Ömer Alçep yazdı: Biz ve Onlar Siyaseti

Araştırmacı-Yazar Ömer Alçep, dünden bugüne; Milli Görüş Hareketi'nin lideri merhum Necmettin Erbakan Hoca'nın prensip ve kriterlerini hatırlatan bir yazı kaleme alarak dünden bugüne derin ayrıntılara dikkat çekti. İşte Alçep'in dikkat çeken o yazısı...

Politika 16.06.2021 - 19:13 16.06.2021 - 19:13 Bülent Deniz

Araştırmacı-Yazar Ömer Alçep yazdığı köşe yazısında dikkat çekici bir konuya değindi.

Milli Görüş hareketinin lideri Necmettin Erbakan Hoca'dan bahseden Alçep, Erbakan'ın prensip ve kriterlerini hatırlatan bir yazı kaleme aldı.

İşte Ömer Alçep'in o yazısı:

Biz ve Onlar Siyaseti

Siyasetin doğası ve demokrasinin gereği seçim kazanmak için sınıflandırma, aidiyet, tasnif etme, gruplaşma ancak Merhum Necmettin Erbakan hocamızın tabirleri ve görüşleriyle bu kadar zararsız şekilde yapılabilirdi. O yoluyla, metoduyla, yordamıyla, uygulamalarıyla, sözleriyle, bakış açısıyla örnektir…İhtilafları bitirecek son söz söyleyendi…! Neden yazımızın konusu oldu? Çünkü, her geçen gün daha da fazla eksikliği hissedilir ve aranır oldu da ondan! 

Merhum Erbakan hocamız seçmeni tasnif edip ikiye ayırırdı. Partisine oy verenler, bir de partisine oy vermeye aday olanlar. Refah Partili olanlar ve  Refah Partili olmak için sırada bekleyenler… ”Biz” zamiri ile milli görüşçüleri,  “onlar” zamiri ile de,  milli görüşçü olmak için  koşanları kastederdi …Siyasetin doğası gereği ayırım ve ötekileştirmesi bile kapsayıcı, kucaklayıcı, birleştiriciydi. Ona göre Atatürk  sağ olsaydı, o da Refah Partili olurdu….Zihninde hem Refah Partililer vardı, hem de Refah Partisi’ne oy vermeye aday olanlar! Siyasi partilerin tüm seçmenleri  milli görüşçü olmaya aday olanlar sınıfındaydı.

Onun ötekisi yoktu ama devlete kasteden, vatanı ve  milleti bölmek parçalamak isteyen FETÖ ve PKK başta olmak üzere tüm terör örgütleri  ötekiydi…

Değişmez Hakk ölçüleri vardı insanları onları kabullenmeye davet ederdi, seçmen ne istiyor deyip cemaate uymazdı.…Buna da dava adını verir ve davasını önce ülkemiz, sonra İslam aleminin huzur bulmasının reçetesi olarak görür ve bu merhalenin sonunda kendiliğinden yeni ve adil bir dünyanın kurulacağına inanırdı. Bu sıralama onun için çok önemliydi. 

“Önce içeride kardeş olmayı başarmış büyük Türkiye sonra yeni dünya hedefiydi. Kardeş olmak ve büyük olmanın olmazsa olmazı ” Önce ahlak ve maneviyat” ilkesiydi…

Ailede kardeşlerin kendi aralarında kavga ettikleri, mahallenin insanlarının camilerini bile ayırdıkları, şehir ve ülkede herkesin birbirini ötekileştirdiği bir topluluk başka milletlerle kardeşlik ilişkileri kuramaz, birlik ve beraberlik oluşturmazlardı…Böyle düşünürdü. Kişileri değil de, yanlış olduğunu düşündüğü fikirlerini hedef alırdı. 

Tüm bu fikirleri yol, metot , yordam olarak doğru uygularsa, elinden geleni de ortaya koyarsa, sonucun ne olacağına asla bakmazdı. İnsanlar ve çoğunluk farklı düşünse de o yolunun doğru olduğuna inanırdı. 

Davasının doğruluğuna o kadar çok inanmıştı ki; iyi anlatır ve doğru işler yaparsak, istisnalar hariç çok büyük bir kesimin milli görüşçü olabileceğini düşünüyordu. Görevini ibadet olarak gördüğünden, doğru ve gereğini yerine getirerek yapmamıza rağmen yine de seçim kaybedersek,  bunda da  hiçbir günahımız olmazdı.  Tanımlamasına göre  “Biz” Refah Partisi’ne oy verenler, “Onlar” ise, Refah Partisi’ne oy vermeye aday olanlardı. Bu teze göre dışlanmış ve öteki yoktu. Kazanılmış ve kazanılacak kişiler vardı.   Ne kapsayıcı bir yaklaşım değil mi?

Merhuma göre bu yaklaşımla, önce millet olmamız, sonrada  ümmete dönüşmemiz kolayca sağlanacaktı. En son merhalede ise kendiliğinden huzur ve adaletin tesis edildiği yeni bir dünya ortaya çıkacaktı…Gerçekleşmesinden ve sonucundan değil de, o uğurda çalışmayı ve görev yapıp hakkını vermeyi esas alırdı. Bu nedenle daima görevini icra etmiş, kendinden emin biri olarak gülümser ve daima tebessüm ederdi. 

Sayıca çok ve kaba kuvvetli olmaya,  hiç önem vermezdi. Seçimde oyunu bir kişi artırmışsa Refah Partisi’ni Türkiye’nin en büyük partisi ilan ederdi. Çünkü ona göre bir sayısı sıfırdan büyüktü ama haram dört lira helal bir liradan da büyük değildi. Elbette ki, dünyalık hesaplar içinde olanlara bu hesap uymazdı.  Ona göre sayısı değil, kişilerin niteliği çok önemliydi. Azlıkta da bereket ve samimiyet vardı.  

Bu düşüncelerle O, siyasetin hocasıydı. Bu nedenle bugünün siyasi arenasını oluşturanların hemen tamamı onun öğrencileri ama öğrencilerinden hiçbiri, çok daha büyük imkanlarla merhum Erbakan gibi siyasette yeni öğrencileri olan hocalar haline gelemediler. Yarın yenileri çıkıncaya kadar şimdilik O, siyasetin hocası vasfını korumaktadır. 

Allah’tan rahmet diliyorum! 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@