Koronavirüs doğal bir salgın mı? İşte tarihi pencereden bir bakış...

Haber Vakti yazarı Prof. Dr. Ömer Soner Hunkan kaleme aldığı son yazısında koronavirüs salgınını ele aldı.

Gündem 07.04.2020 - 12:07 07.04.2020 - 12:07

Akademisyen yazar Prof. Dr. Ömer Soner Hunkan Habervakti.com'daki köşesinde yazdığı son makalesinde koronavirüs hakkında önemli bilgiler verdi. Salgınların tarihi seyrini anlatan yazar, "Günümüzde bilim ve teknolojinin geldiği noktada esas soru; mevcut salgın geçmişteki gibi doğal bir olay mı yoksa dünyaya yön vermek iddiasındaki bir takım çevrelerin hesapları dâhilinde üretilen bir silah mı?" sorusunu sordu:

İşte yazarımız Hunkan'ın o yazısı:

Korona salgını: Çaresizlik senaryoları veya komplo teorileri

Korona virüsünün mahiyetinden tutun da nasıl yayıldığına ve nasıl tedavi edileceğine kadar pek çok bilinmezlik karşısında salgının küresel yayılımının durdurulamaması hatta bu konuda öngörüden öteye gitmeyen çaresizlik planları, bizi ortaçağ dünyasına geri götürürken tarihin tekerrürden ibaret olduğu düşüncesini toplum nezdinde yeniden güçlendirmektedir. Ancak günümüzde bilim ve teknolojinin geldiği noktada esas soru; mevcut salgın geçmişteki gibi doğal bir olay mı yoksa dünyaya yön vermek iddiasındaki bir takım çevrelerin hesapları dâhilinde üretilen bir silah mı? Onca tartışmalara rağmen durumun kontrolden çıkması karşısında henüz ikna edici bir cevap bulunabilmiş değil.

Ortaçağın meşhur veba salgınları, Asya’dan Avrupa’ya toplumlarda derin izler bırakmıştır. Nüfus, inanç, bilim, kültür, siyaset ve ekonomi başta olmak üzere pek çok alandaki etkileri, toplumlarda değişimi ve sosyal sorgulamaları beraberinde getirmiştir. Türk tarihi perspektiften bakıldığında ilk Müslüman Türk devleti Türk Hakanlığı (Karahanlılar)’ndan Selçuklulara, Memlûklere ve Osmanlılara hatta Cumhuriyetimize kadar belli zaman aralıklarında yaşanmış salgınlar kaynaklarda kayıtlıdır. Mesela hakanlık devrinde 1056 yılındaki Semerkand’daki veba salgınında vefat eden âlimlere el-Kand gibi biyografik eserlerde rastlanmaktadır. Bu durum bölgeden Horasan’a göçleri hızlandırdığı gibi, Mâverâünnehir gâzilerini de diğer gaza bölgeleri olan Hindistan ve Anadolu tarafına yönelmeye sevk etmiştir. Bazı ailelerin acı da olsa en azından çocuklarının hayatlarını kurtarmak için onları tüccarlara satmak zorunda kalarak, başka diyarlara gitmelerine katlanmak zorunda kaldıkları bilinmektedir. Türkiye Selçuklularında Sultan Mesûd’un 1154’de Kilikya seferi esnasında ordusunda veba salgının patlak vermesinin siyasî ve ekonomik olumsuz sonuçları olmuştu. Memlûkler devrinde Suriye ve Mısır’da 1347-1351 tarihleri arasında yaşana veba salgını toplum nezdinde bir hayli tesir yaratmıştır. Mesela kadınların daha fazla vebaya maruz kalmaları nedeni ile sokağa çıkmaları yasaklanmış ve vebanın sebeplerinden biri olarak görülen ahlâkî alandaki yozlaşmanın sebebi görülmüşlerdi. Vefat eden çocuklarının cenazesine dahi katılmaları mümkün olmamıştı. Bu süreçte bazı dönemlerde ölenlerin günlük sayısı 100 ile 1500 arasında değiştiği Memlûklerin tarihî kayıtlarında mevcuttur. Veba salgını 1348’de kıtlık ve yoksulluk içindeki Avrupa’ya da sıçramış ve kıta nüfusun üçte birini yok etmiştir. Avrupa’yı saran bu veba ilk olarak Çin`de başlamış, Hazar ve Karadeniz’in kuzeyine doğru yayılmıştır. Kırım’da 1345 yılında Avrupalı tüccarların yoğun bulunduğu Kefe’de Ceneviz kolonisini kuşatan Moğol ordularının mancınıklarla şehre vebalı cesetleri atmaları sonucunda Kefe’ye bulaşan veba salgını, burayla ticaret yapan Ceneviz gemilerinin aldıkları malları Sicilya`ya getirmesiyle Avrupa kıtasına girmiştir.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

Yorumlar