28.02.2021, 18:56

Kadına şiddet sorunu yoktur; Aile'nin beka sorunu vardır

Ruh sağlığı açısından "yeterince iyi olmayan" anne babalar çocukların gelişimlerini aksatarak ruhsal açıdan sağlıklı büyümelerini engellemektedirler.

Kaygılı bireyler, yetişkinlik yaşlarında insan ilişkilerinde özellikle de kadın erkek ilişkilerinde benliğinde, kişiliğinde, kimliğinde eksik kalmış sınırlarını birlikte olduğu kişiyle aşırı bütünleşerek tamamlamaya çalışmaktadırlar. Birbirlerine aşırı bağımlı olan karı koca ilişkilerinde süreç içinde  kızgınlık duyguları açığa çıkmaktadır. Sevgi ya da aşk maskesi altına gizlenen, sadist-mazoşist öğeleri içeren olumsuz duygular, ilişkiyi yönlendirmektedir. Karı koca ilişkilerindeki sorunları "kadına şiddet" başlığı altında çözmeye çalışmak yangına benzin dökmekten öte bir anlam ifade etmeyecektir.

Kadına şiddet yoktur; kadın erkek ilişkilerinde "sadist-mazoşist" kişilik bozukluğunun yansımaları sonucunda ortaya çıkan cinsel kimliklerden bağımsız bir "şiddet" sorunundan bahsedebiliriz. Karı koca ilişkilerinde yıkıcı sorunlar ortaya çıkmışsa artık kaçan kovalayan, kovalayan kaçan yani sadist mazoşist, mazoşist sadist ilişki süreci ortaya çıkmıştır. Kadına şiddet adı altında sloganlaştırılarak içi politikleştirilen sorunun gerçek adı sadomazoşizmdir. Sadizm, karşısındaki kişiye acı vermek veya eziyet etmekten duygusal ya da erotik bir haz duymanın adıdır.       

Mazoşist, duygusal ya da erotik acı çekmekten zevk alan kişidir. Sadomazoşizm terimi de bu iki kavramın birleşmesiyle oluşur, acı çekmekten ve çektirmekten hoşlanmak anlamına gelir. Sadomazoşist demek hem sadizimden hem de mazoşizmden aynı zamanda hazza ulaşan demektir. Sadomazoşist ilişkilerde kaybeden ya da kazanan yoktur. Bu ilişkiler tahterevalli tarzında ilişkilerdir. Bazen biri kazanırsa diğeri kaybeder bazen de diğeri kazanırsa öteki kaybeder. Tahterevalli hiç bir zaman yatay durumda durmaz daima kadın kaybettiğinde erkek kazanır; erkek kaybettiğinde ise kadın kazanır. Sorunlu ilişkilerde aşk zaten yoktur varsa eğer sevgi de her zaman kaybedendir. 

Bir yanda ilişkinin sona erdirelerek ayrılmanın özgürleştirici etkisiyle diğer yanda da ilişkinin sona ermesinin yaratacağı korkunun açmazlarıyla ilişkinin gerilimli ve çatışmalı süreci gelişmektedir. Karı kocanın huzuru kalmadıktan sonra en sonunda taraflardan birisi boşansa bile bu kavga son bulmaz. Boşanmak demek kadının ya da erkeğin özgürleşerek kurtulması demek değildir. Boşanmak demek aslında bunalmak demektir. Adliyelerde "Hakim Bey'ler" kadını erkekten erkeği de kadından boşasalar bile  sorunlu ilişki yaşayan kişiler,  kendi sorunlu kişilikleriyle yüzleşmedikçe, alelacele  gerçekçi bir seçim yapmadan yeni kurulan evliliklere aynı sorunlarını yeniden taşıyacaklardır. Bu kadar gürültü patırtı arasında ve kopan kıyamet sürecinde boşanmış ailelerin çocukları sadece en çok kaybeden olacaktır. 

Kadına şiddet yoktur aslında karı koca sorunlarının bilinç düzeyinden değil bilinç dışı kökenlerden kaynaklanan açmazları söz konusudur. Evliliklerde yaşanan sorunlar, kadına şiddet başlığı altında toplandığında; kadınların evlilik hayatlarında yaşadıkları sorunlarla gerçekçi anlamda yüzleşme sağlanmayacaktır. Sorunların kökeninde kız çocuklarının ikinci sınıf evlat olarak yetiştirilmesi ve  genç kızların baskıyla büyütülmesi yatmaktadır. Anne baba evinde baskıyla yetişmiş kızlar evlendiklerinde ise kaçınılmaz olarak kayınvalide baskıyla karşılaşmaktadırlar. Annesinden babasından dert çekmiş kız çocukları, evlendikten sonra da kadın olunca kayınvalidesinden dertlenen kadın olduklarında, anne olunca da evlilik sorunları çözümsüzleşmektedir. Kadının psikolojisinde geçmişin öfkesiyle evliliğin öfkesi birleşince mutsuz kadınların sayısı toplumsal olarak artmaktadır. Mutsuz kadınlar bilincinde olarak ya da olmayarak daima kötü annelik yaparlar. Kadınlıklarında oluşan değersizlik duygularını olduğu gibi ve bütünüyle açıktan veya gizliden kız çocuklarına yükleyerek erkek çocuklarını yüceltirler. Bu durumda kız çocukları kendisini bunaltan annesi yerine babasıyla özdeşleşmeye çalıştıkça kadınlık rolünü gereğince benimseyemez. Kadın kimliği güçlü olarak yerleşmediğinde ise  ilişkilerinde erkeklere düşmanca yaklaşır ya da erkekleri aşırı yüceltici davranışlar gösterirler. Örnek vermek gerekirse evli erkeklerle ilişki kuran kadınlar kadın kimliği güçlü olmayan sorunlu kadınlardır. Kız çocuklarını değersizleştiren mutsuz kadınlar sözde melek anneler yalnızlıklarını ve mutsuzluklarını erkek çocuklarına aşırı bağlanarak gidermeye çalışırlar. Annesinin kuzusu olan çocuklar süreç içerinde melek annelerin engellemeleriyle babalarıyla özdeşim sağlayan bir yakınlık kuramazlar. Mutsuz kadınların yani melek annelerin oğlan çocuklarının erkek kimliği de sağlıklı gelişmeyecektir. Annelerinin kuzusu olarak yetiştirilen erkek çocukları büyüdüklerinde sorunlu erkek kimlikleriyle asla mutlu bir karı koca ilişkisi kuramayacaklardır.   

Kayınvalide gelin sorunlarının tek suçlusu aslında koca olmayı beceremeyen adam olamamış kişiliksiz erkeklerdir. 


Özetle kadına şiddet yoktur aslında mutsuz kadın yani melek annelerin yetiştirdiği sağlıklı birey olamayan kız çocuklarıyla erkek çocuklarının "tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş" ilişkileri sonucunda ev içinde başlayıp adliye koridorlarında yankılanan "davul bile dengi dengine" olmayan bu ilişkilerin ortaya çıkardığı sonu gelmeyen gürültüsü zihinlerimizi yormaktadır. 

Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne baba sağlamak yükümlülüğünü gerçekleştirmedikçe yaşanan sorunlarda Türkiye'nin iki yakası bir araya kolay kolay gelmeyecektir.

Türkiye'de "Beka Sorunu!" aslında sınırlarımızı ötesinde değil "Aile"lerimizin içinde başlamaktadır.

Evliliklerde boşanmalar arttıkça kadınlar öldürüldükçe, deist ve biseksüeller nesiller arttıkça;

Aile'nin bekası çoktan çökmüştür. Suriye'de sınır ötesinde,  Libya'da mavi vatanda bizi cansiperane koruyan şanlı kahraman ordumuz ülkemizin bekasını korurken aile'mizin bekasını kim koruyacaktır?

Aile'miz can çekişiyor. 

Yaygınlaşan boşanma ve karı koca ilişkilerindeki şiddet sarsıntıları deprem gerçeği değildir.
Toplumun sinir uçlarına kadar yayılan deist ve biseksüel ya da eşcinsel salgını koronavirüs gerçeği değildir.
Sesimizi duyan etkili ve yetkili kimse yok mu?
Aile'miz ölüyor. Bu hususta;

Gereğini emir ve bilgilerinize arz ederim.


Saygılarımla...

Yorumlar (4)
Mert 2 ay önce
Kadına şiddetin politikleştiği bu dönemde böyle pir psikolojik analiz o kadar yerinde olmuş ki. Devlet karşılaşılan sorunlarda bir de psikolog eşliğinde bakılmasına önem vermeli.
Ferit kavalcı 3 hafta önce
Hocam ben psikolog değilim ama 35 senelik bir aile babasıyım ben lise 2 terk 80 öncesi eşim lise 1 terk iki evladımız var her ailede olduğu gibi tabi olarak bende zaman zaman farklı konularda karşı karşıya geliriz tartışırız ve bir noktada anlaşırız bazen eşim haklıdır bazen ben yetiştiği ailem babam 3. Sınıf terk ama pehlivan annem ilkokul mezunu ve çok iyi anlaşan iki ebeveyn ama annemin babası ve babamın babası gazi ve çok eğitimliler bence türkiyede en büyük sıkıntı eğitim sıkıntısı ben eğitim derken ezberlemek ten söz etmiyorum gerçek eğitim yetiştirilmek ve zor model sıkıntısı kadın için anne erkek için baba eğer ailesinden şiddet gördüyse bir insan şiddeti normal sayıyor yapıldığında da yaparkende benim ailemde ne karı koca arasında ne biz çocuklara karşı asla şiddet yoktur şiddet olmadığı için biz şiddet bilmeyiz çünki bize öğretilen eğer şiddet uygulasak o ilişkilerimizin kırılma noktasıdır şiddet gören kişi artık şiddetten korkmaz ayrıca bizim bir ceza kanunu uz var ve o kanun önünde kadın erkek için bir fark yoktur eğer kişilerden bir şiddet uyguluyor ve karşısındaki insan şikayetçi ise mutlak yasada belirtilen yaptırım uygulanır indirim af gibi etkenler olmamalıdır dşnende bu böyledir kul hekkıne giren mutlak karşılığını bulur ama bu konu zaten bizim anayasamızda bellidir kadın ve erkek insan açısından bakarsak eşittir kavgadada cezadada bu konuya farklı bir bakış açısıyla bakan kişileri yargılamak gerekir ben lisedeyken bir konu vardı unutamadığın kadına tecavüz ediyor ve yakalanıyor kişi hakim önüne çıkıyor temiz bir kıyafet masum bir duruş hakim affediyor kadın söz istiyor hakim bey siz affediyorsunuz ama bu namussuz sizi i s.. kti benimi ben affetmedikçe size kim affetme yetkisi veriyor? Benim bu konuda düşüncem bu İstanbul sözleşmesine bile gerek yok kişiye hak ettiği cezayı vereceksin ve hiç bir şart altında affetmeyeceksin onlarca erkek çocuğuna tecavüz edip o pislikleri affediyorsan o zaman İstanbul sözleşmesine değil af getiren kişiye en ağır cezayı vermek şart
Dr. Faruk Öndağ 1 ay önce
Çok güzel tesbitler, nefis bir yazı. Kalemine sağlık Hüseyin hocam
Kezban 2 hafta önce
Bence o kadar güzel bir anlatım daha okumadım. Bende bu kızlardan biriydim kendimi gördüm. 2 kız 2 erkek çocuk anasıyım. Maalesef, şiddet görerek büyüdüm, sonrada zorla, tehtitle evlendirildim. Kurban oldum açıkçası. Ailem tarafından. Sonra mutsuz bir kadın mutsuz bir anne oldum, 3 boşanma yaşadım, evlilik yürütemedim, sevgi görmediğim için samimi, içten sıcak şefkatli, olamadım, sürekli endişeli, gergin, korku, sinirli, üzgün donuk bir ruh hali içinde yıllarımı geçirdim çocuklarım çok mağdur oldular, yıllar sonra biraraya geldiğimizde birbirimize verecek ne sevgi ne saygı kalmamıştı.. Bu sebepler cahil ebeveyim, ve mağdur olan ben.. Zararlı çıkan 4 çocuk ve ben anne. Okadar çektiklerimiz yetmezmiş gibi şimdide eski travmalar yeniden çocuklar yaşatıyor bana. Çünkü 3 çocuğun babası, ve tek çocuğumun babası maalesef tam bir bencil, ben en küçüğü büyüttüm ebeveyim yanında oda benim gibi oldu yalnız kimsesiz, sevgisiz, ebeveyn sevgisinden mahrum. Şiddete meyilli, psikopat gibi olmuş yıllarca ayrı yaşadık, eşim ölünce beraber yaşıyoruz.. Ben bu seferde kızımdan psikojik şiddet görüyorum. Çok bunaldım artık.. Allaha sığınıyorum..
Günün Anketi Tümü
Türkiye erken seçime gitmeli mi?
Türkiye erken seçime gitmeli mi?