Otopsi

Abone Ol

Sebeplerin üstünün, neticeler tarafından örtülmesine rıza gösteren bir yanımız var muhakkak... Netice odaklı bakış açısı akli görünmekle birlikte, tekrarlayan arızaları çözümlemede ortaya çıkan zafiyetin önüne geçemez. Bu zeminde değerlendirme yapma alışkanlığı, gün geçtikçe bakar körlüğün esiri eder insanı...

Neticeler mühim elbette... Lakin sebepler daha mühim! Çünkü netice tek bir noktada tespit edilirken; sebepler birden fazla noktanın ortaya çıkardığı bir resim misali... Neticenin analizi yapılsa da topallarken; sebeplerin analizi, ortaya çıkma ihtimali olan neticeler bütününü meydana koymaya muktedirdir. Kurgunun hafifliği ne kadar risk içerse de; sebeplerin işaret ettiği rotalar o kadar temkinlidir.

Sebepler, yaşadığımız hayatta, hoşumuza gitmeyen neticeleri fatura etmek maksadıyla zikredilir nedense? Kolayına kaçmanın, peşinden aczi getirdiğini bilmek pahasına belki... Dört başı mamur bir sebep otopsisi yapamadığımız için, netice yumakları içinde kördüğüm olmuş değil miyiz?

Sebepler üzerinde muhakeme ve murakabe etmek, yakınmak yahut vah tüh etmek manasına da gelmez. Şikayet refleksinin olduğu yerde, sebeplerin anlaşılmadığı hükmünü vermek yerinde bir tespittir çoğunlukla... Sebeplerin ikram ettiği farkındalığı elinin tersiyle itenler; mazi, hâl ve istikbal üçgeninde bilardo topu misali şuursuzca yuvarlanır durur. Her yuvarlanış, eklemeli bir etki yaparak; zamanla neticeleri dahi anlamlandırma yeteneğini boşa çıkarıverir. İdrak yoksunluğu olarak da tanımlanabilir bu akıbet...

Sebepler hakkıyla takdir edildiğinde, onarıcı ve kemale erdirici vasfıyla arz-ı endam eder. Sebeplerden devşirilen her kırıntı; karanlıkta ışık, çöllerde azık misali yarenlik eder. Sebepler gözlüğüyle bakanda, korku ve endişe baş edilemez duygular olmaktan çıkar. Neticelerin örseleyici tarafını, sadece sebeplere akıl yormak törpüler. Neticeler zorda bıraksa da; sebepler kolaylık kapısının anahtarıdır.

Sebep, maddi ve manevi olmak üzere iki kanadı olan bir kuştur. Sebeplerin tahlili, o kuşları layıkıyla uçurabilmek ilmidir dense yalan olmaz. Tefekkür göklerinde, sebeplerin izlerini takip ederek nice faydalara erişmek zor değildir. Sebepleri okurken; maddi sebeplere daha fazla yer verirken, neticeye tesir bakımından hiç de azımsanmayacak derecede etkili olan manevi sebepleri, olması gerektiği kadar dikkate almayız. Belki bu yüzden dört asrı aşan bir fetret içerisindeyiz.

Maddi sebeplere yönelik yapılacak her değerlendirme, nihayetinde matematik meselesidir. Matematik tabanlı analitik düşünme yetisi ve mühendislik nosyonu maddi sebepleri tahlil için kâfidir. Manevi sebepleri tahlil edebilmek için bulanmamış bir gönül ve fıtratının gerektirdiği rakımlarda gezinen bir ruh olmak zorundadır. Şimdi bu önermeler üzerinden bakınca; çalınmış ruhumuz, bulanmış gönlümüzle tek kanatlı çırpınıp duruşumuzu pek de eleştirmemek lazım gelir. Zira matematik de bir yere kadar!

Dedem Fuzuli'nin hikmetli beyitiyle yelken açalım tefekkür deryasının enginlerine:

"Ehl-i temkînem beni benzetme ey gül bülbüle,

Derde yok sabrı anun her lâhza bin feryâdı var!"

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }