Normalleşen Türkiye’den Kimler Rahatsız?

Abone Ol

Değerli kardeşlerim,

Son yıllarda ülkemizde en çok tekrarlanan cümlelerden ve eleştirilerden biri şu oldu.

"Toplumu kutuplaştırdınız..."

Bu cümle zaman zaman o kadar sık tekrar edildi ki, sanki yıllardır bu ülkede herkes eşit şartlarda yaşıyormuş da Ak Parti iktidarından sonra bir ayrışma başlamış gibi algı oluşturulmaya çalışılıyor.

Oysa hakikati görebilmek için bugüne değil, düne bakmak gerekir. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar, başkalarının yazdığı senaryoya mahkum olur.

Şimdi hep birlikte vicdanımıza samimiyetle şu soruları soralım.

Bu ülkeyi gerçekten kim ayrıştırdı?

Kim insanları inancına, kıyafetine, yaşam tarzına göre birbirinden ayırdı?

Kim milyonlarca insanı kendi vatanında "öteki" hissettirdi?

Bu soruların cevabını verebilmek için yakın tarihimize şöyle bir dönüp bakmamız yeterlidir.

Bu ülkede ezan bir dönem Türkçe okutuldu.

Din eğitimi ve Kur'an öğretimi çeşitli dönemlerde ağır kısıtlamalara maruz bırakıldı.

İmam hatip okullarının önü katsayı adaletsizliği ile kesilmeye çalışıldı.

Üniversite kapılarında başörtülü evlatlarımız eğitim hakkından mahrum bırakıldı.

Kamu kurumlarında binlerce hanım kardeşimize, "Ya başını aç ya da mesleğinden vazgeç." denildi.

28 Şubat'ta sadece bir hükümet değil, milyonlarca insanın umutları hedef alındı. İnsanlar inançları sebebiyle fişlendi, görevlerinden uzaklaştırıldı, eğitim haklarından mahrum edildi.

Şimdi tekrar soruyorum.

Gerçekten toplumu kim ayrıştırdı?

İnsanları İnancından dolayı dışlayan anlayış mı?

Yoksa herkesin aynı haklardan yararlanmasını sağlayan anlayış mı?

Bugün etrafımıza bakalım.

Televizyon ekranlarında başı açık hanım kardeşimiz de var, başörtülü hanım kardeşimiz de.

Üniversitelerde aynı sıraları ve aynı amfileri paylaşıyorlar.

Kamu kurumlarında insanlar kıyafetleriyle değil, görevleriyle anılıyor.

Siyasette herkes kendi düşüncesini özgürce ifade edebiliyor.

Muhafazakâr da konuşuyor, milliyetçi de konuşuyor, sosyal demokrat da konuşuyor, liberal de konuşuyor.

İşte normalleşme budur.

Normalleşme, herkesi birbirine benzetmek değildir.

Normalleşme, farklılıklarıyla birlikte herkesin bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşı olarak yaşayabilmesidir.

Hiç şüphesiz merhum Turgut Özal'ın Türkiye'nin demokratikleşmesi adına attığı önemli adımlar olmuştur. Yasakçı anlayışın geriletilmesi konusunda tarihi katkıları inkar edilemez.

Ancak toplumun geniş kesimlerinin günlük hayatında hissedilen büyük normalleşmenin önemli bir bölümü, Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan döneminde gerçekleşen reformlarla daha görünür hale gelmiştir.

Yıllarca kamusal alandan dışlanan insanlar yeniden bu ülkenin asli unsuru olduklarını hissetmiştir.

Başörtüsü üzerindeki yasaklar kaldırıldı.

İmam hatiplerin önündeki engeller kaldırıldı.

Kur'an kursları üzerindeki kısıtlamalar sona erdi.

İnsanlar inançlarıyla kavga etmek yerine, inançlarıyla birlikte bu ülkeye hizmet edebilmenin önünü açan bir iklimle buluştu.

Burada çok önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir.

Hak teslim etmek ayrıcalık değildir.

Adalet sağlamak kutuplaştırmak değildir.

Bir annenin kızını başörtüsüyle üniversiteye gönderebilmesi, başı açık bir annenin kızının hakkını elinden almaz.

Bir çocuğun Kur'an öğrenebilmesi, başka bir çocuğun özgürlüğünü kısıtlamaz.

Tam aksine,

Herkesin kendi kimliğiyle yaşayabildiği ülkeler, gerçek anlamda huzuru yakalamış ülkelerdir.

Aslında bugün Türkiye'nin normalleşmesinden en çok rahatsız olanlar, eski ayrıcalık düzenini özleyen zihniyettir.

Koparılan onca fırtınanın, yükseltilen onca sesin temelinde de biraz bu rahatsızlık yatmaktadır.

Çünkü yıllarca bu ülkenin sadece belli bir kesimini "makbul vatandaş" olarak gören bir anlayış vardı.

Kendi yaşam tarzını merkeze koyuyor, bunun dışında kalan milyonlarca insanı ise kimi zaman görmezden geliyor, kimi zaman da ikinci sınıf vatandaş gibi görüyordu.

Bugün ise Türkiye, bütün eksiklerine rağmen, insanların inançlarıyla, kıyafetleriyle ve fikirleriyle kamusal hayatta daha görünür olabildiği bir noktaya geldi.

İşte bazı çevrelerin hazmetmekte zorlandığı da budur.

Çünkü normalleşme, ayrıcalıkların sona ermesi demektir.

Normalleşme, bir grubun üstünlüğü değil, hukukun önünde herkesin eşit vatandaş olması demektir.

Bugün artık mesele başörtüsü değildir.

Mesele imam hatip de değildir.

Mesele Kur'an kursları da değildir.

Asıl mesele, bu ülkenin bütün evlatlarının eşit haklara sahip olmasını hâlâ içine sindiremeyen eski vesayetçi anlayıştır.

Bu vesayetçilere kendi ruh sağlıkları için tavsiyem; bir an önce ülkenin bu yeni durumuna göre kodlarını güncellemeleridir.

Bu sebeple temennimiz şudur.

Artık eski önyargıları geride bırakalım.

Kimsenin yaşam tarzından rahatsız olmayan, farklılıkları tehdit değil zenginlik olarak gören bir Türkiye'yi hep birlikte büyütelim.

Çünkü güçlü devlet, vatandaşını birbirine benzetmeye çalışan devlet değildir.

Güçlü devlet, bütün vatandaşlarını aynı hukuk çatısı altında Adaletle kucaklayan devlettir.

Bu vatan başı açıkla başörtülünün,

Muhafazakârıyla sekülerinin,

Türk'üyle Kürt'üyle,

Kısacası bu topraklar,86 milyonun ortak evidir.

Gerçek normalleşme de budur.

İnanıyorum ki aziz milletimiz, geçmişten aldığı derslerle, kimsenin inancından, kıyafetinden ve düşüncesinden dolayı dışlanmadığı, herkesin kendisini bu vatanın eşit ve onurlu bir ferdi olarak gördüğü Türkiye idealine sahip çıkmaya devam edecektir.

Çünkü güçlü Türkiye'nin yolu, birbirimizi ötekileştirmekten değil, birbirimizi bu aziz vatanın eşit ve onurlu evlatları olarak görebilmekten geçmektedir.

Selam ve dualarımla

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }