Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), dünya tarihinin en korkunç ve gizemli hastalıklarından biri olan Ebola virüsünün en nadir, en tehlikeli türüyle pençeleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından paylaşılan son verilere göre, onaylanmış bir aşısı veya özel bir tedavi yöntemi bulunmayan "Bundibugyo" varyantı nedeniyle can kaybı 139’a yükselirken, şüpheli vaka sayısı ise 600 sınırına dayandı. Salgının kontrolsüz bir şekilde büyüyerek Uganda’nın başkenti Kampala’ya kadar sıçraması, küresel alarm seviyesini en üst noktaya çıkardı. Yaşanan bu bölgesel kriz karşısında Avrupa Birliği ve ABD, virüsün kendi topraklarına taşınmasını engellemek amacıyla bölgeden gelen yolculara karşı radikal seyahat kısıtlamalarını devreye soktu.
Uzmanlar, ölümcül virüsün ormanlık alanlardan çıkıp büyük şehirlere bu denli hızlı yayılmasının arkasında ülkedeki derin sosyoekonomik krizin ve yoksulluğun yattığına dikkat çekiyor. Topraklarının büyük bölümü balta girmemiş ormanlarla kaplı ülkede, açlık sınırındaki kırsal nüfus protein ihtiyacını karşılayabilmek için mecburen yarasalar, maymunlar ve kirpiler gibi yabani hayvanları avlıyor. Eski Sağlık Bakanı Eteni Longondo, halkın hayatta kalabilmek için av eti tüketmekten başka çaresinin olmadığını, bu durumun ise ormandaki ölümcül virüslerin insanlara bulaşmasındaki en büyük köprü vazifesini gördüğünü itiraf etti. Doğu bölgesinde yıllardır süren silahlı isyanlar ve istikrarsızlık da tıp ekiplerinin bölgeye girişini engellerken, isyancıların elindeki stratejik öneme sahip Bukavu ve Goma şehirlerinde de ilk ölümcül vakaların rapor edilmesi endişeleri hat safhaya çıkardı.
Sahada canla başla çalışan sağlık ekiplerinin karşılaştığı en büyük barikat ise virüsün kendisinden ziyade, cehalet, batıl inançlar ve kulaktan kulağa yayılan asılsız iddialar oluyor. Maden kasabalarında hızla yayılan ve halkı paniğe sevk eden "görüldüğü an öldüren hayalet tabutlar" benzeri hurafeler nedeniyle, hastalanan kişiler tıbbi merkezlere başvurmak yerine büyücülere ve geleneksel yöntemlere sığınıyor. Bununla birlikte, yerel kabilelerin ölen kişinin bedenine çıplak elle dokunmasını ve yıkanmasını emreden geleneksel cenaze ritüelleri, virüsün vücut sıvıları yoluyla zincirleme ve kitlesel bir şekilde yayılmasına yol açıyor. Sağlık otoriteleri, bu kemikleşmiş alışkanlıklar ve batıl inançlar kırılmadığı müddetçe, aşısı olmayan bu insanlık dramına karşı yürütülen amansız mücadelenin aylarca, hatta yıllarca sürebileceği konusunda dünyayı uyarıyor.