banner5

banner29

Ümmü Süleym kimdir? Ümmü Süleym’in hayatı

Ümmü Süleym kimdir? Ümmü Süleym’in hayatı, Ümmü Süleym’in vefatı…

İslam 02.10.2020, 16:07
Ümmü Süleym kimdir? Ümmü Süleym’in hayatı

Hanım sahabilerden biri olan Ümmü Süleym hakkında “Ümmü Süleym kimdir? Ümmü Süleym’in hayatı, Ümmü Süleym’in vefatı” gibi soruların cevapları tüm detaylarıyla haberimizde…

ÜMMÜ SÜLEYM KİMDİR?
ÜMMÜ SÜLEYM’İN HAYATI

Ümmü Süleym'in asıl ismi Gumeysâ idi. Medineliydi. Neccar oğullarından. Peygamberimizin süt teyzesiydi. Büyük Sahabi Haram bin Milhan'ın (r.a.) ve Kıbrıs'ın fethi sırasında şehid olan Ümmü Haram'ın (r.a.) kız kardeşiydi. Mâlik bin Nadr ile evliydi. Büyük Sahabi Enes bin Mâlik (r.a.) bu evlilikten doğdu.

Ümmü Süleym (r.a.) Medine'de İslâmiyet’in yayılmaya başladığı sıralarda Müslüman olmuştu. Kalbi ve gönlü huzurla dolmuştu. Fakat kocası Malik İslâmı kabul etmemişti. Üstelik Ümmü Süleym'in (r.a.) Müslüman olduğundan da haberi yoktu. Hz. Ümmü Süleym, kocasının İslâmiyet’i kabul etmeyeceğini; kendisine de müdahalede bulunacağını biliyordu. Fakat kimden gelirse gelsin, İslâm dâvâsı yolunda her türlü tepkiye ve sıkıntıya katlanmayı göze almıştı. Onun tek arzusu, o sırada henüz çocuk yaşta bulunan Hz. Enes'in Müslüman olarak yetişmesiydi. Sık sık ona kelime-i şehadet telkin ediyordu. Bir gün yine ona kelime-i şehadet öğretirken kocası Mâlik eve geldi. Çok kızdı. Hiddetli bir şekilde, "Ne o, sende mi dinini değiştirdin?" diye çıkıştı. Ümmü Süleym (r.a.) sakindi. Vakarlıydı. "Hayır," dedi. "sadece Muhammed'in Peygamber olduğuna iman ettim." Doğrusu Mâlik bu cevabı hiç beklemiyordu. Şimdiye kadar sessiz ve sakin biri olarak tanıdığı hanımının, bu cesareti nereden aldığını da anlayamamıştı. Çok kızdı. "Oğlumun ahlâkını ve inancını bozmaya çalışma" diyerek sert bir dille onu tehdit etti. Oysa Ümmü Süleym, oğlunu ebedi olarak Cehennemde yanmaktan kurtarıyor, bunun yolunu öğretiyordu. İnat etmenin, hakikatlerden yüz çevirmenin mânâsı var mıydı? Taştan, odundan yontulan putlara ilâh diye tapınma. Onlardan yardım bekleme cehâleti daha ne zamana kadar devam edecekti?

Ümmü Süleym (r.a.) kocasına yumuşak bir şekilde, "Ben onun inancını bozmuyorum, bilakis düzeltmeye çalışıyorum" dedi. Fakat Mâlik'in gözünü cehâlet karanlığı bürümüştü. Çok öfkelendi. Evi terk etti. Kaderin garip bir tecellisidir ki, kendisini takip eden bir düşmanı tarafından öldürüldü. Böylece Hz. Enes küçük yaşta yetim kalıyordu. Bu, her ne kadar bir felaket olarak görülse de, aslında bir rahmetti. Çünkü Malik bir İslâm düşmanıydı. Anne ve oğulun İslâm’ı yaşamasına ve bu pınardan kana kana içmelerine mâni olacağı şüphesiz. Cenab-ı Hak, İslâmiyet’e çok büyük hizmetleri dokunacak olan Hz. Enes'in, müşrik bir babanın terbiyesi altında büyümesine rızâ göstermemişti. Ümmü Süleym (r.a.) Cenab-ı Hakkın yarattığı her şeyde mutlaka bir hayır olduğuna inanırdı. Kadere teslim olarak sabretti.

Ümmü Süleym (r.a.) biricik oğlu Enes'i üvey babanın baskısı altında büyütmek istemiyordu. Onu yetiştirmek hususunda karşılaşacağı bütün sıkıntıları peşinen kabul ederek, Enes büyüyünceye kadar evlenmemeye karar verdi. "Oğlum Enes büyüyüp bana müsaade etmedikçe evlenmeyeceğim" diye kendi kendine söz verdi.

Ümmü Süleym fakir biriydi. Bundan sonra artık sıkıntılı bir hayat yaşadı. Fa kat Cenab-1 Hakka tevekkülü sonsuzdu. Rabbinin zorluktan sonra mutlaka bir kolaylık yaratacağına inanıyor, sabrediyordu. Bu büyük Sahabîye istese maddeten zengin bir hayat yaşayabilirdi. Çünkü kendisiyle evlenmek isteyen birçok zengin vardı. Bunların teklifini kabul etse, maddeten hiçbir sıkıntısı kalmazdı. Fakat o, Enes'in büyümesini bekliyor; karşılaştığı bütün zorluklara oğlunun hatırı için, gönül hoşluğu ile katlanıyordu.

Ummü Süleym'in taliplilerinden ve teklifi birkaç defa reddedilenlerden biri de, Ebû Talha'ydı. Yine bir gün Ümmü Süleym'e geldi, "Artık Enes büyüdü. Meclislerde söz sahibi oldu" dedi. Bununla Ümmü Süleym dul kaldığı sırada ki sözünü hatırlatmak istemişti. Ümmü Süleym (r.a.) onun ne demek istediğini anladı.

Aslında Ebû Talha birçok yönden reddedilecek gibi değildi. Çünkü, hem zengin, hem de kavmi tarafından sevilen biriydi. Fakat müşrikti. İmanın lezzetini henüz tatmamış. Ümmü Süleym'in (r.a.), eli ile yaptığı puta tapan bir insanla evlenmesi düşünülebilir miydi?

Hz. Ümmü Süleym zeki biriydi. Ebû Talha'nın kendisiyle evlenmekte ısrarlı olduğunu görünce, kalbinde bir ümit parladı. Bu evliliği, kalbi ölü bir insanı diriltmek, karanlıktan aydınlığa çıkarmak için bir vesile yapmayı düşündü.

Ebû Talha'ya, "Aslında senin gibisi reddolunmaz. Fakat sen müşriksin. Seninle evlenirsem bana tâbi olarak iman eder misin, yoksa şirkini gizleyerek yaşar mısın? Zira ben bir Müslümanım, Allah'a ve Resulüne iman ettim" dedi. Medine'de İslâmiyet bir hayli yayılmış olduğundan, Ebû Talha'ya da birkaç defa Müslüman olması teklif edilmişti. Aslında fayda ve zarar vermekten aciz putlara tapmanın mânâsızlığını o da anlamış, kalbi uyanmıştı. Zaman zaman bu düşünceler üzerinde kafa yorduğunu itiraf etti. Ümmü Süleym, onun bu sözlerinden cesaret aldı. Düşünen bir insanın reddedemeyeceği şu sözleri söyledi:

"Sana faydası ve zararı olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görüyorsun? Bir marangozun getirip senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne bir faydası dokunur, ne de bir zararı..."

Ümmü Süleym (r.a.), ihlaslı ve veciz olarak konuşuyordu. Her sözü Ebû Talha'nın yüreğinde iz bırakıyor, kalbinde yerleşen bâtıl inançları siliyordu. Bu sözler karşısında söyleyecek bir şey bulamadı. Oradan ayrılmak zorunda kaldı. Ümmü Süleym (r.a.) bir insana iman hakikatlerini benimsetmenin zorluğunu biliyordu. Fakat azim ve gayretiyle, hak bildiği yolda sebat ederek bu zorluğun üstesinden gelebileceğine inanıyordu. Ebû Talha birkaç gün sonra tekrar geldi, teklifini tekrarladı. İstediği kadar para vereceğini söyledi. Ancak Ümmü Süleym (r.a.), ne kadar zengin olursa olsun, müşrik birisiyle evlenmek istemiyordu. Müslüman olmadıkça teklifini kabul etmemekte ısrarlıydı. Onun Müslüman olması için her türlü imkân ve firsati değerlendirmek istiyor, en tabii hakkından fedakârlık yapıyordu.

Cenab-ı Hak kın erkeğin evleneceği kadına vermesi gereken bir hak olarak helâl kıldığı, mehir parasından dahi vaz geçiyordu. Onun bir tek gayesi vardı: Ebû Talha'nın imanını kurtarmak. Ebû Talha'ya, sayet Müslüman olursa bunu mehir olarak kabul edeceğini, ayrıca mehir istemeyeceğini söyledi. Şöyle dedi: "Ey Ebu Talha! Ben senden para değil, Müslüman olmanı istiyorum. Sen ilâh diye taptığın putu ateşe tutacak olsan, onun yanıp kül olacağını bilmez misin? Sen böyle bir şeyin karşısında eğilmekten utanmıyor musun? Eğer Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed'in Resulullah olduğuna şehadet eder sen, ben bunu mehir olarak kabul edeceğim. Senden aynca mehir istemeyeceğim."

Bu sözler, Ebû Talha'nın kalbindeki batıl inançların son kalıntılarını da teker teker yıkmaya kâfi geldi. Yüzünde iman alâmetleri belirmeye başladı. Bu haki katı kabul etmek hususunda daha fazla ısrarda bulunmanın doğru olmayacağını düşündü. Ümmü Süleym'e (r.a.), "Bana yaptığın teklifi kabul ettim. Allah'dan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed'in Resulullah olduğuna şehadet ederim" dedi.

Ümmü Süleym böylece sabrının neticesini görüyordu. Cenab-ı Hak hâlis niyetinin mükâfatını bu güzel netice ile verdi. Artık Ebû Talha'yı reddetmenin mânâsı yoktu. Teklifini kabul etti ve onunla evlendi. Böylece, hem bir insanı küfürden kurtarıyor, hem de yuvasına yeni bir düzen getirmiş oluyordu. Ümmü Süleym vasıtasıyla Müslüman olan Ebu Talha (r.a.) büyük Sahabiler arasına girdi. Birçok savaşlarda vücudunu Peygamberimize siper etti. Servetini Allah ve Resulü uğrunda harcamaktan çekinmedi. Bu sebeple, birçok defalar Resulullahın iltifatına mazhar oldu.

Ümmü Süleym (r.a.) Hz. Ebû Talha'nın ebedi hayatını kurtardığı için çok memnundu. Diğer taraftan Ebû Talha da sevinçliydi. Hem İslâmiyet’le müşerref olmuş, gönlü ve kalbi nurla dolmuştu, hem de Ümmü Süleym gibi iman fedâisi bir hayat arkadaşına sahip olmuştu. Birlikte mesud bir ömür geçirdiler.

Hz. Ümmü Süleym, bu hareketiyle kendinden sonraki hanımlara örnek oluyordu. Müslüman bir kızın veya kadının, zengin de olsa, şöhretli de olsa, redde dilmeyecek kadar güzel de olsa inanmayan veya inancını yaşamayan bir erkekle evlenmemeleri gerektiğine dikkat çekiyordu. Ayrıca bir insanın ebedi hayatını kurtarmak için maddi hiçbir fedakârlıktan çekinmemek gerektiğini bizzat yaşa yarak gösteriyordu.

Ümmü Süleym'in Ebû Talha (r.a.) ile evliliğinden çok az bir zaman geçmişti. Peygamberimiz Mekke'den Medine'ye teşrif buyurdu. O gün yedisinden yetmişine herkes Resulullahı karşılamak için sokaklara dökülmüştü. Peygamberimizi (a.s. m.) karşıladılar. Onun, evini barkını bırakarak İslâm dinini ihya için buralara kadar hicret ettiğini herkes biliyordu. Bu sebeple imkânlarına göre bir şeyler hediye ediyorlardı. Ümmü Süleym de (r.a.) Resulullaha bir şeyler hediye etmek istiyordu hem de herkesinkinden farklı bir şey: yıllarca koruduğu, hayatına hayatını verdiği, uğrunda bütün sıkıntılara katlandığı biricik oğlu Enes'i. Hz. Ümmü Süleym, oğlunun Resulullaha hizmet etmesini kendine tercih ediyordu.

Hem Enes'in Resulullahın terbiyesinde yetişmesini arzuluyordu. Hz. Enes, o sırada on yaşında bulunuyordu. Elinden tuttu, Peygamberimize götürdü. "Ya Resulallah! Ensarın erkek ve kadınlarından size hediye vermeyen kalmadı. Ben de hediye olarak bu oğlumu size takdim ediyorum. Hizmetinizde bulunsun" dedi. Ayıca onun için duâ etmesi ricasında bulundu.

Peygamberimiz onun bu hareketinden çok memnun olmuştu. Hz. Enes'i hizmetine almayı kabul etti. Ve onun için şöyle duâda bulundu: "Ya Rab, onun çocuklarını ve malını çoğalt ve ona verdiklerini mübarek kıl." Hz. Enes bu dua sebebiyle çok uzun bir hayat yaşadı. Çok sayıda mal ve evlâda sahip oldu. Enes (r.a.) o günden sonra Peygamberimizin (a.s.m.) ebedi aleme göç etmesi ne kadar onun mukaddes hizmetinde bulundu. Resulullahın ilim ve feyzinden kana kana istifade etti. Ondan en çok hadis rivayet eden Sahabilerden üçüncüsü olma şerefini kazandı. Bugün birçok hadisi bu büyük Sahabinin rivayetlerinden öğreniyoruz. Ümmü Süleym'le Ebu Talha, birlikte mesut bir hayat yaşıyorlardı. Evliliğin üzerinden bir yıl geçtiğinde, bir oğulları dünyaya geldi. İsmini Üveymir koydular. Bu yavru, anne ve babasının gönlünü eğlendiriyor, evin içini neşe ve sevince boğuyordu.

Peygamberimiz bu aileyi ziyaretine geldiğinde Üveymir'i kucağına alıyor seviyor, onunla şakalaşıyordu. Günler böylece akıp gidiyordu. Fakat bu hayat dolu çocuk bir vgün hastalandı. Ebeveyni ne kadar uğraştılarsa da, derdine şifa bulamadılar. Çünkü Cenab-ı Hak bu yavruyu dünya zindanından Cennet bahçelerine almak istemişti. Öyleyse çaresini bulmak mümkün değildi. Nitekim birkaç gün sonra da vefat etti. Babası o sırada evde yoktu. Ebû Talha (r.a.) eve her gelişinde ilk defa Üveymir'i sorardı. Ümmü Süleym bunu biliyordu. Fakat hiç telaşa kapılmadı. Çünkü sâkin, telaşsız ve mütevvekkil hali telaşına engeldi. Kadere teslimiyeti tamdı. Kaderden gelen her türlü musibete gönül hoşluğu ile râzı olurdu. Çocuğun anne ve babasına Cenab-ı Hakkın bir emâneti olduğuna, istediği zaman onu alabileceğine dair inancı sonsuzdu. Ölüye feryad ü figanla ağlamayacağına dâir Resulullaha söz vermişti. Hayatı boyunca bu sözüne sâdık kalmaya kararlıydı.

Bu düşüncelerle çocuğu yıkadı, kefenledi, bir kenara bırakın. Evdekilere de, "Babasına oğlunun öldüğünü ben söylemedikçe hiçbiriniz söylemeyin" diye tembih etti. Biraz sonra eve gelen Ebu Talha, oğlunun durumunu öğrenmek istedi. Ortalıkta göremeyince nerede olduğunu merak etmişti. Ümmü Süleym (r.a.) oğlunun ölüm haberini birden bire vermek istemiyordu. Kocasının aniden telaşa kapılıp üzülmesine gönlü razı olmazdı. "Biraz rahatlamış olacak. Istırabı dindi, uyudu" dedi. Sonra da unutturmak için daha önce hazırlamış olduğu yemeği beyinin önüne getirdi. Hz. Talha gerek Ümmü Süleym'in sözünden, gerekse onun telaşsız halinden çocuğun gerçekten iyileştiğini zannetti. Birlikte yemek yediler, sohbet ettiler.

Ümmü Süleym, artık beyine acı haberi vermek istiyordu. Ancak birden bire, "Oğlun vefat etti" diyemezdi. Bunun için şöyle bir yol takip etti:

"Ey Ebû Talha! Falanca aileyi gördün mü? Kullanmaları için verdiğim emâneti geri almaya gittiğimde ağırlarına geldi. Vermek istemediler" dedi. Hz. Ebû Talha, "Öyle şey olur mu? Hiç de iyi yapmamışlar" cevabını verdi.

Ümmü Süleym (r.a.) söylemek istediği şey için kocasını böylece hazırladıktan sonra, asıl meseleye geçti, "Ey Ebû Talha, işte o filancalar sensin. Oğlun da senin yanında Allah'ın bir emânetiydi. Onu geri aldı" dedi.

Ebû Talha birden şaşırdı. Fakat söyleyecek bir şey de bulamadı. Kadere razı ve teslim olduğunu gösterdi. Çocuğu defnettiler. Ebû Talha ertesi gün Peygamberimize gitti. Durumu haber verdi. Peygamberimiz (a.s.m.) onlar için, "Cenab-ı Hak bu gecenizi hakkınızda mübarek eylesin" diye duâda bulundu.

Üveymir'in vefatından bir yıl sonra bir çocukları daha oldu. Peygamberimize müjde verdiler. Peygamberimiz bu çocuğun ismini Abdullah koydu.' Abdullah'ın dokuz çocuğu dünyaya geldi. Peygamberimizin duasının bereketiyle hepsi de Kur'ân'ı ezberledi, hâfız oldu.

Bir insanın en fazla sevdiği şey, hayatıdır. İnsan, hayatını korumak ve muhafaza etmek için gayret gösterir. Fakat Allah ve Resulullah sevgisi öyle bir sırdır ki, gerçek mânâda iman eden biri, bu sevgi uğrunda hayatını feda etmekten çekinmez. İşte, bir kadın olduğu halde, Ümmü Süleym de (r.a.) bu sırra erenler dendi. O, gözü pek bir iman fedâisiydi. İslâm dâvâsı uğrunda hayatını ortaya koymaktan perva etmezdi.

Uhud Savaşındaydı. Mücâhidlerin bozulduğu ve Resulullahın şehid edildiği haberi Medine'yi hüzne boğmuştu. Sahabi hanımlar, bu haber karşısında neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Tek tesellileri haberin doğru olmaması temennisiydi. Birkaç kadınla birlikte Ümmü Süleym de cepheye koştu. Önlerine ilk çıkan Sahibinden Resulullahı ordu. Onun sağ olduğunu haber alınca çok sevindi. Dünyalar bağışlansa bu kadar sevinmezdi.

Bir kadın olarak elbette Ümmü Süleym'in de cephede yapabileceği hizmetler vardı. Nitekim üzerine düşen vazifeyi en güzel şekilde ifa etti. Allah rızası için kanlarını sebil eden mücahidlerin yaralarını sardı, onlara su ikram etti. Ummü Süleym'in (r.a.) Hûneyn Savaşında da vücudunu Resulullaha siper etti. O bu savaşa, Resulullahın izniyle cephe gerisinde hizmet görmek için katılmıştı. Peygamberimiz (a.s.m.) onunla birlikte birkaç kadına daha müsaade etmişti.

Savaşın başlangıcı ve en şiddetli anıydı. Düşman kuvvetleri çok güçlüydü. Yeni Müslüman olmuş, gönülleri İslâm’a henüz tam ısınmamış mücahidler Resulullahın etrafından dağılıverdiler. Bir anda Peygamberimiz büyük bir tehlikeyle yüz yüze kaldı. Gözü dönmüş müşrikler fırsat kolluyorlardı. Her an Allah'ın Resulüne bir zarar verebilirlerdi. Ümmü Süleym (r.a.) bunu görmüştü. Müslümanların Resulullahın etrafından dağılmalarına çok kızdı. Vakit geçirmeden Peygamberimizin yanına gitmek gerektiğini düşündü. Müşriklerin hücumuna karşı vücudunu ona siper etmek istiyordu. Bütün tehlikeyi göze alarak harekete geçti. Ve Allah'ın yardımı sayesinde kısa zamanda Resulullaha ulaştı. Birden kendisini çok sevindiren bir şeyle karşılaştı, tebessüm etti. Muhterem beyi Ebû Talha da (r.a.) Resulullahın yanı başındaydı ve onu koruyordu. Bu bahtiyar karı koca birlikte Resulullahı düşmandan korumaya başladılar. Peygamberimiz Ümmü Süleym (r.a.) görmüştü. "Ümmü Süleym, sen misin?" diye sordu. Bütün varlığını Allah ve Resulünün yolunda feda etmekten çekinmeyecek kadar kuvvetli bir imana sahip olan Ümmü Süleym, "Evet, benim. Annem babam size feda olsun ya Resulallah!" cevabını verdi.

Gözleri pırıl pırıl, sevinci ışıl ışıldı. Yüce Allah kendisine sevgili Habibinin yanı başında bulunma imkânını bahşetmişti. Onun için bundan daha büyük bir saadet olur muydu? Ebû Talha da (r.a.) hanımının bu cesaretinden son derece mütehassis olmuş tu. Sevincinden, "Ya Resulallah, Ümmü Süleym'in elindeki hançeri gördünüz mü?" diye sordu. Peygamberimiz tebessüm etti. Ümmü Süleym bu hançerle ne yapacağını sordu. İslâm mücâhidesi kahraman kadın, "Ben bu hançeri bu günler için hazırlamıştım. Hele müşriklerden biri yanıma yaklaşsın bununla karnını deşerim" cevabını verdi. Sonra da, "İzin verirseniz sizin etrafınızda dağılan Müslümanları da öldüreyim" dedi. Peygamberimiz buna müsaade etmedi. Sonra tebessüm ederek, "Ey Ümmü Süleym, Cenâb-ı Hakkın yardımı bize yetişti" buyurdu. Biraz sonra Müslümanlar toparlandılar. Savaş, İslâm ordusunun galibiyetiyle neticelendi.2

Ümmü Süleym (r.a.) gerçi fakirdi, dünyalık namna fazla bir şeyi yoktu. Fakat kanaat ehliydi, cömertti, eli açıktı. Resulullah (a.s.m.) hanesine teşrif buyurduğu zaman, ona bir şeyler ikram etmek için can atardı. Bazen de günlerce biriktirebildiği bir miktar yağ ve benzeri yiyeceği Peygamberimize gönderir. Resulullahı kendi nefsine tercih ederdi. Bir koyunu vardı. Onun sütünden biriktirebildiği yağı bir tulumda topladı.

Tulum dolunca onu hizmetçisi Rübeybe ile Resulullaha gönderdi. Rübeybe, "Ya Resulallah! Bu yağı Ümmü Süleym size gönderdi. Boşaltınız da tulumu ge ri götüreyim" dedi. Evdekiler Resulullahın emri üzerine tulumu boşaltıp Rübeybe'ye geri verdiler. Rübeybe eve döndüğünde Ümmü Süleym (r.a.) evde yoktu. Tulumu bir çiviye astı. Ümmü Süleym eve geldiğinde tulumun yağ ile dolu olduğunu gördü. Çok şaşırdı. Aynı zamanda kızmıştı da. Çünkü Resulullahin yağa ihtiyacı olduğunu biliyordu. Hemen Rübeybe'yi çağırdı. "Ben sana bu yağı Resulullaha götür dememiş miydim?" dedi. Rübeybe bir yanlışlık yapmamıştı. Kendisinden emin bir vaziyette "Ben yağı götürdüm, inanmazsanız gidip sorunuz" dedi. Ümmü Süleym Rübeybe'ye inanıyordu. Fakat meseleyi tahkik etmek, öğrenmek istiyordu. İkisi birlikte Resulullahın hane-i saadetine gittiler. Ümmü Süleym (r.a.), "Ya Resulallah! Ben Rübeybe ile size bir tulum yağ göndermiştim, aldınız mı?" diye sordu. Peygamberimiz "Evet, getirdi" buyurunca, Ümmü Süleym heyecanla, "Sizi hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, tulum yağ ile dolu olup altından akmaktadır" dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz ona şu müjdeyi verdi:

"Ey Ümmü Süleym, Allah'ın kendi Resulüne ikramda bulunduğu gibi, sana da ikram etmiş olmasına şaşıyor musun? Ye ve Allah'a şükret." Böylece Ummü Süleym hâlis niyetinin mükâfatını dünyada da görüyordu. Cenab-ı Hak onun Resulullaha gönderdiği yağdan daha fazlasını kendisine ikram etmişti. Ümmü Süleym'in (r.a.) bütün ailesi; kardeşleri, kocası oğlu hepsi de İslâm’a gönül vermiş, Allah ve Resulü uğrunda hiçbir fedakârlıktan çekinmeyen kimselerdi. Bu sebeple, tüm âilenin Peygamberimizin yanında ayrı bir yeri vardı. Fakat Resulullah (a.s.m.) süt teyzesi Ümmü Süleym (r.a.) diğerlerinden daha çok seviyordu. Bu sebeple, zaman zaman onu ziyaret ediyor, hâlini hatırını soruyor, gönlünü alıyordu. Ümmü Süleym'in bu derece Resulullahın iltifatına mazhar olması, sık sık onu ziyaret etmesi, Sahabilerin dikkatini çekmişti. Bir gün bunun sebebini sordular. Buyurdu ki: "Ben Ümmü Süleym acıyorum. Kardeşi Haram bin Milhan beni korurken şehid oldu."

Ümmü Süleym (r.a.), ziyaretine geldiğinde Peygamberimizin duasını almak, rızasını kazanmak için elinden gelen hizmeti yapmaktan geri durmazdı. Peygamberimize olan sevgi ve hürmetinden dolayı, onun üzerine oturduğu ve namaz kıldığı eşyayı başkasına çıkarmaz, Resulullahdan bir hatıra olarak saklardı. Bir gün Peygamberimiz Ümmü Süleym'in evine gelmişti. Biraz sohbet et tikten sonra, asılı duran deriden yapılmış su kabı alarak su içmişti. Ümmü Süleym hemen kalktı. Resulullahın ağzının değdiği yeri kesti, teberrüken sakladı. Ayıca tıraş olduğunda Peygamberimizin mübarek saç ve sakal kıllarını da bir hatıra olarak saklamıştı.

Başka bir gün, Peygamberimiz Ümmü Süleym (r.a.) ziyaret etmiş, biraz oturduktan sonra bir müddet uyumuştu. Bu arada mübarek alınlarında ter damlaları birikmişti. Ümmü Süleym, Resulullahı uyandırmamaya gayret göstererek ter damlarını toplamaya başladı. Fakat Peygamberimiz (a.s.m.) uyanmıştı. "Ey Ümmü Süleym, ne yapıyorsun?" buyurdu. Ümmü Süleym, "Ya Resulallah, bereket için alnınızda biriken ter damlarını topluyorum. Saklayacağım" dedi. Resulullah (a.s.m.) tebessüm buyurdu. Ümmü Süleym (r.a) Peygamberimizin vefatından sonra, biriktirdiği ter damlalarını koku imâlinde kullandı. Resulullah’ın hatıraları, Ümmü Süleym için büyük bir teselli kaynağıydı. Bir defasında oğlu Enes'e (r.a.), "Perçemini tamamen kesemem. Çünkü Resulullah mübarek eliyle onu okşardı" diyerek Resulullahın hatırasına olan saygısını ifade etmişti.

Hz. Ümmü Süleym, Resulullahtan ayrı kalmaya tahammül edemezdi. Onun en güzel günleri, tehlikeli de olsa, sıkıntılı da olsa, Resulullah İle beraber olduğu anlardı. Bir gün Peygamberimiz hac için Mekke'ye gidiyordu. Bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Biraz sonra hareket edilecekti. Ümmü Süleym de onunla beraber bulunmak istiyordu. Fakat maddeten buna imkânı yoktu. Bu sebeple üzün tülüydü. Dokunulsa ağlayacaktı. Peygamberimiz, "Ey Ümmü Süleym, bu yıl bizimle hacca gelir misin?" buyurdu. Ümmü Süleym, üzgün bir şekilde, "Ya Resulallah, kocamın iki binek hayvanı var. Bunlardan birine kendi, diğerine de oğlu binecek" dedi. Peygamberimizin, bu fedakâr hanımın üzülmesine gönlü razı olmadı. Hanımlarının yanına alarak onu da götürdü. Ümmü Süleym'in (r.a.) sevincine artık diyecek yoktu. Ümmü Süleym (r.a.), Resulullahın sırrını kimseye söylemediği gibi, oğlu Enes'e de onun seni kimseye söylememesi için tenbihte bulunurdu. Hz. Enes bununla ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor:

"Ben çocuklarla birlikte oynarken Resulullah (a.s.m.) yanımıza geldi ve selam verdi. Sonra beni bir iş için gönderdi. Bu yüzden annemin yanına dönmekte geciktim. Geldiğim zaman annem bana 'Niçin geciktin?' diye sordu. 'Resulullah beni bir iş için göndermişti' dedim. Annem 'Resulullahın işi neydi?' dedi. Ben, 'Bu bir sırdır. Kimseye söyleyemem' dedim. Bunun üzerine annem, öyleyse Resulullah’ın sırrını kimseye anlatma' diye tenbihte bulundu."

Ümmü Süleym (r.a.) son derece hayâlı biri olduğu halde, mahrem meseleleri Resulullaha sormaktan çekinmezdi. O, hayânın öğrenmeye mani olmaması gerektiğinin şuurundaydı. Böylece birçok âilevî konu, onun Resulullaha yönelttiği sorular vasıtasıyla açığa kavuştu. Bir defasında zihnini meşgul eden bir meseleyi sormak için Resulullahın huzuruna geldi, "Ya Resulallah, rüyasında erkeğin gördüğü suyu gören kadının gusletmesi gerekir mi?" diye sordu. Peygamberimiz, "Evet, kadın onu rüyasında görüp meni çıkarsa, gusletmesi gerekir" buyurdu. Müminlerin annesi, Ümmü Seleme de (r.a.) oradaydı. "Ya Resulallah, kadının suyu olur mu?" diye sordu. Peygamberimiz (a.s.m.), "Evet var. Erkeğin suyu koyu, beyazdır. Kadınınki ise ince, beyazdır. İki sudan hangisi önce gelir veya diğerine galip olursa, çocuk onun sahibine benzer" buyurdu.

Gerek Resulullahla devamlı beraber olduğu için, gerekse birçok meseleyi Resulullahtan sorması sebebiyle, Ümmü Süleym (r.a.) ilimde müstesna bir yer kazandı.

Öyle ki, Sahabeler çözemedikleri bazı mahrem meseleleri ona sorarak öğrenirlerdi. Bir ara âlim Sahabilerden Zeyd bin Sabit ve Abdullah ibni Abbas (r.a) hacla ilgili bir meselede ihtilafa düşmüşlerdi. Hz. Zeyd, ziyaret tavafını yaptıktan sonra hayız olan bir kadının veda tavafını da yapması gerektiğini söylüyordu. Ibni Abbas da (r.a.), böyle bir kadının, isterse Kabe'den ayrılabileceğini ifade ediyordu. Anlaşamadılar meseleyi Ümmü Süleym'den (r.a.) sormaya karar verdiler. Ümmü Süleym (r.a.), Hz. Safiyye'nin ziyaret tavafını yaptıktan sonra adet gördüğünü, Peygamberimiz Hz. Safiyye'nin âdetten kurtulup veda tavafını yapmasını beklemeden Medine'ye hareket etmeyi emir buyurduğunu söyleyerek, meseleyi halletti.

Bu büyük İslâm kadını, birkaç tane de hadis rivayet etti. Bunlardan birisi şu mealdedir: "Müslüman bir kadının üç çocuğu buluğ çağına gelmeden ölürse,  Cenab-ı Hak fazl ve rahmetiyle onu Cennete koyar" Resulullaha "İki çocuğu da ölse böyle midir?" diye soruldu. O, "Evet, iki çocuğu da ölse" cevabını verdi.

Evet, Resulullah sevgisiyle yanıp tutuşan, İslâm’a bütün varlığı ile, cansiperâne hizmet eden Ümmü Süleym (r.a.), elbette bu hizmetinin mükâfatını görecekti. Peygamberimiz bir hadislerinde onun uhrevi derecesine işaretle şöyle buyuruyordu:

"Cennete girdim, önümde bir hışırtı işittim. Bir de ne göreyim Milhan kızı Gumeysâ değil mi?"

Yorumlar (0)
15
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Pierre Loti Tepesi'nin adı değişmeli mi?
Pierre Loti Tepesi'nin adı değişmeli mi?
Namaz Vakti 30 Ekim 2020
İmsak 06:00
Güneş 07:26
Öğle 12:53
İkindi 15:42
Akşam 18:10
Yatsı 19:30
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Alanyaspor 6 16
2. Fenerbahçe 6 14
3. Galatasaray 6 10
4. Karagümrük 6 8
5. Çaykur Rizespor 6 8
6. Kasımpaşa 6 8
7. Antalyaspor 6 8
8. Malatyaspor 6 8
9. Göztepe 6 7
10. Erzurumspor 5 7
11. Başakşehir 6 7
12. Beşiktaş 5 7
13. Gaziantep FK 6 7
14. Sivasspor 5 7
15. Hatayspor 4 7
16. Konyaspor 5 6
17. Kayserispor 5 6
18. Trabzonspor 6 5
19. Denizlispor 6 5
20. Gençlerbirliği 5 4
21. Ankaragücü 4 1
Takımlar O P
1. Tuzlaspor 7 17
2. İstanbulspor 7 16
3. Adana Demirspor 7 14
4. Samsunspor 7 14
5. Ankara Keçiörengücü 7 13
6. Altınordu 7 13
7. Giresunspor 6 11
8. Altay 6 10
9. Balıkesirspor 7 10
10. Adanaspor 7 9
11. Akhisar Bld.Spor 7 9
12. Bursaspor 7 7
13. Menemen Belediyespor 7 6
14. Bandırmaspor 7 5
15. Ümraniye 7 5
16. Ankaraspor 7 4
17. Boluspor 7 3
18. Eskişehirspor 7 3
Takımlar O P
1. Everton 6 13
2. Liverpool 6 13
3. Aston Villa 5 12
4. Leicester City 6 12
5. Tottenham 6 11
6. Leeds United 6 10
7. Southampton 6 10
8. Crystal Palace 6 10
9. Wolverhampton 6 10
10. Chelsea 6 9
11. Arsenal 6 9
12. West Ham 6 8
13. Man City 5 8
14. Newcastle 6 8
15. M. United 5 7
16. Brighton 6 5
17. West Bromwich 6 3
18. Burnley 5 1
19. Sheffield United 6 1
20. Fulham 6 1
Takımlar O P
1. Real Sociedad 7 14
2. Real Madrid 6 13
3. Granada 6 13
4. Villarreal 7 12
5. Atletico Madrid 5 11
6. Cádiz 7 11
7. Osasuna 6 10
8. Elche 5 10
9. Getafe 6 10
10. Real Betis 7 9
11. Eibar 7 8
12. Barcelona 5 7
13. Sevilla 5 7
14. Valencia 7 7
15. Deportivo Alaves 7 7
16. Athletic Bilbao 6 6
17. Celta de Vigo 7 6
18. Huesca 7 5
19. Levante 6 4
20. Real Valladolid 7 3