Martin Luther Kıng'in Lincoln Anıtı önünde yaptığı o tarihi konuşma

Amerika tarihinin utanç günlerinden olan siyahilerin her tarafta ikinci sınıf muamelesi gördüğü zamanlarda Martin Luther Kıng'in Lincoln Anıtı önünde yaptığı o tarihi konuşması...

Tarih 29.01.2020 - 17:35 29.01.2020 - 17:35 Bülent Deniz

“‘Bir rüya görüyorum...”

Amerika’da tarihin utanç sayfalarından birini teşkil eden kölelik, her ne kadar Abraham Lincoln tarafından 1863’te kaldırılmış olsa da, ‘rüyalar ve özgürlükler ülkesi’ Amerika, bu utancı, üstelik bir yandan uzay çalışmalarının da dolu dizgin sürdürdüğü 60’lı yılların ortasına kadar yaşadı. Lincoln’ün köleliği kâğıt üzerinde ilga etmesinden tam yüz yıl sonra, 1963’te, ülke genelinde siyahlara uygulanan baskı had safhaya çıkmıştı. Kaçınılmaz olarak her zulüm, muhalif kahramanını yaratıyordu. Ve hiç şüphe yok ki, bu kahramanlık titrini hak eden; 28 Ağustos 1963’te, peşindeki 210 bin kişiyle Washington Anıtı önünden Lincoln Anıtı’na kadar yürüyen ve bu anıtın gölgesinde, halen yazılı tarihin en etkileyici özgürlük talebi olarak kabul edilen bu tarihî konuşmayı yapan King’den başkası değildi. Konuşmasında sık sık ‘Amerikan Rüyası’ kavramına da atıfta bulunan King, yeri geldiğinde kelimelerin en korkunç silahtan bile daha etkili olabileceğini bir kez daha gösteriyordu. Belki de yıllar sonra, 4 Nisan 1968’de suikasta uğramasına sebebiyet verecek çığırı da açarak... 

“Bugün burada, ülkemizin geçmişindeki en büyük özgürlük gösterisi olarak tarihe geçecek bu birliktelikte, sizlerle bir arada bulunmaktan dolayı çok mutluyum.Bundan 100 yıl önce, sembolik gölgesinde toplandığımız bu büyük Amerikalı, Köleliğin Kaldırılması Bildirgesi’ne imza atmıştı. Bu tarihî karar, şiddetli adaletsizlik ateşinde kavrulan milyonlarca siyah için bir ümit ışığı olmuştu. Uzun süren bir esaret gecesini sona erdiren coşkulu bir şafak olmuştu. Ama yüz yıl sonra, siyahların halen özgür olmadığı trajik gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Yüz yıl sonra, siyahların hayatı, acıklı bir şekilde ırkçılığın kelepçeleri ve ayrımcılığın zincirleri ile yerlerde süründürülmekte.

Yüz yıl sonra siyahlar, halen büyük maddî zenginlik okyanusunun ortasındaki ıssız fakirlik adasında yaşıyorlar. Yüz yıl sonra siyahlar, halen Amerikan toplumunun ücra köşelerinde sürünüyorlar ve kendi ülkelerinde sürgünde olduklarını görüyorlar. İşte bugün buraya bu dehşet verici durumu sergilemeye geldik. Bir bakıma ulusumuzun başkentine bir çek bozdurmaya geldik. Cumhuriyetimizin mimarları, anayasanın ve bağımsızlık bildirgesinin o muhteşem cümlelerini yazdıklarında, her Amerikalının tevarüs edeceği bir senet imzalıyorlardı. Bu senet, tüm insanların ‘yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı’ gibi devredilemez haklarının garanti altına alındığına dair bir vaatti.

Ama şimdi net olarak görünüyor ki, Amerika, renkli vatandaşları söz konusu olduğunda bu senede karşı olan sorumluluklarını bugüne kadar yerine getirmedi.

Amerika, bu kutsal sorumluluğun hakkını vermek yerine, siyahlara ‘yetersiz nakit’ damgasıyla geri dönen bir çek verdi. Ama biz adalet bankasının iflas ettiğine inanmayı reddediyoruz. Biz, bu ulusun fırsatlar kasasında yeterli nakit bulunmadığına inanmayı reddediyoruz. Bundan dolayı bizlere, talep ettiğimiz adaletin güvenini ve özgürlüğün zenginliklerini verecek bu çeki bozdurmaya geldik. Aynı zamanda bu kutsal yere, Amerika’ya ‘hemen şimdi’nin şiddetli aciliyetini hatırlatmak için geldik. Zaman, bu işi oluruna bırakma ya da yatıştırıcı ‘kademe kademe’ anlayışı hapını alma lüksüyle vakit geçirme zamanı değil. Şimdi zaman, demokrasinin vaatlerini hayata geçirme zamanı!

Şimdi zaman, karanlık ve ıssız ayrımcılık vadisinden kalkıp güneşin aydınlattığı ırksal adalet patikasına koyulma zamanı!

Şimdi zaman, ulusumuzu ırksal adaletsizliğin bataklığından kardeşliğin sağlam zeminine kaldırma zamanı!

Şimdi zaman, adaleti, Tanrı’nın tüm kulları için gerçekleştirme zamanı!

An’ın aciliyetini hafife almak, ulus için ölümcül olacaktır. Siyahların haklı memnuniyetsizliğinin bunaltıcı sıcağı, adalet ve eşitliğin canlandırıcı sonbaharı gelene kadar geçmeyecektir.

1963, bir son değil, bir başlangıçtır. Siyahların biraz sakinleşmeye ihtiyacı olduğunu ve şimdi memnun olacaklarını düşünenler, ulusun her zaman olduğu gibi işine gücüne dönmesi durumunda, nahoş bir şekilde bu rüyadan uyanacaklar. Siyahlara vatandaşlık hakkı verilene kadar Amerika’da dinginlik ve sükunet olmayacak. Ayaklanmanın fırtınası, adaletin ışıltılı günü gelene kadar ulusumuzun temellerini sarsmaya devam edecek. Ama adalet sarayına giden kritik eşikte duran yoldaşlarıma söylemem gereken bir şey var: Barışçıl konumumuzu kazanma sürecinde ilerlerken, kanunsuz işlerin sorumlusu olmayalım. Özgürlüğe duyduğumuz susuzluğu, şiddet ve öfke kadehinden içerek gidermeye çalışmayalım. Mücadelemizi daima asalet ve disiplin düzleminde götürmeliyiz. Yaratıcı protestomuzun, fizikî şiddete doğru dejenere olmasına izin vermemeliyiz. Bir daha ve bir daha, fiziksel güce ruh gücüyle karşı koymanın yüksek onurunu yaşamalıyız.

Bugün buradaki varlıklarıyla da kanıtlandığı üzere, beyaz dostlarımızın çoğu, kaderlerinin bizim kaderimizle bağlantılı olduğunu idrak etmiş oldukları için, siyah toplumu saran o yeni kavgacılık ruhu, bizi tüm beyazlara karşı güvensizliğe sürüklememeli. Onlar da özgürlüklerinin etle tırnak gibi bizim özgürlüğümüze bağlı olduğunu anladılar.

Yalnız yürüyemeyiz. Ve yürürken de, daima ilerleyeceğimize dair söz vermeliyiz. Geri dönemeyiz.

Sivil hak âşıklarına ‘Ne zaman tatmin olacaksınız?’ diye soranlar var.

Siyahlar dile getirilmesi bile güç polis vahşetinin kurbanı olmaya devam ettiği sürece, asla tatmin olamayız. Seyahat etmenin yorgunluğundan ağırlaşmış bedenlerimiz şehirlerin otellerinde ve otoyol kenarlarındaki motellerde konaklayamadığı sürece asla tatmin olamayız. Siyahların tek devridaimi, küçük bir gettodan büyük olanına geçmek olduğu sürece asla tatmin olamayız. Çocuklarımız, ‘Sadece beyazlar için’ yazan uyarılarla benliklerinden mahrum bırakıldığı, asaletleri gasp edildiği sürece asla tatmin olamayız.

Missisippi’deki siyah adam oy veremediği, New York’taki siyah adam oy verecek bir şeyi olmadığına inandığı müddetçe memnun olamayız ve olmayacağız da. Hayır, hayır, memnun değiliz ve adalet sular seller gibi akmadığı, doğruluk bir şelale gibi gürlemediği sürece memnun olmayacağız. Bazılarınızın buraya dehşetli yargılamaların ve musibetlerin ardından gelmiş olduğunu göz ardı ediyor değilim. Bazılarınız, daracık hücrelerinden çıkarak geldi. Bazılarınız, özgürlük talepleriniz sonucu yargı sağanakları tarafından hırpalandığınız, polis şiddetinin rüzgârları ile sendelediğiniz yerlerden geldiniz. Yaratıcı zulüm yöntemlerinin kurbanı oldunuz. Hak edilmemiş zulmün kurtuluşa götürdüğü inancıyla yolunuza devam edin. Mississippi’ye dönün, Alabama’ya dönün, Güney Carolina’ya dönün, Georgia’ya dönün, Louisiana’ya dönün, bir şekilde bu durumun değişebileceğini ve değişeceğini bilerek kuzey şehirlerinin kenar mahallelerine ve gettolarına dönün. Gelin, ümitsizlik çukuruna düşmeyelim.

An’ın getirdiği hayal kırıklıklarına ve zorluklara rağmen, sizlere sesleniyorum arkadaşlarım!

Tüm bunlarla birlikte bir rüya görüyorum. Bu, köklerini Amerikan rüyası içinde bulan bir rüya. Bir rüya görüyorum; bir gün bu ulus ayağa kalkacak ve sorgusuz sualsiz kabullendiğimiz tüm insanların eşit yaratıldığı gerçeğini tam anlamıyla sonuna kadar hayata geçirecek! Bir rüya görüyorum; bir gün Georgia’nın kızıl tepelerinde eski kölelerin ve eski köle sahiplerinin çocukları, bir kardeşlik masasının etrafında birlikte oturabilecekler! Bir rüya görüyorum; bir çöl şehri olan, adaletsizliğin ve baskının ısısıyla yanıp kavrulan Mississippi eyaleti bile, bir gün bir adalet ve özgürlük vahasına dönüşecek! Bir rüya görüyorum; bir gün dört ufak çocuğum, derilerinin rengiyle değil, karakterleriyle değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar. Bugün bir rüya görüyorum! Bir rüya görüyorum; bir gün, dudaklarından sürekli ‘tecrit’ ve ‘yasaklama’ kelimeleri dökülen valisi ve acımasız ırkçılarıyla Alabama’da; işte o Alabama’da küçük siyah erkek çocukları ile küçük siyah kız çocukları, küçük beyaz erkek çocukları ve küçük beyaz kız çocuklarıyla kardeşçe el ele tutuşabilecekler. Bugün bir rüya görüyorum! Bir rüya görüyorum; bir gün her vadi yükselecek, her tepe ve dağ alçalacak, girintili çıkıntılı yerler dümdüz olacak, eğri büğrü yerler dosdoğru olacak, Tanrı’nın ihtişamı kendisini gösterecek ve tüm nefsler bunu hep beraber görecek!

Bu bizim ümidimiz. Bu güneye beraberimizde götüreceğimiz inancımız. Bu inançla ümitsizlik dağından bir ümit taşı yontacağız. Bu inançla ulusumuzun ahenksiz akordunu güzel bir kardeşlik senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inançla, bir gün özgür olacağımızı bilerek, birlikte çalışabileceğiz, birlikte dua edebileceğiz, birlikte mücadele edebileceğiz, birlikte hapse girebileceğiz, özgürlük için birlikte ayağa kalkabileceğiz. O gün, o gün, Tanrı’nın tüm kullarının yeni bir anlayışla şarkı söyleyecekleri gün olacak.

‘Ülkem, ülkem Özgürlüğün güzel yurdu seni söylüyorum. Babalarımızın öldüğü, Hacıların gururu ülkem Her bir dağından özgürlük çınlasın!’

Ve Amerika bir gün büyük bir ülke olacaksa, bu gerçekleşmeli. O halde New Hampshire’ın görkemli tepeciklerinden çınlasın özgürlük!

Bırakın, New York’un yüce dağlarından çınlasın özgürlük! Bırakın, Pennsylvania’nın yüksek Allegheny Dağları’ndan çınlasın özgürlük!

Bırakın, Colorado’nun karla kaplı zirvelerinden çınlasın özgürlük!

Bırakın, California’nın olağanüstü doruklarından çınlasın özgürlük!

Ama bu kadar yetmez. Bırakın, Georgia’nın Stone Dağı’ndan çınlasın özgürlük! Bırakın, Tennessee’nin Lookout Dağı’ndan çınlasın özgürlük!

Bırakın, Mississippi’nin her bir tepesinden ve kubbesinden, her bir dağından çınlasın özgürlük. Bırakın çınlasın!

Ve bu gerçekleştiğinde, özgürlüğün çınlamasına izin verdiğimizde, her bir köyde ve kasabada, her eyalette ve şehirde çınlamasına izin verdiğimizde; Tanrı’nın tüm kullarının, siyahların ve beyazların, Yahudilerin ve ateistlerin, Protestanların ve Katoliklerin el ele tutuşup siyahların o eski ilahisini;

‘Nihayet özgürüz, nihayet özgür!

Tanrım sana şükürler olsun en sonunda özgürüz!’ ilahisini söyleyebilecekleri günün gelmesini çabuklaştırabileceğiz.”

28 Ağustos 1963

Yorumlar
Anastasiadis, Türkler'i tehdit etti!
Başörtülü kadına çirkin saldırı: 'AK Parti'nin köpeğisin, kapalısın diye namuslu musun?'
Medyascope'u fonlayan vakfın başkanı TSK'nın gizli bilgilerini ABD için istemiş!
Ruşen Çakır'ın 2005 yılında yaptığı haber, başına geldi!
Yunanistan’da aşı karşıtları polisle karşı karşıya geldi
'Çocuk haczi ve genç evlilik sorununa karşı 4 maymunu oynamayın'
Arab News'İN makalesi gündem oldu! KKTC'yi 5 ülke tanımak üzere
Bahçeli'den flaş 'Lozan' çıkışı: "Bu konu açılmamak üzere kapanmıştır"
Ayasofya Camii'nin ibadete açılışının birinci yılı geride kaldı!
Başkan Erdoğan'dan 'Ayasofya' mesajı! "Kıyamete kadar eksik olmayacak"
Namaz Vakitleri
İmsak --:--
Güneş --:--
Öğle --:--
İkindi --:--
Akşam --:--
Yatsı --:--
Anket Tümü

Aşı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ankete Katıl

Gelişmelerden Haberdar Olun

@