Bu okuduklarınız sadece Tel Aviv ve Tahran’da değil tüm dünyada bomba etkisine yol açabilecek değerde olduğu gibi ezber bozacak kadar önemlidir. Bilgi kaynağım; istihbarat raporlarının servis edildiği İsrail medyasıdır. Bu nedenle İranlı yetkililer, bu tür haberleri yalanlamayı sürdürebilir ve hep yaptıkları gibi, Siyonist İsrail rejiminin propagandası olarak nitelendirebilir. 

Ancak bu tür yalanlama daha önce de İran’ın dini lideri Ayetullah Humeyni’nin sağlığında “İrangate” skandalında da yaşanmıştı. Biraz İran Devrim tarihi çalışalım…

Irak ve İran savaşının sürdüğü yıllarda 1986'da patlak veren ‘Irangate’ skandalı, dünya kamuoyun' da büyük bir şaşkınlık yaratmıştı. ABD  yönetiminin İran’a, İsrail aracılığı ile gizlice silah satması ve sattığı silahların parası ile  Nikaragua’daki contralara yani komünist rejime karşı faaliyet gösteren gerillalara destek sağladığı ortaya çıkmıştı.

O dönemde İran dini lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni hayattaydı ve ‘büyük şeytan’ olarak nitelediği Amerika ile görüşülmesine onay vermişti. Daha da ilginci Siyonist rejim olarak nitelendirilen İsrail’in arabulucu olmasıydı. İran-Irak savaşı sırasında ‘İrangate skandalı’ patlak verdiğinden bu güne, zaman zaman adı geçen iki ülkenin gizli dayanışma içinde olduğu ortaya çıktı. İran sempatizanlarına garip görünse de bu iki düşman ülke daha önce Irak ve Afganistan krizlerinde de işbirliğinde bulunmuşlardı.

Bu iki rakip ülkenin istihbarat örgütlerini bir araya getiren Türk tarafının ise her iki muhatap taraf açıklama yapmadıkça suskunluğunu devam ettireceği aşikârdır.

Öncelikle; “Türkiye, neden; Milli İstihbarat Teşkilatı’nın koordinatörlüğünde İran ve İsrail gizli servis yöneticilerini İstanbul’da buluşturdu?” sorusuna cevap aramak gerekiyor.

MİT bu gücü nereden buluyor?

İran ve İsrail gibi iki düşman ülke, nasıl oluyor da kapalı kapılar ardında görüşmek ihtiyacı duyuyor?

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın operasyonel gücü!..
Son yıllarda MİT mensupları Suriye, Sudan, Somali Etiyopya, Kosova, Bosna Hersek, Irak, Libya, Dağlık Karabağ, Azerbaycan, Afganistan, Latin Amerika, Kazakistan ve Ukrayna'da önemli roller üstlenerek bu ülkelerin bazılarında Türk Ordusunun operasyonlarına zemin hazırladı. Eskilerin deyimiyle yedi iklim beş kıtada faaliyetlerini aksatmadan başarı ile gerçekleştiren Milli İstihbarat Teşkilatı ve diğer unsurlar, Cihanşümul Kadim Türk Devleti’nin ağırlığını küresel ölçekte hissettirmektedir.

Nitekim Türk askeri diplomasisi, Türk Dışişleri Bakanlığı kanalları haricinde Türk İstihbarat teşkilatı, son zamanlarda kendi gerekçeleriyle bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmeye çalışıyor. MİT, bir kez daha Mısır, Suudi Arabistan, BAE, İran ve İsrail ile ilişkileri onarmak için hassas ve gizli görüşmelere öncülük etmede aracı olarak ortaya çıktı ve istihbarat diplomasisi ile Türk devletinde artık yadsınamaz yeni ve önemli rolünü gösterdi. Hiç şüphesiz bu misyon ve vizyonun mimarı MİT Başkanı Dr. Hakan Fidan.

MİT, İsrail ve İran gizli servislerinin reelpolitik yaklaşımlarını iyi okudu…

Nitekim Türk askeri diplomasisi, Türk Dışişleri Bakanlığı kanalları haricinde Türk İstihbarat teşkilatı, son zamanlarda kendi gerekçeleriyle bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmeye çalışıyor. MİT, bir kez daha Mısır, Suudi Arabistan, BAE, İran ve İsrail ile ilişkileri onarmak için hassas ve gizli görüşmelere öncülük etmede aracı olarak ortaya çıktı ve istihbarat diplomasisi ile Türk devletinde artık yadsınamaz yeni ve önemli rolünü gösterdi. Hiç şüphesiz bu misyon ve vizyonun mimarı MİT Başkanı Dr. Hakan Fidan.

MİT, İsrail ve İran gizli servislerinin reelpolitik yaklaşımlarını iyi okudu…

Ancak MOSSAD Direktörü David Barnea, askeri istihbarat AMAN Başkanı Aharon Haliva kadar iyimserliğe kapılmıyor. Genelkurmay Başkanı Korgeneral Aviv Kohavi ile bu konuda aynı çizgideler. Her iki isme göre; “2015 Ortak Kapsamlı Eylem Planı”na (JCPOA) benzer bir anlaşma olmamalı. JCPOA'nın tehlikeli olduğuna ve İsrail Ordusunu gerekirse, nükleer programını durdurmak için İran'a saldırmak için yeni operasyonel planlar hazırlamak gerektiğine inanıyorlar. Kohavi'nin İran konusundaki tutumunun, Viyana'da müzakere edilen anlaşmanın sadece İsrail için değil tüm dünya için felaket olduğuna inanan Mossad Direktörü David Barnea'nınkine daha yakın olduğu söyleniyor.

MOSSAD; askeri istihbarat başkanı Haliva'nın taktiğinin yakın gelecekte zaman kazanabileceğini, ancak uzun vadede kaybedeceğini öngörüyor. İran ile yapılacak bir anlaşma, İsrail için İran'ın nükleer programını ilerletemeyeceği iki buçuk yıllık bir sessizliği “en fazla” satın alabilir.  Türkçesi; İsrail'e toparlanması ve güç kazanması için az bir süre  kazandırabilir.

Mossad, 2025 yılına kadar Tahran'ın planlarını daha da hızlandıracağına ve herhangi bir gözetim olmaksızın uranyumu istediği seviyeye kadar zenginleştireceğine inanıyor.

MOSSAD bu nedenle İran’ın sadece "dokunaçlarını" değil İran'daki “ahtapotun başı”nı hedef alan "yeni bir savunma stratejisi" uyguladı. İran içerisindeki ağırlık merkezlerini hedef alan harekâtları gerçekleştirdiler. Bu kapsamda 2020 yılı ile başlayan yeni süreçte İran içerisinde  sabotaj, suikast ve siber saldırıların 'Ahtapot Doktrini’ ekseninde değerlendirilmesi gerekiyor. Nitekim İran’daki son suikast eylemlerinden sonra açıklama yapan İsrail Başbakanı Natali Bennett “Artık ahtapotun kollarıyla değil başıyla oynuyoruz” demişti.

İran, şu anda önemli ekonomik zorluklarla karşı karşıya. İsrail, krizin devamını çıkarları açısından istiyor.  Çünkü diyorlar, Batının İran'a uygulanan ekonomik yaptırımları kaldırmasıyla, İran nükleer ve balistik füze programları üzerindeki çalışmaları hızlandırabilecek, bölgesel hegemonya planlarını ilerletebilecek ve vekillerinin Ortadoğu'da İsrail'e karşı saldırılar düzenlemeleri için daha fazla fon sağlayabilecekti.

Devrim Muhafızları istihbarat teşkilatının eski başkanı sarıklı olan  Hüseyin Tayeb  ve yeni  başkanı  askeri üniformalı  Muhammed Kazemi-

Analistler, Tayeb'in görevden alınmasının Devrim Muhafızları içindeki bir iç güç mücadelesi ile bağlantılı göründüğünü ve son aylarda İran’a karşı gölge savaşını yoğunlaştıran İsrail'in, İran güvenlik aygıtına olası sızmasına ilişkin artan endişelerle bağlantılı göründüğünü söylüyorlar. Bu ifadelerle, iç çatışmanın bir resmi çiziliyor.

İran'ın iç değişikliklerden geçtiği algısı önemlidir. İç anlaşmazlıklar sadece istihbarat hatalarını değil, aynı zamanda örgütün başarısız olarak algılananları ortadan kaldırmaya çalışma şeklini de ortaya koyuyor.

Atananlardan bazıları, kariyerlerini gölgede geçirmiş olsalar bile, değişiklikler tamamen gizli değil. Genel olarak, bir güç mücadelesinin, bir neslin diğerine devrinin veya sadece rejimin bazı kilit görevlilerini değiştiren profesyonel ihtiyaçlarının bir parçası olarak görülebilir.

İran istihbaratında Yahudi casuslar mevcut...
Sadece Tahran'da 8 bin 500 kişilik Yahudi cemaati var ve cemaatin lideri Hümayun Samiyah Necef Ebadi’nin, yönetimle arası gayet iyi. Hatta İranlı yöneticilerin katılımıyla 20 Ocak 2015’te  Irak’la savaşta ölen İran Yahudilerinin anısına anıt açılmıştı.  Yahudi mezarlığına yerleştirilen ve etrafı İran bayraklarıyla donatılan büyük taş blokun bir yüzüne Yahudilerin en eski sembollerinden Yedi Kollu Şamdan çizildi, ölen Yahudilerin isimleri yazıldı ve  Farsça  ve İbranice “şehit” ibaresi konuldu. İran istihbaratının personeli arasında hatırı sayılır İran Yahudisi mevcut. İran kökenliler  İsrail  yönetiminde de oldukça etkin.

Mesela  İsrail’in 8. Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, İran’ın Yezd şehrinde doğmuş, ailesi onu Tahran’a getirmiş, 1951  Haziran’ında 5 yaşındayken İsrail’e göç etmiş, anadili   seviyesinde Farsça  konuşabiliyordu. Şah döneminde, İran, İsrail'e petrol sağlarken, MOSSAD, SAVAK  ajanlarını eğitti  ve İsrail, İran'a silah ve ilgili alanlarda servis sağladı. Aynı şekilde İran, 1973 Arap- İsrail Savaşı’nda da, İsrail aleyhine petrol boykotuna katılmadı.

İsrail ajanları, İran'da ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor...
İsrail eski başbakanı Binyamin Netanyahu,  nükleer programını kontrol etmek için ajanlarının 'belirli aralıklarla' İran'a gittiğini söylemesi aslında malumun ilanıydı. Bu ifadeden anlaşıldığı gibi, MOSSAD, İran'da kendisini İsrail'de sanıyor ama  İran'a  bakılırsa onlara göz açtırmıyorlar. Geçtiğimiz yıllarda, İran istihbarat bakanı Mahmud Alavi, güvenlik güçlerinin İran hükümetinin farklı kurumlarında çalışan 'onlarca yabancı ajanı' tutukladığını açıklamıştı.

İsrailli bakan, İran casusu çıktı? 
İsrail’in eski Enerji ve Altyapı Bakanı Gonen Segev, İran’a casusluk yaptığı gerekçesi ile tutuklanmıştı.

İran tarafında durum…
İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun üst  düzey subayları birer birer sahneden çekiliyor. Rejim Gobelslerinin şehit kervanına dahil ettikleri görevliler, aslında rejim içindeki çatışmanın kurbanları ve tasfiye  ediliyorlar. Kimileri buna “ev içi temizlik”, daha da ileri gidenler ise “bağırsak temizliği” diyorlar.

İran dini liderine bağlı olanlarla siyasi iradenin temsil edildiği Cumhurbaşkanına tabi olanların rekabeti, bir dizi siyasi cinayetlerle sonuçlanıyor.

Sonuçta Pasdaran/Devrim Muhafızları şimdi, rekabetlerin veya bir iç darbenin parçası olabilecek ya da sadece eskilerden kurtulma ve yeniyi getirme ihtiyacı olabilecek bir mini tasfiyede kendi iktidarını deviriyor. Tıpkı kuyruğunu yutmaya çalışan yılan gibi. Yılanlar kendi kuyruklarını yiyebiliyor. Başka yılanları yiyen kral yılanı ya da sıçan yılanı bazen kendi kuyruklarını başka bir yılan sanıp yutmaya çalışabiliyor. İran’daki sendrom bu olabilir. Bu değişimin işaret fişeği, efsane (!) “Kudüs Ordusu Komutanı” Kasım Süleymani'nin öldürülmesiydi.

Devrim Muhafızları 23 Haziran'da sürpriz bir hamleyle  DMO istihbarat başkanı Hüseyin Tayeb'i stratejik görevinden aldığını duyurdu. DMO'nun istihbarat aygıtındaki bu büyük sarsıntı, İran'da sabotaj ve siber saldırılar, suikastlar ve Devrim Muhafızları mensuplarının yanı sıra bilim adamları ve mühendislerin gizemli cinayetleri de dahil olmak üzere son zamanlarda dizi olaydan sonra meydana geldi. İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in uzun zamandır tercih edilen bir öğrencisi olan Tayeb, güvenlik teşkilatında korkunç bir oyuncuydu. 

İsrail’in yurtiçi gizli servisi Şin Bet, İsrail'in eski Enerji ve Altyapı Bakanı Gonen Segev'in 1992-1995 yılları arasında Enerji ve Altyapı Bakanlığı görevini yürüttüğünü,  İran gizli servisine İsrail enerji pazarı ve güvenliği ile alakalı hassas bilgiler aktardığını iddia etmişti. Segev’in çeşitli zamanlarda dünyanın farklı bölgelerinde İran istihbarat ajanları ile bir araya geldiği belirtilmişti. Eski Bakan Gonen Segev, daha önce uyuşturucu kaçakçılığı suçundan tutuklanıp 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Serbest kaldıktan sonra Nijerya’ya yerleşen eski bakan, Gine’ye geçmeye çalışırken Nijerya hükümeti tarafından İsraile  geri gönderilmişti. Segev, kendisine yöneltilen bütün iddiaları reddetmişti.

Türk İstihbaratı bölgenin fotoğrafını nasıl çekiyor?
İran'ın bölgedeki rolünün, yurt dışındaki planları ve ülke içindeki iç güvenliği açısından daha uzun vadeli sonuçları olabilir. Önemli olan, ülkelerin İran rejiminin içeride neler yaptığını yakından izlemesidir. Türk dış politikasındaki değişiklikler, bölgesel istikrarsızlığa katkıda bulunan dış gerilimleri hafifletmeye yardımcı olabilir.

Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa devletleriyle ilişkilerini normalleştirmeye çalıştı. Körfez Ülkeleri başta olmak üzere İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan ile sorunlarını büyük ölçüde çözdü.

Bölgedeki küresel aktörlerden Amerika Birleşik Devletleri, askeri hazırlığı geliştirmeye ve Asya ve Avrupa'da konuşlandırılmak üzere mevcut düşük yoğunluklu, yüksek talepli askeri mevcudiyetinin sayısını artırmaya odaklanmak için Orta Doğu'daki temel hedefleri nasıl daraltacağını inceliyor. Bu kapsamda Washington, daha fazla gücü serbest bırakmak ve hazırlık durumunu iyileştirmeye yönelik, Suriye'nin kuzeybatısında resmi bir ateşkes sağlanması üzerinde anlaşmaya varılması konusunda  bazı temasları uzun süredir yürütüyor.

Rusya Federasyonu’nun gözü 5 aydır neredeyse Ukrayna’dan başka bir yeri görmüyor. Hatta Suriye’de konuşlu bazı kara birliklerini Ukrayna cephesine kaydırdı. Rus birliklerinin boşalttığı yerleşim birimlerine rejim ordusu ve İranlı paramiliter güçler yerleştirildi.

Rusların Suriye’deki tüm askeri varlığı, deniz ve hava üslerinden ibaret.

İran ise Doğu Akdeniz’e inen “Şii Koridoru”nun muhafazasında, Irak ve Suriye’deki askeri ve siyasi ağırlığını korumaya uğraşıyor. Suriye ve Irak’ta görevli “Kudüs Ordusu”nun tecrübeli generallerini, üst düzey subaylarını her gün bir suikastla kaybediyor. Neredeyse sahada istihdam edebileceği komutan bulmakta zorlanıyor. Gösterdiği tüm çabaya rağmen İran yönetimi; ülkenin içine düştüğü/ düşürüldüğü ağır ekonomik kriz ve ayrılıkçı etnik gruplarla başa çıkmakta çok da başarılı sayılmaz. 

İstanbul buluşmasına giden yol…
İsrail'den Türkiye'ye 16 yılın ardından ilk kez dışişleri bakanı seviyesinde gerçekleşen ziyaret kapsamında İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, resmi temaslarda bulunmak üzere, 23 Haziran 2022’de  Ankara'ya gelmişti. 

Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan’ın İran’ın bölgede dengelenmesi konusunda fikir birliğine varmasının ardından, dengelerin nasıl değişebileceği hususunda değerlendirmede bulunan İran yönetimi; Ankara ile temaslarını güncellemek istedi.

İran Büyükelçiliğinin Türk Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimleri ve taleplerini ele alan Dışişleri Bürokrasisi, İran Dışişleri Bakanının  geliş tarihini ve programını belirledi. 6 Haziran 2022’de Türkiye’ye gelmesi beklenen İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın Ankara'ya yapacağı ziyaretin, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun program saatlerinin uymaması nedeniyle ileri bir tarihe ertelendiği belirtilmişti.

27 Haziran 2022’de İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Dışişleri Bakanlığında görüşmelerde bulundu.

Daha önce Türkiye’nin Suriye’deki terör merkezlerine yönelik askeri operasyonuna şiddetle karşı çıkan İran makamlarının ağız değiştirmesine tüm dünya bu temaslar sırasında tanıklık etti. Türkiye'nin Suriye konusunda dile getirdiği güvenlik endişelerine yönelik Abdullahiyan "Biz Türkiye'nin bu konudaki güvenlik endişelerini çok iyi bir şeklide anlıyoruz. Aynı zamanda özel bir operasyonu gündeme getirmesini de anlıyoruz. Bu konuda değerli meslektaşım Çavuşoğlu ile de detaylı incelemelerde bulunduk, konuşmalar yaptık. Şuna inanıyoruz ki Türk tarafının, Türk arkadaşlarımızın güvenlik endişeleri bir an önce ve kalıcı şekilde giderilmelidir." diye konuştu.

Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı Dr. Hakan Fidan; İran ve İsrail gizli servis başkanları ile önce ayrı ayrı görüşerek, anlayacakları dilden İsrail ve İran arasındaki rekabetin bölgesel barış açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı konusunda ikna etti. İranlı muhatabına suikast ve sabotajları önlemekte yetersiz kaldıklarını anlattı. İsrailli muhatabına da İran’ın dünyanın dört bir tarafında İsrailli sivillere zarar verebileceğini ifade etti.

Başka nelerin görüşüldüğü onların sırrı. Sonuçta MOSSAD Direktörü David Barnea ile Vezarat-e Ettela'at Jomhuri-ye Eslami-ye Iran İRAN İstihbaratından sorumlu İran İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’in görevlendirdiği bürokratlar, İstanbul’da geçtiğimiz günlerde bir araya geldiler ve Türkiye’nin garantörlüğünde el sıkıştılar.

SONUÇ:

Yıllardır aktif şekilde gecesini gündüzüne katarak büyük özveriyle görevini sürdüren, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Dr. Hakan Fidan'ın istihbarat diplomasisi kapsamında gerçekleştirdiği gizli görüşmeler, Cihanşümul Kadim Türk Devleti’nin otoritesini perçinlemiştir. Tüm bu operasyonlar, MİT'in karşı casusluk kapasitesini göstermektedir.

Operasyonlar aynı zamanda MİT'in genç ve nitelikli görevlilerinin yanı sıra üst düzey yöneticilerinin de Türk dış politikasına önemli katkılar sağladığını kanıtlıyor.