Dili Geliştirmek Düşünceyi Geliştirmektir!

Dilin yapay müdahalelerle güdükleştirilmesine değinen Beşir Ayvazoğlu, düşüncenin ve kültürün gelişiminin dilin zenginleşmesine bağlı olduğunu, dilin zenginleşmesinin ise çaba ve merak gerektirdiğini hatırlatıyor.

Dili Geliştirmek Düşünceyi Geliştirmektir!


Beşir Ayvazoğlu tarafından kaleme alınan ve bugün Karar gazetesinde “Siz de ‘Daral’ıyor, ‘Atar’lanıyor musunuz?” başlığıyla yayımlanan yazısı:

Son zamanlarda gençlerin dillerinde muhtemelen televizyon dizilerinden öğrenilen bazı yeni kelimeler geziniyor; mesela “daral geldi” diyorlar. Bu kelimeyi kullanırken yüzlerindeki ifadeden “Bunaldım!” demek istediklerini anlıyorum. Bir de “atarlanmak” lâfı var. TDK’nın Türkçe Sözlük’üne baktım, bulamadım. Ekşi Sözlük’te birisi “Artislik yapmak manasında kullanılan bir kelimedir. Ama normal artislikten farklı olarak bu boyundan büyük bir artisliktir,” diye açıklamış. Bir Kaniş’in boyuna bakmadan bir Pitbull’a havlaması gibi...

Eskiden olsa itiraz ederdim, nedir bu saçmalıklar diye… Artık dil mühendislerince dayatılmamış, kendiliğinden ortaya çıkan ve yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan kelimelere itiraz etmenin faydasız olduğunu düşünüyorum. Gizli dillerin bile ortak dili beslediği bir gerçektir. Çeşitli argolarda kullanılan kelimeler zamanla herkesin kullandığı kelimeler haline gelerek sözlüklerde yerlerini alırlar.

***


Yeni kelimelere duyulan ihtiyaç, Türkçenin “daral”dığı anlamına gelmektedir. Devletin yıllarca TDK ve TRT gibi kurumları vasıtasıyla otoritesini acımasızca kullanarak müdahale ettiği Türkçenin bağışıklığı ciddi bir tahribata uğramış ve bünye her türlü tesire açık hale gelmiştir.

Olan olmuştur. Artık geri dönüş mümkün olmadığına göre, dilin hiç olmazsa, kendi vadisinde, kendi kanunlarına tabi olarak akmasını sağlamak gerekir. TDK’nın görevi budur, yabancı saydığı kelimelere kimsenin kullanmadığı tuhaf karşılıklar uydurmak değil. Bu kurumun Türkçeyi bütün zenginliğiyle kuşatacak bir sözlük bile hazırlayamadığı gerçeğine işaret ederek geçiyorum. Aradığımız birçok kelimeyi TDK’nın sözlüğünde değil, Ferit Devellioğlu, D. Mehmet Doğan, İlhan Ayverdi, Ahmet Topaloğlu, Yaşar Çağbayır gibi tek tek fertlerin hazırladıkları sözlüklerde bulabiliyoruz.

***


Hiç kimse, kelime hazinesi ne kadar zengin olursa olsun, bir dilin bütün kelimelerini bilemez. Çok iyi bilindiği zannedilen kelimeler için bile zaman zaman sözlüklere başvurmakta fayda vardır. Kelimelerin köklerini ve kullanılmaya başlandıkları tarihten bugüne kazandıkları anlamları, yani şecerelerini, sicillerini kurcalamaya başlarsanız büyülü bir dünyaya girdiğinizi hissedersiniz.

Bir milletin dünyaya nasıl baktığını, eşyayı nasıl yorumladığını, tarih boyunca hangi kültürlerle temas ettiğini, hangi hedeflerle yöneldiğini, hatta nasıl hayal kurduğunu diline nüfuz ederek anlamak mümkündür. Sözlükler sadece bir dilin söz varlığını tespit için değil, aynı zamanda “dil denen mucize”nin sırlarını gün ışığına çıkarmak için yazılır. Cemil Meriç’in “Kamus bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır,” derken ne demek istediği, dil meseleleriyle biraz haşir neşir olduktan sonra daha iyi anlaşılmaktadır.

Bir insan günlük hayatını birkaç yüz kelimeyle idame ettirebilir. Fakat beşerî münasebetler gelişip karmaşık hâle geldikçe yeni kelimelere ihtiyaç duyulacaktır. Kelime öğrenmekten kaçınan bir insan düşünmüyor demektir. Esasen hayat bilmediğimiz kelimeleri öğrenmeye zorlar bizi; başkalarıyla temas etmek, okumak, düşünmek, kelime hazinemize zenginleştirme ihtiyacı yaratır; kelime öğrenmenin ve dile nüfuz etmenin en kestirme yolu sözlük kullanmaktır.

***


İyi öğretmen, öğrencilerine sözlük kullanma alışkanlığını kazandıran öğretmendir. Lise yıllarında bir hocamın etimoloji bilgisi merakımı tahrik etmişti; yeri geldikçe bazı kelimelerin hangi kökten geldiklerini ve zamanla nasıl değişime uğradıklarını anlatan bu hocamın büyük bir zevkle dinlediğim analizleri son derece zihin açıcıydı. Mesela “merdiven” kelimesinin Farsça “nerdüban”ın Türkçeleşmiş şekli olduğunu ilk defa ondan duyduğumu hatırlıyorum. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat’ını da galiba o tavsiye etmişti.

Son yıllarda ilk ve orta öğretim kurumlarında öğretmenlerin bu konuda zaaf gösterdiklerini zannediyorum. Çünkü bazı gençler nedense bilmedikleri kelimeler kullanıldığında merak edip öğrenmek yerine tuhaf bir tepki gösteriyorlar. Bu tehlikeli davranışın ne kadar yaygın olduğunu tanıdığınız öğretmenlere bu konudaki düşüncelerini sorarak öğrenebilirsiniz. Öğretmenlerin de pek masum oldukları söylenemez; çünkü öğrencilerine fazla kelimeden zarar gelmeyeceğini öğretmiyorlar. Daha kötüsü, kelime düşmanlığı yapanlar var; bazıları eski, bazıları yeni kelimelerin kullanılmasını yasaklıyorlar.

***


Artık bütün gençlerin dizüstü bilgisayarları, yanlarında taşıyabildikleri akıllı telefon ve tabletleri var. Bu aletler vasıtasıyla internetteki sözlüklere başvurabilirler, ama basılı sözlüklere bakmak, hem aranan kelimenin diğer anlamlarını, mecazi olarak hangi anlama geldiklerini, cümle içinde nasıl kullanıldıklarını, deyimleri vb. öğrettiği gibi, bakılan sayfalardaki diğer kelimelerin görülmesini de sağlar.

Sadece bilmediğimiz kelimeler için değil, anlamını bildiğimizi zannettiğimiz kelimeler için de sözlüklere başvurmakta fayda vardır. Ama ben mevcut sözlüklerde “daral” ve “atarlanmak” kelimelerini bulamadım. Günahı TDK’nın boynuna.


Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2018, 14:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5