuyordu. İki kişi bir araya gelse, Mekke'de peygamberlik dâvâ eden, o mukaddes ve muallâ inkılâbı hazırlayan yüce Peygamberden söz ediyordu.

Selman konuşanları dinledikçe, kalbindeki, şuurundaki sır ve zihnindeki ukdenin çözüleceğine inanıyordu. Ve, o yüce Peygamberi görmek, ona tâbi olmak, onun mecnunu, onun pervanesi, onun hizmetkârı, onun kölesi olmak iştiyakıyla yanıyordu. Hayat Selman'ın gözünde bir şeyi fethetmenin ifadesiydi. Tâ çocukluğundan beri bu fethin arzusuyla yaşamıştı. Şimdi bu arzu, Selman'ı daha kuvvetli ve şiddetli bir şekilde sevk ediyordu. Oysa Selman, şimdi birinin kölesi, birinin malıydı.

Hem, Mekke'den de epeyce uzakta bulunuyordu. Yine bir gün Selman, bahçede sahibinin işinde çalışmakla meşguldü. Sahibi, bir ağacın gölgesinde dinleniyordu. Sahibinin bir akrabasının, öteden söylenerek geldiğini gördü: "Allah belâsını versin. Ne oldu, biliyor musun?" Selman'la sahibi dikkat ke sildiler, "Ne oldu?" dedi Selman'ın sahibi.

Adam, "Mekke'de peygamber olduğunu söyleyen bir adam var ya, kalkmış, buraya gelmiş, Kuba'da. Kalabalık, etrafına toplanmış anlattıklarını dinliyordu. Bundan böyle, bize huzur yok" diye cevap verdi.

Selman, hummaya tutulmuş hasta gibi titredi. Ürpertiyle yığılıp kaldı. Sahibinin kollarına düşüyordu nerdeyse. "Ne dedin, ne dedin?" diye heyecan ve hayretini, sevinç ve neşesini gizleyemedi. Köle olduğunu unutmuştu. Öfkeyle irkilen sahibi, "Bundan sana ne, nasıl işini bırakıp söze karışıyorsun?" diyerek, kızgınlıkla Selman'a bir tekme savurdu ve onu yere yıktı. Selman, hiçbir şey hissetmiyordu. Hayatta mıydı, değil miydi? Bilmiyordu. Kalbinin bağlandığı heyecan, yıllardır hasretlisi olduğu müjde ve o yüce Peygambere kavuşmak isteğinden başka bir şey duymuyordu. Bir an önce gidip kalbinde saklayıp büyüttüğü sırların gerçekleşeceğini görecekti. Dişinden tırnağından arttırıp bir şeyler biriktirdi. Akşam hava kararınca gizlice Kuba'nın yolunu tuttu. Resulullahın huzurundaydı artık:

"Sizin sâlih bir insan olduğunuzu duydum. Yanımda biriktirdiğim bir miktar sadakam var, lütfen kabul eder misiniz?"

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Allah'ın Resulü, sadakayı aldı, yanındaki Sahabilere dağıttı. Selman'ın vakti yoktu. Müsaade isteyip ayrıldı. Kalbindeki düğümlerden biri daha çözülmüştü. Tekrar bir şeyler biriktirmeye başladı. O sıra Resulullahın Medine'ye geldiğini öğrendi. Sadakayı yemeyen Resulullahın hediyeden yiyip yemeyeceğini öğrenmek istiyordu. Bir yolunu bulup aceleyle Allah'ın Resulünün (a.s.m.) huzuruna vardı. "Bu sefer arz ettiğim bir hediye olarak hazırlanmıştır" dedi.

Resulullah, hediye olarak getirilen yiyecekten "Bismillah" diyerek yedi ve yanındaki Sahabelere de yemeleri için verdi. Böylece bir başka sır daha çözülmüştü. Her defasında kendisini ona daha yakınlaşmış, daha bağlanmış hissediyordu. Bu hissedişle içinde engin bir sevinç dalgasının çağıldadıyışını duyuyordu.

Şimdi sıra, râhibin üçüncü söylediğine, "Nübüvvet Mührüne gelmişti. Bunu nasıl yapacak, nasıl öğrenecekti? İki kürek kemiği arasını nasıl görebilecekti? Tereddüt ve üzüntüyle dolu iken Resulullahın, Baki Kabristanında olduğunu haber aldı. Peygamberimiz, vefat eden bir Sahabînin cenazesi için buraya gelmiş bulunuyordu. Selman, fırsatı kaçırmak istemedi. Hemen koşup kabristana vardı. Resulullahı Sahabîlerle sohbet ederken buldu. Resulullahın üzerinde iki parçalı ihram elbisesi bulunuyordu. Selman selâm verip Resulullahın arka tarafına geçmek istedi. Resulullah, Selman'ın meraklı ve telâşlı halini sezdi ve hemen ridasını sıyırarak sırtındaki "Nübüvvet Mührü"nü görmesini sağladı. Selman, Resulullahın ayaklarına kapanıp hıçkırıklarla ağladı. Ruhunda kaynaşan, kalbinde çağlayan bütün varlığını, var oluşunu kuşatan İlâhî vecd ve heyecan, ruhunun penceresi olan gözlerinden damla damla yaş halinde toprağa dökülüyordu. Onun karşısında kendi varlığını unutmuştu. Şimdi, gerçek dünya onundu sanki.

Resulullahın "Bu tarafa dön!" hitabıyla kendine geldi. Tatlı bir rüyadan, bitmeyecekmiş gibi olan bir rüyadan uyandı. Girdiği müjdeli ve ışıklı âlem genişledi. Ruhundaki hasretin durulduğunu, soruların cevaplandığını, benliğinin sükûna erdiğini hissediyordu.

Baba ocağından kaçıp, gurbetlere, köleliğe, çile ve ıstırapla muhatap olmasi, tatlı ve zevkli bir hazza dönüşüyordu. Artık gerçek hürriyete kavuşmuş, ruhundaki dünya zincirlerini kırıp parçalamıştı.

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Hz. Selman Müslüman olduktan sonra gerçek hürriyete kavuşmuştu. Ama maddi köleliği sona ermemişti. Peygamberimizin gönlü bu kimsesiz Sahabisinin köle olarak hayatını devam ettirmesine razı değildi. O devirde köleler efendilerinin istedikleri parayı temin edip verirse, anlaşmaya göre hürriyetlerine kavuşabiliyorlardı. Peygamberimiz de Hz. Selman'a böyle bir anlaşma yaparak hürriyetine kavuşabileceği fikrini verdi.

Hz. Selman bu hususu Yahudiye açtıysa da, onu razı edemedi. Sonunda Hz. Selman'ın veremeyeceğine inandığı ağır bir bedel istedi. Şayet meyve verir hale gelecek şekilde üç yüz tane hurma ağacı yetiştirir, ayrıca kırk okka da altın verirse onu serbest bırakacaktı. Bu, normal şartlar altında kısa zamanda mümkün olmayan bir şeydi. Peygamberimiz (a.s.m.) bunu haber alınca Ashaba, "Kardeşinize yardım ediniz" buyurdu. Sahabiler güçleri nisbetinde yardımda bulundular, hurma fideleri getirerek Hz. Selman'a verdiler. Üç yüz fide tamamlandığında Peygamberimiz Selman'a (r.a.) hitaben, "Bunların çukurlarını kazdıktan sonra bana haber ver" buyurdu.

Sahabelerin de yardımı ile çukurlar kısa zamanda hazırlandı. Tamam olunca da Peygamberimize haber verildi. Resulullah (a.s.m.) gelerek mübarek elleri ile hurma fidelerini teker teker dikti. Fidanlar daha o yıl hurma verdi. Böylece Hz. Selman'ın borcunun bir kısmı Müslümanların himmeti, Peygamber Efendimizin mucizesi ile ödenmiş oldu. Selman, borcunun tamamı ödenmediği için esaretten kurtulamamıştı. Borcun diğer yarısı için bir mucize daha gerçekleşti.

Peygamberimiz bir gün Ashab ile birlikte otururken Sahabelerden birisi elin de yumurta büyüklüğündeki bir altını tasadduk etmesi için Peygamberimize sundu. Bir kölenin hürriyetine kavuşması için verilen sadakanın fakire verilen sadakadan daha üstün olduğunu beyan buyuran Peygamberimiz, Sahabilerden Hz. Selman’ı arayıp getirmelerini istedi. Sahabiler onu buldular ve Resulullahın huzuruna getirdiler. Peygamberimiz elindeki altını Hz. Selman'a uzattı. "Bu altını al borcunu öde" buyurdu. Hz. Selman "Ya Resulallah! Bu altın Yahudinin istediği ağırlıkta değil" deyince de şöyle buyurdu: "Al bunu, Cenabı Hak bununla senin hakkını öder." Hz. Selman diyor ki: "Allah'a yemin ederim ki o altını tarttım, tam istenilen miktarda geldi. Götürdüm, onu efendime verdim ve böylece kölelikten kurtuldum."

Cenab-ı Hak, Hz. Selman'ın hâlis niyetine ve ileride yapacağı üstün hizmetlere peşin mükâfat olarak Peygamberimize bu mucizeleri ihsan etmişti. Hz. Selman kölelikten kurtulduktan sonra Peygamberimizin hizmetine girdi. İhtiyaçları Sahabe tarafından karşılanan ve kendilerini tamamen Peygamber Efendimizin sohbetine ve ondan ilim tahsil etmeye hasreden "Suffe Ashabi" arasına girdi. Peygamberimiz kendisini Ebü'd-Derdâ ile kardeş yaptı. Resulullahın yanında Hz. Selman'ın ayrı bir yeri vardı. Bir hadislerinde bunu şöyle beyan buyururlar:

"Allah bana Ashabımdan hususi olarak dört kişiyi sevdiğini bildirip, benim de onları sevmemi emretti. Bunlar Ali, Mikdad bin Esved, Selman ve Eba Zer'dir."

Müşrikler Uhud Savaşında kesin bir netice elde edememişlerdi. İslâm’a ve Müslümanlara olan düşmanlıklarını devam ettirmekte ısrarlıydılar. Çünkü gözlerini şirkin zifiri karanlığı bürümüştü. İslâm’ın nurunu göremiyorlardı. Hicretin beşinci yılında kalabalık bir ordu hazırladılar. Bu defa Müslümanların tamamını ortadan kaldırma emelini besliyorlardı. Maddi bakımdan bu azgın müşrik güruhuna Müslümanların karşı durmaları zordu. Diğer taraftan Medine üç taraftan açık bir şehirdi. Bu itibarla müdafaası son derece güçtü.

Peygamberimiz bu vaziyet karşısında hiç metanetini bozmadı. Ümitsizliğe kapılmadı. Çünkü o, Cenab-ı Hakkın kendisine yardım edeceğine inanıyordu. Fakat bununla beraber tedbir almayı, hazırlıklı bulunmayı ihmal etmiyordu. Konuşulabilecek, yapılabilecek şeylere başvurdu. Her zaman olduğu gibi Sahabileriyle istişare etti. Onlar da teker teker görüşlerini açıkladılar. Sıra Hz. Selman'a geldi. Selman fikrini şöyle açıkladı:

"Ya Resulallah! Bizler İran'da düşman süvarilerinin hücumuna karşı bazen etrafımızı hendekle çevirirdik. Şimdi de böyle yapamaz mıyız?" Hz. Selman'ın bu fikri başta Peygamberimiz olmak üzere bütün Müslümanlara câzip geldi. Hepsinin hoşuna gitti. Resulullah, Sahabilerle birlikte Medine'yi savunmak için hendek kazılması gereken yerleri tespit etti. Daha sonra da Müslümanları gruplara ayırarak herkese kazacağı yeri gösterdi. Hendek kazma işine Muhacir ve Ensardan genç ihtiyar herkes katıldı. Hendek kazma işi devam ederken Peygamberimiz, "Allah'ım! Ahiret saadetinden başka saadet yoktur. Sen Ensar ile Muhaciri affet" diye dua ediyordu.

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Müslümanlar da hep bir ağızdan "Biz sağ oldukça Allah yolunda cihad etmek üzere Resulullaha biat ettik, söz verdik" diye mukabelede bulundular. Hendek kazma işinde Selmân-ı Fârisî, Amr bin Avf. Huzeyfe bin Yeman, Nûman bin Mukarrin ve daha başka Sahabelerin bulunduğu bir gruba düşmüştü.

Güçlü kuvvetli bir bünyeye sahipti. Üstelik bu işte tecrübeliydi. On kişilik yeri tek başına kazabiliyordu. Gözü dönmüş müşriklerin Medine'ye hücum ettiği bir zamanda böyle bir müdafaa üsulü teklif ettiği için Müslümanlar Hz. Selman'a sahip çıkmada yarışa girmişlerdi. Muhacirler "Selman bizdendir" diyerek onu kendilerinden sayarken, Ensar da "Selman bizdendir. Biz ona sahip çıkmaya daha layıkız" diyorlardı. Peygamber Efendimiz, Ensar ile Muhacirin Selman hakkındaki bu konuşmalarını işitince hepsinin memnun kalacağı şu sözleri söyledi:

“Selman bizdendir, Ehl-i Beytimizdendir." Bu müjdeyi duyan Hz. Selman'ın sevincine diyecek yoktu. Mutluluğundan uçacak gibiydi. Resulullahın Ehl-i Beytinden olmak ne büyük saadetti!

Hendek kazma işi devam ederken Hz. Selman'ın bulunduğu grubun kazdığı yerde büyükçe bir kaya çıktı. Sahabiler onu kırmak için bir hayli gayret sarfettilerse de parçalayamadılar. Ellerindeki bütün âletler kırıldı. Bunun üzerine Hz. Selman Peygamberimizin huzuruna vardı ve "Ya Resulallah, babalarımız, annelerimiz size fedâ olsun. Hendeğin ortasında karşımıza beyaz bir kaya çıktı. Onu kıralım derken elimizdeki bütün kazma ve balyozlarımız kırıldı, aciz kaldık. Ne buyurursunuz? Çizmiş olduğunuz çizgiyi biraz değiştirelim mi? Yoksa bu hususta bize vereceğiniz bir emir var mı?" diye meseleyi arzetti.

Peygamberimiz, kayayı kendisine göstermelerini istedi. Kayayı gösterdiler. Resulullah (a.s.m.) Hz. Selman'dan balyozu aldı, hendeğin içerisine girdi. Elindeki balyozla kayaya kuvvetli bir darbe indirdi. Kayanın bir parçası kırıldı ve bir şimşek, bir ışık Medine'nin iki kayalığını da aydınlattı. Peygamberimiz, "Allahü Ekber" diyerek tekbir getirdi. Sahabiler de tekbir getirdiler. Resulullah ikinci defa kayaya vurdu. Kayanın bir parçası daha kırıldı ve yine bir ışık yayıldı. Peygamberimiz de, Sahabîler de tekbir getirdiler. Peygamberimizin son vuruşunda kaya tamamen parçalandı. Diğer seferlerinde olduğu gibi bu defa da ışık çıktı. Peygamberimizin tekbir getirmesi üzerine Sahabiler de "Allahu Ekber" diyerek tekrar tekbir getirdiler. Daha sonra Hz. Selman Peygamberimizin elinden tutarak hendekten çıkmasına yardım etti. Sonra da "Yâ Resulallah babam annem size fedâ olsun. Kayaya vurduğunuz zaman ondan bazı parıltıların çıktığını gördüm. Bunlar nedir?" diye sordu.

Peygamber Efendimiz şöyle açıkladı:

"Kayaya ilk darbeyi indirdiğim zaman yayılan ve sizin gördüğünüz ışık bana Hire şehrinin köşklerini, Kisrâ'nın Medain şehrini aydınlattı. Cebrail ümmetimin oralara hakim olacağını haber verdi. Kayaya ikinci darbeyi indirdiğim zaman yayılan ışık bana Rum ülkesinin kızıl köşklerini, saraylarını aydınlattı. Cebrail de ümmetimin oralara hakim olacağını müjdeledi. Üçüncü darbeyi indirdiğim zaman yayılan ışık ise San'a [Yemen] diyarının köşklerini, saraylarını aydınlattı. Cebrail ümmetimin oralara da hâkim olacağını haber verdi. Sevininiz! Ümmetim yardım ve zafere nail olacaktır."

Peygamberimiz bu son cümleyi üç defa tekrar etti. Sahabiler bu müjde karşısında "Allah'a hamdolsun. O vaadinde sâdıktır. Müşriklerin kuşatmasından sonra yardımı nasıl bulacağımızı bize vaad buyuruyor" diyerek sevindiler.

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Peygamberimiz bu müjdeyi verdikten sonra Kisrâ'nın [İran hükümdarının] Medâin'deki beyaz köşkünü Hz. Selman'a tarif etti. Hz. Selman İranlı olduğu için köşklerin vasıflarını biliyordu. Bu tarif üzerine "Doğru söylüyorsunuz ya Resulallah! Seni hak din ve kitap üzere gönderen Allah'a yemin ederim ki, onun özellikleri aynen böyledir. Senin Allah'ın Peygamberi olduğuna şehadet ederim" dedi.

Resulullah (a.s.m.) son olarak şöyle buyurdu: "Ey Selman! Allah benim vefatımdan sonra şu fetihleri size nasip edecektir:

“Şam muhakkak fetholunacak. Bizans hükümdarı Herakliyüs ülkesinin en uzak yerine kadar kaçacak, çekilecek. Bütün Şam'a siz hâkim olacaksınız. Hiç kimse size karşı koyamayacak. Yemen muhakkak fetholunacaktır. Ondan sonra da Kisrâ öldürülecektir."

Peygamberimiz, Ashabına bu müjdeyi verirken münafıklar dedikoduya başladılar: "Siz korkudan meydana çıkmayıp hendek kazdığınız bir sırada Peygamberin Medine'den Hire köşklerini, Kisra'nın Medâin'ini gördüğünü ve oraların tarafınızdan fetholunacağını söyleyip size boş vaadlerde bulunmasına şaşmaz mısınız?" diyerek onların mâneviyatını sarsmaya çalıştılar.

Ancak onların bu dedikoduları Sahabilerin, Peygamberimizin doğruluğuna olan itimadlarını zerre kadar sarsmadı. Çünkü onlar, Peygamberimizin nübüvvet nuru ile asırlar sonrasını görüp haber verdiğine kesin olarak inanıyorlardı. Nitekim, Peygamberimizin en sıkışık bir zamanda verdiği bu müjde çok geçmeden Hz. Ömer ve Hz. Osman zamanında gerçekleşti. Müslümanlar bu sayılan şehirleri ve ülkeleri fethettiler. Hz. Selman bu müjdeden bir kaç yıl sonra "Ben bütün bunların gerçekleştiğini gördüm" diyerek Cenab-ı Hakka bu nimetinden dolayı şükretti.

Hendek kazma işi yaklaşık olarak altı günde tamamlandı. Böylece Müslümanlar kendilerini emniyet içerisine almış oldular. Bundan sonra artık müşriklerin gelmelerini beklemekten başka yapılacak bir şey yoktu. Nihayet müşrikler gelmekte gecikmediler. Bir an önce Müslümanları ortadan kaldırmak için acele ediyorlardı. Kendilerinden son derece emindiler. Fakat Medine'nin girişinin geçilemeyecek derecede hendeklerle çevrildiğini görünce neye uğradıklarını şaşırdılar. Müşrikler şimdiye kadar böyle bir harp taktiği görmemişlerdi. Uzun bir kuşatmadan sonra mağlup ve perişân bir vaziyette Mekkeye yüzleri üstü dönmek zorunda kaldılar.

Böylece Hz. Selman'ın teklifi ve Allah'ın yardımı sayesinde Müslümanlar büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldular. Ayrıca bununla bir istişare akabinde alınan karar uygulanmakla hem düşman tehlikesi savuşturulmuş oldu, hem de müstakbel fetihlerin müjdesi ikram edildi.

Hz. Selman Sahabiler arasında Peygamberimize olan yakınlığı ile temayüz etmişti. Her vakit Resulullahın hizmetinde bulunur, Hâne-i Saadetine girip çıkardı. Gece geç vakitlere kadar Peygamber Efendimizle sohbet eder, nübüvvet mektebinden feyiz alırdı. Resulullah da Selman'a (r.a.) ikramda bulunurdu.

Yine bir gün Hz. Selman, Peygamberimizin ziyaretine gitmişti. Resulullah yastığa yaslanmış oturuyordu. Hz. Selman gelince evde başka yastık bulunmadığı için, yaslanmış olduğu yastığı ona verdi ve şöyle buyurdu:

"Ey Selman, bir Müslüman herhangi bir Müslüman kardeşine uğradığı zaman eğer o Müslüman kardeşi ona ikram olsun diye altına bir yastık bırakırsa, Cenab-ı Hak onun günahlarını bağışlar."

Selman, Peygamberimize olan yakınlığının peşin mükafatını gördü. İlimde müstesna bir mevkiye yükseldi. Resulullahın "Muhakkak Selman ilimle dolmuştur" methine mazhar olurken, Hz. Ali de "Öncekilerin ve sonrakilerin ilmi Selman'dadır. O tükenmez bir denizdir" diyordu. Diğer taraftan, Hz. Muaz bin Cebel gibi büyük bir âlim vefat ederken talebelerine, ilmi Selman'dan almalarını vasiyet ediyordu.?

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Hz. Selman sık sık Peygamberimizi ziyaret edip onun sohbetinde ve hizmetinde bulunduğu gibi, bazen da Resulullah onu ziyaret eder, gönlünü alırdı.

Bir gün Hz. Selman hastalanmıştı. Peygamberimiz onu ziyaret etti ve "Ey Selman! Cenab-ı Hak sana şifâ ihsan etsin, senin günahlarını bağışlasın ve hayatta kaldığın müddetçe sana din ve beden sağlığı versin" duasında bulundu.

Hz. Selman gibi fakir ve kimsesiz birinin Peygamberimizin bu derece yakınında bulunması ve onun iltifatına mazhar olması, İslâm’a yeni yeni ısınan, fakat henüz Müslüman olmamış bulunan bazı kimseleri rahatsız ediyordu. Onlar böyle basit elbise giymiş fakir kimselerle beraber olmayı gururlarına yediremiyorlardı. Bir gün Hz. Selman ve Ebû Zer'i (r.a.) kastederek Peygamber Efendimize şöyle bir teklifte bulundular:

"Ya Muhammed! Ne zaman senin yanına gelsek bu fakir kimseleri yanında buluyoruz. Biz Mudar kabilesinin eşrafıyız. Bunları yanından uzak tut ki, sana iman edelim. Biz bunlarla bir arada bulunmaktan ar duyuyoruz, nefsimize yediremiyoruz. Şayet biz iman edersek her kabile iman eder."

Onların tatbiki mümkün olmayan bu isteklerinin hemen akabinde şu âyet-i kerime nâzil oldu:

"Ey Muhammed! Rablerinin rızasını dileyerek sabah akşam ona ibadet edenlerle sabret. Sakın dünya hayatının aldatıcı zinetine kapılıp gözünü Ashabından ayırma.”

Vahiy tamam olunca Resulullah (a.s.m.) hemen Hz. Selman'ı ve Ebû Zer'i aramaya başladı. Onları bir köşede Cenab-ı Hakk'ı zikrederken buldu ve şu müjdeyi verdi:

"Sizinle beraber sabretmeyi emretmeden canımı almayan Allah'a hamd ve senâlar olsun. Şunu bilin ki ben yaşadığım müddetçe aranızda yaşayacağım. Öldüğüm zaman aranızda öleceğim."

Hz. Selman'ın hususiyetlerinden birisi de, misafirperverliğiydi. Misafire ikramda hiç kusur etmezdi. Evinde az çok ne varsa misafirin önüne koymaktan çekinmezdi. Çünkü Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuştu:

"Bir kimse ev sahibinin önüne koyduğu yemeği hor görürse, o kimse helâktedir. Evindeki yemeği hor gördüğü için misafirlerin önüne koymaktan çekinen kimse de helak olmuştur."

Bir defasında Şakik bin Seleme (r.a) ile bir arkadaşı Hz. Selman'a misafir olmuştu. Selman evde mevcut olan yiyeceklerden bir sofra hazırladı. Sofraya oturdular. Yemek esnasında Hz. Şakik'in arkadaşı "Sofra da biber de olsaydı, daha iyi olurdu" dedi. Hz. Selman'ın biber alabilecek parası yoktu. Fakat misafirin isteğini de karşılamak istiyordu. Yanındaki matarasını rehin göndererek biber getirtti. Yemekten sonra biber isteyen zat, "Bize kanaat veren Allah'a şükürler olsun" deyince Hz. Selman dayanamadı ve şöyle dedi:

"sofradakine kanaat etseydin, benim su mataram rehin olmazdı."

Hz. Selman İslâm’ın kahraman bir mücahidi idi. Hz. Ömer'in halifeliği zamanında İran fethi için hazırlanan orduya iştirak etti. Bu orduda çok mühim hizmetlerde bulundu. Çünkü kendisi de İranlı idi. Bu sebeple bilmedikleri topraklarda ilerleyen İslam ordusuna kılavuzluk yaptı. Onlara İranlıların kullandıkları silahlar ve savaş taktikleri hakkında bilgi verdi. İran ordusunun savaş için kullandıkları filleri nasıl öldüreceklerini öğretti. Bu arada İranlıların İslâmiyet’i kabul etmeleri hususunda elinden gelen gayreti gösterdi. Onlar kendi lisanlarıyla Müslüman olmaya dâvet etti. İslâmiyet’in güzelliklerini anlatan.

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Kabul etmedikleri takdirde cizye vermelerini teklif etti. Fakat onlar bu tekliflerden hiç birisini kabul etmediler. Neticede iki ordu arasında büyük savaşlar oldu. İslâm ordusu parlak zaferler kazandı.

İran'ın fethinden sonra Hz. Ömer, Selman'ı (r.a.) Medâin'e vâli olarak tayin etti. O, bu vazifeyi layıkıyla yerine getirdi. Medâinlilerin sevgisini kazandı.

Hz. Selman'ın hayatı basit ve sade idi. Köle olduğu zaman nasıl giyiniyor ve ne yiyorsa, Medâin vâlisi iken de aynı hal üzere devam etti. Her türlü şatafattan ve gösterişten uzak durdu. Hz. Selman, emri altındakilere iyi muamele eder, onlara ağır iş vermezdi. Ayrıca onlara işlerini yaparken yardımcı da olurdu. Hattâ kölesine dahi işinde yardım ederdi. Bir defasında hamur yoğuruyordu. Ziyaretine gelen bir zat bunu görünce şaşırdı. "Bu ne hal?" diye sormaktan kendini alamadı. Hz. Selman, "Hizmetçiyi bir işe gönderdik, bir de bu işi kendisine yüklemek istemedik" cevabını verdi.

Hz. Selman'ın en büyük hususiyetlerinden birisi de cömertliğiydi. Valilik maaşı olan beş bin dirhemi alır almaz hemen fakirlere dağıtırdı. Kendi ihtiyaçlarını ise sepet yaparak karşılardı. Bir sepeti üç dirheme satar; bu üç dirhemden birisi ile tekrar sepet yapmak için hurma yaprağı alır, bir dirhemi kendisi için harcar, bir dirhemi de yine sadaka olarak dağıtırdı.

Misafirsiz yemek yemezdi. Fakirleri, kimsesizleri evine dâvet eder, onlara ikramda bulunurdu. Hz. Selman dost ziyaretine çok ehemmiyet verir, bunda Allah'ın rızasından başka bir gaye aramazdı. Bir defasında samimî dostu Ebû'd Derdâ'yı (r.a.) ziyaret etmek için Medâin'den Şam'a yaya olarak gitmişti. Hz. Selman, hastaları ziyaret eder, onları teselli eder ve sabır tavsiyesinde bulunurdu.

Bir defasında hasta bir dostunu ziyarete gitmişti. Dostu, çok büyük ıstırap çekiyordu. Hz. Selman onun bu halini görünce şu müjdeyi verdi: "Cenab-ı Hak, mü'min kuluna bir hastalık verir, sonra sıhhatini iade ederse, buna sabrettiği takdirde bu hastalık kendisinin geçmiş günahları için kefaret olur. Daha sonra işleyeceği günahlar için de bir kefaret sebebi sayılır. Yine Allah günahkar bir kuluna bir hastalık verir, sonra sıhhatini iade ederse; şayet o insan sabretmemiş devamlı şikâyette bulunmuşsa, o kul da sahipleri tarafından ayağı bağlanıp, salıverilen, ayağının niçin bağlandığını, çözüldüğü zaman da niçin çözüldüğünü bilmeyen bir deve gibidir."

Hz. Selman üç şeye ağlar, üç şeye de gülerdi. Güldüğü şeyler şunlardı:

(1) Ölüm kendisini aradığı halde dünya için ümit besleyen,

(2) Rabbi kendisinden gaflet etmediği halde gaflete düşen

(3) Rabbinin rızasını mı, yoksa gazabını mı kazandığını bilmediği halde kahkaha ile gülen.

Ağladığı üç şey de şunlardı:

(1) Peygamberimizden ve Sahabilerden ayrı kalışına

(2) ölüm döşeğine düşerken ölümün korkunç zorlukları ile karşılaşmaya

(3) Kıyamette Allah'ın huzurundan ayrılırken Cennete mi, Cehenneme mi gönderileceğini bilmeyişine.

Hz. Selman'ın ibadet hususundaki tavsiyesi şöyleydi:

"Beş vakit namazı muntazam kılın! Büyük günah işlemediğiniz müddetçe beş vakit namaz küçük günahlara kefaret olur. Bir kimse gecenin karanlığını ve insanların gafletini fırsat bilerek günah işlerse, bu adam kârda değil, zarardadır. Gecenin karanlığını ve halkın gafletini fırsat bilerek kalkıp namaz kılan kimse kârdadır. Namazını kıldıktan sonra yatıp uyuyan kimse ne kârdadır, ne zararda. Çok ibadet ederek kendini ibadet edemeyecek hale getirmekten sakın. Normal, fakat devamlı olarak ibadet et."

Selmân-ı Fârisî kimdir? Selmân-ı Fârisî nerede doğmuştur? Selmân-ı Fârisî ne zaman doğmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl Müslüman olmuştur? Selmân-ı Fârisî nasıl hicret etmiştir? Selmân-ı Fârisî nasıl evlenmiştir? Selmân-ı Fârisî’nin cesareti, Selmân-ı Fârisî’nin hayatı, Selmân-ı Fârisî’nin vefatı.

Selmân-ı Fârisî, Peygamberimizin mübarek sözlerinin bize kadar ulaşmasın da birçok hizmetler yapmıştır. Onun rivayet ettiği hadislerden birisi şu meâldedir:

"Bir defasında Resulullah ile birlikte bir ağacın altında oturuyordum. Peygamberimiz ağacın kuru bir dalını tutarak yaprakları dökülünceye kadar salladı ve bana, 'Ey Selman, böyle yapmamın sebebini niçin sormuyorsun?' buyurdu. Ben, 'Niçin öyle yapıyorsunuz?' dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Bir Müslüman, güzelce abdest alıp beş vakit namazını kılarsa şu dalın yapraklarının döküldüğü gibi onun da günahları dökülür."

Takva ve zühd ehli olan Hz. Selman bir keresinde hastalanmıştı. Sa'd bin Ebî Vakkas onun ziyaretine geldi. Hz. Selman ağlıyordu. Hz. Sa'd, "Niçin ağlıyorsun? Halbuki vefat edersen arkadaşlarına kavuşacaksın. Havz-ı Kevser başında Resulullah ile buluşacaksın. Peygamberimiz senden hoşnutttu" dedi.

Hz. Selman ona şu cevabı verdi:

"Ben ne ölümden korktuğum için, ne de dünyadan ayrılmak istemediğim için ağlıyorum. Beni ağlatan Resulullahın şu tavsiyesidir: 'Dünyada sizden birinizin sahip olacağı mal, yolcunun taşıyacağı azık kadar olsun.' Halbuki çevreme bakıyorum, bunca servet var."

Oysa, Hz. Selman'ın eşyalarının hepsi on beş dirhem değerindeydi. Daha sonra Hz. Sad, Selman'dan (r.a.) kendisine bir öğüt vermesini istedi. O da şu ibretli öğüdü verdi:

"Bir şeye karar verirken veya bir meselede hükmünü belirtirken yahut bir malı taksim ederken Rabbini hatırla."

SELMÂN-I FÂRİSÎ’NİN VEFATI

Hz. Selman vefatına yakın hanımını yanına çağırdı ve şöyle dedi:

"Şu kapıları aç. Bugün ziyaretçilerim var. Onların hangi kapıdan geleceklerini bilmiyorum. Sonra da sana saklaman için verdiğim miski getir. Onu suda ıslatarak karıştır. Meydana gelen kokuyu yatağımın etrafına serp. Çünkü ziyaretime gelecek olanlar yemek yemezler, ama güzel kokuyu severler. Söylediklerimi yaptıktan sonra da aşağıya in."

Hanımı onun söylediklerini harfiyen yerine getirdi. Sonra birtakım fısıltılar işitti. Yukarı çıktığında Hz. Selman'ın ruhunu teslim ettiğini gördü.

Evet, Peygamberimizin "Cennet üç kişinin hasretini çeker: Ali, Ammar bin Yasir ve Selman" şeklindeki müjdesine mazhar olan Hz. Selman, böylece Cennette, başta Peygamberimize ve diğer Sahabilere kavuştu.

Allah ondan razı olsun.

Yorumlar (0)
21
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki politakasını başarılı buluyor musunuz?
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki politakasını başarılı buluyor musunuz?
Namaz Vakti 25 Eylül 2020
İmsak 05:23
Güneş 06:48
Öğle 13:01
İkindi 16:23
Akşam 19:04
Yatsı 20:23
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 2 6
2. Alanyaspor 2 6
3. Göztepe 2 4
4. Karagümrük 2 4
5. Beşiktaş 2 4
6. Antalyaspor 2 4
7. Hatayspor 2 4
8. Fenerbahçe 2 4
9. Kasımpaşa 2 3
10. Erzurumspor 2 3
11. Sivasspor 2 3
12. Kayserispor 2 3
13. Konyaspor 1 1
14. Gaziantep FK 2 1
15. Trabzonspor 2 1
16. Gençlerbirliği 2 1
17. Malatyaspor 2 1
18. Denizlispor 2 1
19. Ankaragücü 1 0
20. Çaykur Rizespor 2 0
21. Başakşehir 2 0
Takımlar O P
1. Ankara Keçiörengücü 2 6
2. Samsunspor 2 4
3. Adana Demirspor 2 4
4. Adanaspor 2 4
5. Tuzlaspor 2 4
6. Balıkesirspor 2 3
7. Bursaspor 2 3
8. Altınordu 2 3
9. İstanbulspor 2 3
10. Bandırmaspor 2 3
11. Ankaraspor 2 3
12. Ümraniye 2 3
13. Altay 2 1
14. Boluspor 2 1
15. Akhisar Bld.Spor 2 1
16. Eskişehirspor 2 1
17. Giresunspor 2 1
18. Menemen Belediyespor 2 1
Takımlar O P
1. Leicester City 2 6
2. Everton 2 6
3. Arsenal 2 6
4. Liverpool 2 6
5. Crystal Palace 2 6
6. Tottenham 2 3
7. Man City 1 3
8. Brighton 2 3
9. Aston Villa 1 3
10. Leeds United 2 3
11. Chelsea 2 3
12. Wolverhampton 2 3
13. Newcastle 2 3
14. Burnley 1 0
15. M. United 1 0
16. West Ham 2 0
17. Sheffield United 2 0
18. Fulham 2 0
19. Southampton 2 0
20. West Bromwich 2 0
Takımlar O P
1. Granada 2 6
2. Real Betis 2 6
3. Villarreal 2 4
4. Celta de Vigo 2 4
5. Valencia 2 3
6. Osasuna 2 3
7. Getafe 1 3
8. Cádiz 2 3
9. Real Sociedad 2 2
10. Real Madrid 1 1
11. Eibar 2 1
12. Huesca 2 1
13. Real Valladolid 2 1
14. Atletico Madrid 0 0
15. Barcelona 0 0
16. Elche 0 0
17. Sevilla 0 0
18. Levante 1 0
19. Deportivo Alaves 2 0
20. Athletic Bilbao 1 0