Bazı insanların adı hep çöllere, dağlara, sarp kayalıklara, ıssız vadilere yazılıdır. Engebeli nefes alıp vermek tasma misali boynundadır fasılasız... Kovası deliktir su tutmaz! Sözü yavandır gönül avutmaz! Lokması dikendir ekseriyetle yutmaz! Yastığı kapandır zinhar uyutmaz! Talih kem elbisesini giymeyi bir kerecik unutmaz!
Bazı insanlar... Yürüyen kifayetsizliktir her göze... Kum torbası gibi ağırdır. Beyhudelik, örseleniş, ezelden mağlubiyetin müridi olmak deminde; niyetin hüsn kulağı sereserpe sağırdır. Derli toplu bir efkâr bile uğramaz bir çay içimi... Sıfırla bir arasına sıkışmanın şekl-i izahı yoktur ne de biçimi! Çatal kazık yere batmazın nefes alıp veren karikatürüdür. Bir bakıma acayibül âlâ bir mahluk türüdür.
Bazı insanlar... Sıfatının faturasını ödeyemez. Hep temerrüde kalır. Yüksek perişanlık tedrisatında mezuniyet ihtimali yok iken alabildiğine alçalır. Küskün yahut dargın olma lüksü yoktur. Aynalarda bile bir katrecik aksi yoktur. Aç gezer hâl sofrasında, el zanneder ki toktur.
Bazı insanlar... Var mıdır? Varsa kâr mıdır? Cevap üretemeyip susmak âhuzar mıdır? Hâl denilen hep ağustosta yağan kar mıdır? Kar beyaz olur da... Bu siyah soğukluk... Sığıntılık ikliminde taç misali başa kakılan vakar mıdır? Akıbet dediğin sürgit sakar mıdır?
Bazı insanlar... Toprağına taş karışmış m'ola hilkat eseri... Hükmü testere versin, olmadı nalıncı keseri! Fikriyat, patlatmaya meylettiği baş kadar serseri... Rahvan giden atlar kadar bile sükûn düşmez, olmayan hisseye... Taksimat, tevatür bu hikâyede... Artık lüzumsuz... Nam, taltif hatta pâye de... Alıcısız açılıp kapanır gözyaşlarından müzayede!
Bazı insanlar... Kendi kendine sual eder amaçsızca... İnsan mıyım aceb? Beşer? Belhüm adal? Esfele safilin? Belki hepsi belki hiçbiri der ürkerek... Sonra arar şuursuzca... Bakar ki gereksizliğe saplanmış her gerek! Sualler... Sualler... Her biri boğazını sıkan engerek!
Bazı insanlar... Güneşe rağmen, zemine gölgesi düşmek bilmez bir kördüğümdür. Hoyrat ellerde dolup dolup dökülen kalaysız bir güğümdür. Çeşmeler davacıdır. Sular davacıdır. Mahkeme kadıya mülk değil amma... Tutup önüne getiren yular davacıdır.
Bazı insanlar... Bazıdır. O kadar! Öznelik makamına liyakat alamaz. İşin tuhafı, bir cümle içinde nesne olarak dahi kalamaz! Edilgen bir geliş gidiş üzere eksilir usulca... Uzamak zaten ham hayal... Güdük eşeğin kuyruğu kadar bile kısalamaz!
Bazı insanlar... Fuzuli işgaldir bu kürede... Debelenip durmaktan başka fiili yoktur verilen sürede... Cılız develerden müteşekkil kervanına yüklediği veballerle geçip gider. Ecel bekler bilinmez bir menzilde... Varsa da... Varmasa da... Güzergâh, bitmeyen bir yokuştur. Ve ümit... Ele avuca gelmez alıcı bir kuştur!
Sonra bir sâdâ ile sarsılır ârâfta demir atan kayıklar:
"Rahmetim, her şeyi kuşatmıştır.” - A’râf sûresi (7), 156