Opera ve bale nihayet klasik edebiyatı fark etti

Opera ve balelerde artık Türk klasikleri de yer bulacak. Leyla ile Mecnun ve Hüsn-ü Aşk başta geliyor...

Dosya 08.04.2007 - 01:17 08.04.2007 - 01:17 Bülent Deniz

Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun’u ve kentin mistizmini anlatan İstanbul, sahneye taşındı. Şeyh Galip'in ünlü eseri Hüsn-ü Aşk da önümüzdeki ay 'perde' diyecek. İlgiden hem sanat dünyası hem de bugüne kadar yolu opera ve baleye düşmeyen büyük bir kitle memnun. Peki bu zengin kaynak bugüne kadar neden opera, bale ve müzikale esin kaynağı olamadı? Bu hazine niçin bunca yıl görmezden gelindi? Bu konuyu bakanlık yetkililerine, koreograflara ve yönetmenlere sorduk. herkes aynı fikirde birleşti: “Bu ilgisizlik ayıp!”

Opera ve bale, uzun süredir görmezden geldiği klasik edebiyatın daha doğrusu divan edebiyatının sonunda farkına vardı. Geleneksel kültürümüze ait edebi eserlerin opera, bale ya da müzikale uyarlanmasına pek alışkın olmayanlar, bunların birer birer sahnelerde arz-ı endam etmesine şaşırmıyor değil. Şehir tiyatroları, İskender Pala’nın Fuzuli’den ilhamla yazdığı Leyla ile Mecnun müzikalini sahnelemeye başladı. Devlet opera ve balesi, İstanbul’u anlatan baleyi geçen hafta halkın beğenisine sundu. Koreografisini Beyhan Murphy’nin yaptığı Şeyh Galip’in ünlü eseri Hüsn-ü Aşk da önümüzdeki ay perde diyecek. Peki bugüne kadar bu eserler neden sahnelenmedi? Kimsenin aklına mı gelmedi, yoksa görmezden mi gelindi? Müzikte, tiyatroda, sinemada az da olsa edebi eserlerle ilgili çalışmalara rastlanıyordu; ama opera ve bale ile klasik eserler arasında bir mesafe vardı. Bu adımlar, mesafenin kalktığını mı gösteriyordu? Bu eserlerin sahnelenmesi, sanat ve düşünce hayatınnda bir dinamizm meydana getirebilir mi?

Leyla ile Mecnun müzikalinin yönetmeni Ali Taygun, bir süredir bu eserlerin yokmuş gibi değerlendirildiğini belirterek bu ilgisizliği “ayıp” olarak nitelendiriyor. Taygun, bunun sadece Osmanlıcadan kaynaklanan edebi bir sorun olmadığını, belleksiz bir toplum olmamızla ilgisi bulunduğunu vurguluyor. Taygun’a göre Leyla ile Mecnun dünya standardında bir klasik. Sanat yönetmeni, “Fuzuli’nin neredeyse çağdaşı sayılabilecek Shakespeare ülkesinde her yıl defalarca izleniyor. Onun da anlaşılması o kadar kolay değil; ama o gayreti sarf ediyorlar. Ayrıca toplumumuzun en zayıf yanı belleksizliğidir. Bugün türkiye’nin de, dünyanın da en büyük sorunlarından biri kimlik. bunların cevapları tabii ki klasik eserlerimizde saklı.” diyor. Yeni projesinde Mesnevi’den bir bölüm sahnelemeyi planlayan Taygun, bir buçuk ay önce perde açan müzikale büyük bir ilginin olduğunu belirterek, “Bu müthiş bir hazinedir. gün ışığına çıkarmak bizi iktisadi olarak daha büyük bir refaha erdirecektir. Toplumda bir dinamizm oluştu. bu eserleri ortaya çıkarmakta geç kalmışız.” şeklinde konuşuyor.

BEYHAN MURPHY: MAALESEF GEÇ KALDIK

Modern dans deyince akla gelen ilk isim koreograf Beyhan Murphy ise, klasik eserlerin sahneye bugüne kadar uyarlanmamış olmasını, “Maalesef geç kaldık. bu çoktan ele alınmış olması gereken bir konuydu.” şeklinde yorumluyor. Murphy, geç kalınmışlığın nedenini ise şöyle açıklıyor: “Dans sanatında edebi eserler genelde klasik metotlarla uyarlanıyor, uyarlanıyorsa eğer...

Türkiye’de anlatısal çağdaş koreografi daha yeni bir alan, bu yüzden söz konusu çerçevede ürünlerin verilebilmesi için çağdaş koreografların yetişmesi gerekiyor.”Kültürel tarihten bilinçli uzak durma gibi başka sebeplerin de olduğunun altını çizen Murphy, “Bu işler çok araştırma ve derinlemesine çalışma isteyen ve mevcut kaynaklarla beraber daha farklı kaynaklara ihtiyaç duyulan projeler.” diyerek her zaman o kaynaklara ulaşmanın mümkün olmadığını belirtiyor.

Murphy’nin, Hüsn-ü Aşk yorumu ise merakla bekleniyor. Hüsn-ü Aşk gibi bir şaheseri aynen anlatmak ya da sahneye koymak gibi bir amaçla yola çıkmadığını söyleyen Murphy, “Ancak ve ancak hüsn-ü aşk üzerinden yola çıkan çağdaş bir versiyona yeltenebilirim diye düşündüm. Dolayısıyla esere ‘Hüsn-ü Aşk’a dair’ diyoruz. bu ancak bir yorum ve dahası alçakgönüllü bir yorum olabilir.” diyor. Ünlü eser, Murphy’nin yorumuyla; modern bale alfabesini kullanan çağdaş bir dans olarak karşımıza çıkacak.

Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Meriç Sümen ise, konuya çok farklı bir bakış açısı getirerek, klasik eserlerin sahnelenmesinin tamamen koreografların bu eserlerden etkilenmesiyle ilgili bir durum olduğunu açıklıyor: “Eğer bir kareograf, etkilenmişse neden bu eseri sahnelemek istiyorsun diyemeyiz.

Bir koreograf, “Bu eser bana ilham verdi, çok güzel metin yazdım, sahneleyelim” teklifi ile müdürlüklere geliyorsa değerlendirmeye alınır, uygunsa sahnelenir.” Sümen, “Leyla ile Mecnun gibi bir aşk hikayesinden kimsenin bugüne kadar etkilenmemiş olması ilginç değil mi?” sorumuza, “Sahneye koyan kişiyi nasıl bulacaksınız ki, ısmarlanmaz ki!” şeklinde cevap veriyor. Ankara Devlet Opera ve Balesi, Mevlânâ yılı münasebetiyle iki Mevlâna Orotoryosu ve bir bale hazırlıyor.

'BİZE AİT ESERLERİN SAHNEYE YANSIMASINI İSTİYORUZ'

Kültür Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen: biz geleneksel birikimin sahne sanatlarına yansımasını arzu ediyoruz.

Devlet Opera ve Bale Genel Müdürlüğü olarak iki temel yükümlülüğümüz var. Dünyanın önde gelen ürünlerini türk seyircisine ulaştırmak ve bu topraklarda yaşanmış hadiseleri sahne sanatları haline dönüştürmek.

Türkiye’deki sanat kurumları, özellikle opera ve bale, birincisiyle ilgili görevlerini yerine getirdikleri söylenebilir; ama ikinci görev, Atatürk’ün yaşadığı yıllarda onun emriyle ortaya çıkmış birkaç Türk eseri dışında sürdürülebilir bir politika olmaktan çıkmıştır.

Yeniden bunu gündeme taşımak istedik. Bu eserlerin sahneye taşınmasının kamunun ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Buradaki ölçütümüz şu olacak: ‘Kötü de olsa illa sahnede bizim eserlerimiz olsun’ gibi bir yaklaşımımız asla yok. Tam tersine bu estetik unsuru önemsiyoruz.

Opera, bale ve tiyatro ile klasik edebî eserler arasındaki mesafe kalktı mı?

Mustafa İsen: Opera ve bale ile edebi eserler arasındaki mesafenin bütünüyle aşılacağı kanaatinde değilim; ama en azından iyi niyetli birtakım girişimlerdir.

Ali Taygun: Kalktı diyemem. Kalkması için birtakım çabalar yeni başladı.

Beyhan Murphy: Her koreograf kişisel felsefi, sosyo-kültürel tercihleri doğrultusunda eserini seçer. bu o koreografın ya da yönetmenin zevkine bağlı bir durum ama son 10 senede bu mesafenin az da olsa azaldığını görüyoruz.

İSTANBULLULAR ESERLERİNE SAHİP ÇIKMALI

Hülya Aksular-’İstanbul’un koreografı: “İstanbul” salt bir bale değil, yedi sanat dalıyla rejisini yaptığım epik bir eser. “İstanbul”un klasikleşeceğine ve ülkenin kültür-sanat tarihine yerleşeceğine kesin gözüyle bakıyorum.

“İstanbul”, hem şehrimizin 2010 gündemine, hem de toplumumuzun sanatına bir ivme getirecektir. Çünkü bu yüksek cesaretle, sahne tekniğinin tüm donanımıyla ve çok kalabalık bir kadroyla hazırlanmış, herkesin tüm yüreğini ve emeğini koyduğu ilk büyük ve kapsamlı yerli eserdir.

“İstanbul”un yeni doğduğu şu günlerden, yakın ve uzak geleceğine kadar ne kadar gelişeceği, kendini mükemmelleştireceği sanatseverlere bağlı. İstanbullular şimdiden eserlerine sahip çıkmalı.

cuma ertesi
 

Yorumlar
İsrail'de, aşı karşıtları Başbakan Bennett'in evini bastı!
Adil Öksüz, Erdoğan'a yapılması planlanan suikast girişimini Gülen'e onaylatmış
47 yıl sonra ilk cuma namazı! Kapalı Maraş'ta tarihi anlar...
Gün oldu devran döndü! Mustafa Özer'den Ruşen Çakır'a gönderme...
Casus yazılım skandalı büyüyor! Macron cep telefonunu değiştirdi...
Taliban: Türkiye'nin Afganistan'a girmesine izin vermeyeceğiz
Fahrettin Altun açıkladı: HaberTürk'ü kınıyoruz!
CIA raporundaki şok 'Erbakan' detayı! En büyük problem teşkil eden kişi...
Amerikan Vakfı'nın fonladığı medya kuruluşlarının aldığı rakamlar ortaya çıktı
Türkiye'nin Kıbrıs için sunduğu iki devletli çözüm önerisini ABD reddetti
Namaz Vakitleri
İmsak --:--
Güneş --:--
Öğle --:--
İkindi --:--
Akşam --:--
Yatsı --:--
Anket Tümü

Aşı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ankete Katıl

Gelişmelerden Haberdar Olun

@