Küresel planları bozan adım

Abone Ol

Büyük Türkiye idealinin satır Aralarını iyi okumayanlar siyasetin gürültüsünden devlet aklının sessizliğindeki gerçekliği anlayamaz.

Türkiye son yıllarda öylesine gürültülü bir siyasal atmosferden geçiyor ki, hakikatin sesi çoğu zaman sloganların ve önyargıların arasında boğuluyor. Oysa bugün tartışılması gereken, kimin hangi partiye sataştığı ya da hangi grubun hangi açıklamayı yaptığı değil; devletin, bölgesel dengeleri yeniden kurmaya dönük aldığı tarihsel kararların arka planıdır.

Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın “Komisyonun en kalabalık grubu olan AKP’lilerden bir kişi bile söz almadı” çıkışından, NOW Haber’den Çiğdem Toker’in “Asgari demokratik zemin olmadan bu süreç başarılı olur mu?” sorusuna, Cem Küçük’ün “İmralı’ya gidilmesini olumlu gören bir kişi duymadım” iddiasına kadar uzanan açıklamalar siyasetin yüzeysel tartışma alanını temsil ediyor. Oysa bu açıklamaların gölgesinde çok daha derin bir gerçeklik var: Devlet aklının uzun vadeli bir strateji yürütmesi.

Cem Küçük’ün sözleri, sahadaki gerçeklikle de çelişiyor. Çünkü toplumun farklı kesimleri, özellikle sürecin olumlu yönlerini gören AK Partililer ve MHP’liler dahil olmak üzere, bu hamlelerin ne anlama geldiğinin farkındadır. Türkiye’nin iç siyasetinde yaşanan gerilimler bir kenara; geniş kitleler süreçlerin ülkeye sunacağı stratejik avantajları kavramış durumda. “Kimle konuştu da böyle bir sonuca vardı?” diye sormak kaçınılmaz hâle geliyor.

Bu tartışmaların hiçbiri yeni değil.

Bir önceki seçimleri hatırlayalım:

“Kent uzlaşısı” kararına karşı iktidarın gösterdiği tepki üzerine ana muhalefet ve onu destekleyen medya, “Kürt halkını dışlayamazsın” diye meydan okuyordu. HDP–TİP birlikteliği, güç birliği çağrıları, blok siyasetinin medya tarafından yüceltilmesi… Bugün aynı çevrelerin konjonktürel hafıza kaybına uğramış gibi davranması ise siyasi tutarlılık eksikliğinin en somut göstergesi.

Ortadoğu’yu Kaynatan Planlar ve Türkiye’nin Konumu

Tüm bu tartışmalar yapılırken Türkiye’nin çevresinde neler oluyor?

Ortadoğu, İsrail’in siyonist stratejilerle genişletmeye çalıştığı nüfuz alanı yüzünden yeniden kaynıyor. Rum kesimi, Yunanistan ve İsrail üçgeni Türkiye karşıtı politikalarını aynı masada buluşturuyor. Bu blokun amacı net:

Türkiye’nin bölgesel etkinliğini kırmak, iç bütünlüğünü zayıflatmak ve güvenlik alanında açıklar oluşturmak.

Bu tablo, terör örgütlerinin hareket alanını genişletirken Türkiye’yi içeriden zayıflatmaya dönük yeni planların devreye alındığını gösteriyor. İşte bugün atılan adımları anlamayanlar tam da bu büyük resmi ıskalıyor.

Türkiye’nin yürüttüğü yeni adım, örgütün psikolojik üstünlüğünü kırma, söylem alanını daraltma ve uluslararası arenada manevra kabiliyetini sınırlama hamlesidir. Bu yönüyle bakıldığında süreç, bir “taviz” değil; örgütü zayıflatmaya yönelik stratejik bir hamledir.

Sonuçta kazanan, devlet otoritesini yeniden tahkim eden Büyük Türkiye olacaktır.

Bedeli Ödenmiş Bir Deneyim Birinci Çözüm Süreci

Birinci çözüm süreci, her ne kadar tartışmalı olsa da, devlet aklının bölgesel barış için attığı en cesur adımlardan biriydi.

Dönemin başbakanı Erdoğan, “barış gelecekse gerekirse bedel öderim” diyerek birçok siyasi riski göze aldı.

AK Parti, MHP ve diğer kesimler arasında bugüne kadar görülmemiş bir siyasi cesaret sergilendi.

Ancak süreç çarpıtıldı, provokasyonlarla sabote edildi, dış güçlerin yönlendirdiği örgüt saldırılarıyla tahrip edildi.

Bugün yeniden gündeme gelen her adım, o dönemin tecrübelerinden süzülerek atılmaktadır. Devlet, o gün yaşanan zaafları analiz etmiş, açıkları kapatmış ve çok daha kontrollü bir yöntem benimsemiştir.

Güçlü Devlet, Güvenli Gelecek

Bugün atılan adımlar, ne bir seçim hesabıdır ne de politik açılımdır.

Bilakis, seçimde oy kaybı riskini göze alarak ülkenin geleceği için atılan stratejik bir hamledir.

Devlet Bahçeli’nin siyasi bedel ödemeyi göze alarak attığı adım, iktidarın oy kaygısını ikinci plana atarak aldığı karar… Bunlar, devlet aklının uzun vadeli bir strateji yürüttüğünü göstermektedir.

Devlet;

• örgütün manipülasyon alanını daraltıyor,

• dış bağlantıların etkisini kırıyor,

• halkın zihnini bulandıran farklı odakların oyunlarını boşa çıkarıyor,

• ülkenin geleceğini Büyük Türkiye vizyonu çerçevesinde yeniden şekillendiriyor.

Bu adım terörün propaganda zeminini çökertme, terörü savunan çevrelerin söylemlerini geçersiz kılma hamlesidir.

Ve nihayetinde: Türkiye’nin bütünlüğünü güçlendirme hareketidir.

SONUÇ:

Bu Gerçeği Görmeyen Ülkesine İhanet Eder

Bugün atılan adımların adını doğru koymak gerekir:

Bu, terörü savunma zeminini yok ederek ülkeyi daha güçlü bir geleceğe taşıma mücadelesidir.

Bunları hâlâ anlamayanlar, büyük resmi göremeyenler, nabza göre siyaset üretenler ya cehaletin ya da kötü niyetin tarafındadır. Çünkü bu süreç, kişisel hırsların ötesinde Türkiye’nin geleceğini şekillendirme adımıdır.

Devlet devletliğini yapıyor.

Ve tarih, günübirlik polemikleri değil; bu büyük stratejiyi yazacaktır.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }