Değerli kardeşlerim,
Bir şehir düşünün…
Müzeleriyle övünülen, hukukun üstünlüğüyle ders verilen, “medeniyetin beşiği” diye pazarlanan bir başkent: Londra.
Ve o şehirden gelen tek cümle:
“Telefonunuz onların bir numaralı hedefi. Pasaport gibi koruyun.”
Bu söz, CNN Türk Dış Haberler Muhabiri Elif Nur Acar’ın, İngiltere’de içerik üreticisi Diego Galdino ile yaptığı röportajdan. Bu, sıradan bir güvenlik uyarısı değil; bir çağın fotoğrafı.
Galdino 20 yıldır Londra’da yaşıyor. Söyledikleri ürkütücü ama gerçek:
Turistler sık sık hedefte. Çalınan bazen çanta, bazen telefon, bazen kamera…
Ama her seferinde çalınan asıl şey şudur: İnsanın güven duygusu.
Çünkü kayıp, cihazla bitmiyor.
Telefon gidince fotoğraflar gidiyor, kartlar gidiyor, hesaplar gidiyor…
Bazen pasaport işleri kilitleniyor; insan ülkesine dönemiyor, parasız kalıyor, ortada kalıyor.
Bu yüzden Galdino’nun şu cümlesi çok çarpıcı:
“Çalınan eşyanın değeri buzdağının görünen kısmı.”
Bir turist için telefonun parası belki çıkar.
Ama içindeki aile fotoğrafları, kimlik doğrulamalar, banka erişimleri…
Asıl yıkım burada.
Pandemiden sonra sokaklarda 12–13 yaşında çocukların çeteleştiğine dair anlatılar çoğaldı.
Motosikletle yanaşıp telefonu kapıp gidiyorlar.
Bazı yerlerde lüks araçların önü kesiliyor, camına çekiç iniyor.
Ve insanın içini yakan taraf şu: Bunlar artık istisna değil; rutinleşiyor.
Biz ne yapıyoruz?
İngiltere’ye gidecek bir yakınımız olunca ilk cümlelerimiz şunlar:
“Abi aman telefonuna dikkat et.”
“Çantanı sakın bırakma.”
“Pasaportunu otelde kasaya koy.”
Ne zaman bu cümleler, medeniyet vitrininin özeti oldu?
Bir ülke düşünün…
Demokrasi dersi verir, insan hakları dersi verir, hukuk dersi verir…
Ama sokaklarında turist “av” gibi izlenir; insanlar telefonu iki eliyle tutarak yürür.
Bu sadece İngiltere’nin meselesi de değil.
Amerika’da da manzara parlak değil. Büyük şehirlerde evsizlik artıyor, şiddet haberleri sıradanlaşıyor.
Dünyaya düzen ve hukuk dersi veren merkezlerde insan hayatı bu kadar ucuzluyorsa; sorun sadece güvenlik değildir…
Vicdandır.
Toplum çözülüyor. Aile dağılıyor. Otorite zayıflıyor. Suç yaşı küçülüyor.
Ve bütün bu tablo, turistin cebindeki bir telefonda düğümleniyor.
Eskiden “Londra güvenlidir” denirdi. Bugün “telefonunu çıkarma” deniyor.
Bir de işin görünmeyen yüzü var
Yıllardır terörle İslam coğrafyasını kan gölüne çeviren, Afrika’nın zenginliklerini sömüren, milyonları yerinden eden bir sistem…
Elbette bunun bir bedeli olacaktı.
Adaletsizlik sadece mazlum coğrafyalarda kalmaz; dalga dalga merkeze döner.
Bugün Londra sokaklarında büyüyen öfke, güvensizlik ve suç; Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Afrika’da ekilen tohumların gecikmiş mahsulüdür.
Terörün Avrupa’ya dönen faturası
Son dönemde “terörsüz Türkiye, terörsüz bölge” hedefi doğrultusunda atılan adımlar ve Suriye hükümetinin YPG/SDG yapılanmasını ülke dışına itmeye yönelik hamleleri, başka bir gerçeği daha görünür kıldı.
Yıllardır bu yapılara kapılarını açan, himaye eden, “sivil toplum” süsü vererek meşrulaştıran Avrupa ülkeleri; bugün Paris’te, Berlin’de, Brüksel’de, Stockholm’de sokakların altüst edildiği gösterilerle yüzleşiyor.
PKK’sı, YPG’si, PYD’si… Adı ne olursa olsun, terörü besleyen herkes şunu görüyor:
“Ateşi başkasının evine taşıyanlar, bir gün dumanın kendi salonuna dolmasına engel olamıyor.”
Batı, teröre verdiği desteğin faturasını da kendi meydanlarında, kendi caddelerinde, kendi güvenlik krizleriyle ödüyor.
Çünkü medeniyet sadece binalarla, müzelerle, finans merkezleriyle ayakta durmaz.
İnsana güven vermeyen bir şehir, dünyaya da güven veremez.
Ez cümle:
İngiltere’ye gidecek olana dostlarımıza artık pasaporttan önce şunu hatırlatıyoruz:
Telefonunu pasaport gibi koru. Çantanı kaderine bırakma.
Çünkü medeniyet broşürlerde güzel duruyor…
Ama sokakta insan kendini güvende hissetmiyorsa, gerisi vitrindir.
Selam ve dua ile…