Maximilien Robespierre'nin Fransız ihtilalindeki o cesur konuşması!

Fransız İhtilali'nde Maximilien Robespierre'nin Ulusal Konvansiyon’da yaptığı o tarihi konuşma ve sonrasında giyotine gönderilmesiyle sonuçlanmıştır. İşte o tarihi konuşması...

Tarih 29.01.2020 - 16:56 29.01.2020 - 16:56 Bülent Deniz

“Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi!”

“Ben bir cumhuriyetçiyim, evet, eşitlik ilkelerini ve anayasanın halka sağladığı kutsal hakların işlemesini savunuyorum.

Kime karşı? Anayasayı kendi çıkarlarına alet etmek isteyen entrikacıların tehlikeli sistemlerine karşı...

Devletlerin anayasaları halk için yapılır. Halkı hiçe sayan bütün anayasalar, insanlığa karşı girişilen komplolardan başka bir şey değildir.”

Robespierre de ihtilalin beşinci yılında 1794’te Ulusal Konvansiyon’da yaptığı konuşmadan sonra giyotine gönderilmiştir. Robespierre son konuşmasında Jakoben sloganı ‘Anlaşmaktansa batalım’ı bir kez daha haykırır.

 Herkesi ihtilalin düşmanı görerek estirilen terörde Robespierre’in akıbetinden de anlaşılacağı üzere ihtilalin çocukları birbirlerinin katili olmuştur.

Robespierre, 26 Temmuz 1794’te şöyle haykırır:

“Bir yığın ahlaksızlığın, ihtilalin seliyle birlikte yurttaşlık erdemlerini de paldır küldür önüne katarak gittiğini gördüğümde, gelecek nesillerin gözünde, insanlığın samimî savunucularının arasına karışmış bu sapkın insanların civarında bulunmuş olmaktan dolayı lekelenmiş addedilmek kaygısı duyuyorum. Rakip hizipler, yaptıklarıyla tüm ahlaksızlıkları serbest bıraktılar. Onlar için tek mesele, ülkenin özgürlüğünü ve gelişimini sağlamaktan ziyade ülkeyi savaş ganimeti gibi taksim etmekten ibaretti.

Yine de minnettarım... Bu planlarına karşı çıkan her şeye karşı onları harekete geçiren öfkeleri, sağduyulu insanlarla aralarındaki farkı açık bir şekilde ortaya koydu. Eğer Verres ve Catilines suçlamalarımdan dolayı kellemi kürsüde teşhir edecek kadar suç kariyerlerinde mesafe kat etmiş olduklarına inanıyorlarsa, şu andan itibaren halkıma bu zalimleri çok müşkül durumda bırakacak bir vasiyetim olacak...

Halkıma ölümü vasiyet ediyorum! Bu tiranlar birliği için bir insanı yenmenin ne kadar kolay olduğunun idrakindeyim fakat aynı zamanda insanlık hedeflerini savunurken ölebilecek birinin vazifelerinin de bilincindeyim. Özgürlük yanlılarının, tarih boyunca kötü talih ve iftiraların üstesinden geldiklerini görüyorum. Çok değil kısa bir zaman sonra onlara zulmedenler de ölümü tadıyorlar. İyiler ve kötüler, tiranlar ve özgürlüğün kardeşleri farklı şartlar altında da olsa bir gün bu dünyadan ayrılacaklar. Halkım! Düşmanların meşum bir dalaletle, erdeminize olan güveninizi sarsmasına ve ruhlarınızın rütbelerini indirmesine izin vermeyin.

Hayır Chaunette... Hayır Fouchet... Ölüm sonsuz bir uyku değil.

Vatandaşlarım!

Tüm doğanın üzerine bir matem tülü örten ve ölüme hakaretler savuran sözleri, yaratıcıya karşı saygısız sözleri mezar taşlarının üzerinden silin, yerine de ‘Ölüm ölümsüzlüğün başlangıcıdır’ sözlerini kazıyın.

Halkım!

Eğer cumhuriyette adalet, mutlak hakimiyetle hüküm sürmüyorsa ve bu sözcük, eşitlik ve vatan sevgisi manalarını içermiyorsa bilin ki özgürlük nafile bir tabirden başka bir şey değildir.

Halkım! Korkutulmuş insanlarım!

Pohpohlanan ama hor da görülen, egemen ilan edilen ama köle gibi davranılan halkım!

Unutmayın, adaletin hüküm sürmediği her yerde hakim güçlerin hırsları hüküm sürer, insanlar ise sadece zincirlerini değiştirmiş olurlar, kaderlerini değil... Aranızda erdeme karşı mücadele eden bir takım hilekârların olduğunu hep hatırlayın ve bu düzenbazların sizin kendi meseleleriniz üzerinde ne denli etkili olduklarını da... Bunlar öyle ahlaksız bir güruh ki sizleri tedhiş eden ama aynı zamanda pohpohlayan, iyi vatandaşlık nezdinde de haklarınızı yasaklayan insanlar... Ve unutmayın, düşmanlarınız sizlerin mutluluğu için bu bir avuç hilekârdan kurtulmak yerine, sizleri toplum refahına tek engel teşkil eden şerli bir avuç insana feda etmeye niyetli...

O halde bilin ki toplumun haklarını ve değerlerini savunmaya kalkanlar, bu hilekârlar tarafından örselenecek, haklarına yasak konacak, aynı zamanda hürriyet yanlıları da vazifelerinin ve kara çalmaların arasında bırakılacak. Vatana ihanetten suçlanmazlarsa hırslı ve art niyetli olmakla suçlanacaklar. Dürüstlüğün ve erdemin etkisi, tiranlık ve birtakım hiziplerin zorbalığıyla karşılaştırılıp aynı kefeye konacak. Kendinize olan güveniniz ve itibarınızsa haklarınıza yasak konması için birer sertifika hükmünde olacak. Bastırılmış vatanseverliğin haykırışları isyana teşvik sayılacak. Zulümlerini iyice örgütleyinceye kadar toplum içinde size saldırmaya cüret edemeyeceklerinden tüm iyi vatandaşlar nezdinde şahsınızın haklarına yasak konacak. Bizlere karşı silahlanan bu tiran imparatorluğunun vaziyeti işte budur. Satılmış ve onlara hizmete meyyal birkaç adamın üzerlerindeki etkisi işte budur. Bu alçaklar halkı ele verme işini kanun zoruyla bizlere empoze etmeye çalışıyorlar, diktatör olarak çağrılmak da cabası...

Bu kanuna nasıl tarafgir oluruz?

Hayır, mazlumlar olmayı da göze alarak insanımızı savunalım. Biz erdemimizle darağacına gidelim, onlar ise işledikleri suçlarla...

Her şey yolunda diyebilir miyiz? Yanlış olanı mı yapalım?

Bu durumda ülkeyi felakete sürükler, mahvederiz. Onların gizli suîistimallerini açığa vuralım. Vatan hainlerini deşifre edelim. Birtakım güçlerin düzenini bozduğumuz, onların zararına nüfuz sahibi olmaya çalıştığımız söylenecek.

Peki ne yapacağız? Görevimizi! Gerçekleri söylemek isteyen ve bunun için ölüme razı olan birine ne tür bir itiraz yapılabilir ki?

O halde toplumun özgürlüğüne karşı bir komplonun varolduğunu haykıralım; gücünün, Konvansiyon’un bağrına çöreklenmiş suçlu bir koalisyona bağlı olduğunu da... Bu koalisyonun Güvenlik Komitesi’nde ve yine kendilerinin kontrol ettiği komitenin bürolarında da suç ortakları var. Cumhuriyet düşmanları bu komiteye muhalif ve Halk Kurtuluş Komitesi adı altında bir komiteyle iki hükümet oluşturmuş durumdalar. Halk Kurtuluş Komitesi üyeleri de bu fesat düzenine dahil. Koalisyon tüm vatanseverleri ve vatanımızı felakete sürükleme denemeleriyle meşgul.

Peki bu şerre çare nedir?

Hainleri cezalandırmak, Güvenlik Komitesi’nin bürolarını yeniden düzenlemek, komiteyi tasfiye edip Halk Kurtuluş Komitesi’nin emri altına sokmak, hatta Halk Kurtuluş Komitesi’nin de tasfiyesini sağlayıp hükümetin birliğini Ulusal Konvansiyon’un mutlak hakimiyeti altında yeniden teşkil etmek. Diğer bir deyişle merkezî hakimiyeti sağlamak, böylece onların yıkıntılarının üzerine adalet ve özgürlüğü yeniden inşa için ulusal otoritenin ağırlığıyla tüm hizipleri ezmek...

Bunlar benim fikirlerim, art niyetli olarak yaftalanmadan bu fikirleri savunmam mümkün değil. Bu fikirler ve prensipler yasaklı... Şu an için tiranlık hüküm sürmekte...

Fakat sessiz kalmayacağım. Doğru yolda olan ve ülkesi için nasıl ölmesi gerektiğini bilen bir insana ne tür bir itiraz yapılabilir ki?

Ben zulme karşı savaşmak üzere yaratıldım, onu yönetmek için değil. Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi... Bu düzenbaz sürüsü bu ülkede hüküm sürdükçe özgürlüğün savunucuları kanun kaçağı sayılmaya devam edilecek.”

26 Temmuz 1794

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@