Köşeye Sıkışan İran

ABD İran üzerine yürüttüğü baskılara bir yenisini daha ekledi. En son yaptırım İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’e yönelik oldu. Zarif’in ve ailesinin ABD’de “olmayan” mal varlığına el konuldu. Her ne kadar ABD tarafından tek taraflı olarak gelen bu yaptırım göstermelik gibi görünse de İran’ın en üst düzey diplomatlarından birine yapılması ve Nükleer Anlaşma müzakerelerinde ön planda duran bir isme uygulanması imajı zedeleyecek bir girişim oldu. Avrupa’dan cılız bir eleştiri gelse de Avrupa Komisyonu'nda Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilci Federica Mogherini diplomatik yolların açık durmasının önemine binaen İran Dışişleri Bakanı Zarif ile çalışacaklarını söyledi.

ABD’nin İranlı bakana gelecek olan bu yaptırım aslında bir aydan daha uzun süredir bekleniyordu. İlk etapta ABD bu yaptırımı bekletmeyi tercih etti. Fakat Hürmüz Boğazı’nda İran’ın el koyduğu gemiler ve en son İngiltere’nin Cebelitarık Boğazı’nda alı koyduğu Suriye rejimine petrol taşıyan İranlı bir tankeri, akabinde İran’ın Hürmüz Boğazı’nda İngiltere’ye ait bir gemiyi mürettebatıyla birlikte rehin alması ABD için bu son yaptırım, artık geçerli ve makul sebeplere dayanmış oldu. ABD bir süre bu yaptırımlarına devam edecektir, çünkü Amerika için zaman sorunu yok, ekonomisi gittikçe sıkışan İran için ise her geçen gün büyük bir öneme sahip. Giderek belki de tüm tankerlerini bu şekilde kaybedecek olan İran’ın hali hazırda günlük petrol ihracatının 100 bin varile indiği bahsediliyor. Ülke ekonomisinin yüzde seksenini petrol ihracatına bağlı olan İran için bu rakam bir hayli düşük bir oran. İran’ın bir süre daha kendi imkanlarıyla idare edebileceği söz konusu ama sonrasında kim hangi imkânı İran’a sunacaktır sorusunun cevabı ise muamma. Nitekim AB bu konuda sözde tüm olanaklarını sunmuş gibi görünüyor ki şu ana kadar mal takasını ön gören İnstex uygulaması sadece lafta kalmış bir icraat olarak kaldı. ABD Başkanı Trump ile iyi ilişkilere sahip olan İngiltere’nin yeni Başbakanı’nın İran karşıtı söylemleri ise tüm umutları tüketecek bir yönde. Boris Johnson Dışişleri Bakanıyken daha pozitif bir imaj çizerken bugün İngiltere’nin İran’ın elindeki en büyük gelir kaynağı olan petrol tankerlerine el koyması gelecekte İngiltere’nin Nükleer Anlaşmaya karşı olan kendi duruşunu korumasından ziyade Trump’ın asistanı konumuna düşeceğine dair ipuçları vermektedir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için Avrupa ülkelerinin de katılımını isteyen ABD’ye yakılacak olan yeşil ışık AB ülkelerinin en baştan beri Nükleer Anlaşmanın korunmasına yönelik çabalarını ve söylemlerini boş çıkartıp İran’a ve İran ile oluşacak olası çatışmadaki duruşlarını ortaya koyacaktır.

İran için geçen her saniye bir öneme sahipken ABD zamanla yanına AB ülkelerini de alarak İran’a karşı yürüttüğü ekonomik savaşı son raddesine kadar sürdürmeyi deneyip olası bir çatışmayı ikinci bir bahara saklayacaktır. Ne de olsa her geçen gün kaybeden İran, kazanan ABD olacaktır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mizan
Mizan - 4 ay Önce

Yazara göre İran'ın zayıflayıp ABD ve İngiltere'nin daha kuvvetli olarak O'na saldırması sanki iyi bir hal imiş gibi.
Şu var ki İran içinde Müslüman çoktur, ABD ve İngiltere ise gavurdur, zalimdir, işgalcidir. Müslümanların hatırına Müslüman olanı kollamak evladır.

banner5