Politik tartışmalarda ayet ve hadisleri kullanmak ne kadar doğru?

Zor zamanlardan geçiyoruz.. Hiç şüphesiz ekonomik savaşın ve teopolitik yaptırımların bedelini ödeyen, aynı geminin yolcusu milletimiz, yine üstün feraseti ve ilkeli duruşuyla bu buhranlı zamanları atlatacaktır. Fakat toplum içerisinde temel gündem olan doların yükselişini ve diğer politik konuları tartışırken nasıl bir ahlâkî anlayış içerisinde olmalıyız? Ayet ve hadisleri birbirimize kurşun gibi göndermek ne kadar doğru? Muharrem Erhan Koyuncu yazdı..

Politik tartışmalarda ayet ve hadisleri kullanmak ne kadar doğru?
İşte Muharrem Erhan Koyuncu'nun "Kurşun Gibi" başlıklı yazısı:

Son zamanlarda sıkça rastlanılan bir durum var. Siyaseten kendilerini iktidar ya da muhalefete yakın konumlandıranlar güncel siyasi-politik gelişmeler karşısında kendi durdukları yerin haklılığını ispat etmek için bir âyet ya da hadisi kendilerine kalkan yapıp “gördünüz mü âyet/hadis neler söylüyor, şimdiki iktidarın/muhalefetin yaptığı bu âyete/hadise göre de yanlış” şeklinde bir söylemde bulunuyorlar. İlginç olan durum şu ki aynı âyeti/hadisi hem iktidar hem de muhalefet taraftarları aynı konu için kendi haklılıklarına payanda mahiyetinde aynı zamanda kullanabiliyorlar.

Örneğin “…Gerçek şu ki, insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmeden Allah onların durumunu değiştirmez..”(13 Rad 11) âyeti ya da “Siz nasıl (kimseler) olursanız öyle yönetilirsiniz” hadisi böyle iki taraflı kullanılanlardan. (Hadisin zayıf hadis kapsamında olduğu başka bir inceleme konusu, burada anlatılmak istenen bir tavır olarak bu hadisin amaca matuf bir şekilde kullanılmış olması.)


Ülkemizde şimdilerde yaşanan döviz kuru dalgalanmaları karşısındaki tutumlara bir bakalım. İktidarda olanlar kendi ekonomik politikaları haricinde bir gelişme sonucu doların yükseldiğini, bunun bir ticaret savaşı olduğunu, kendi vatandaşlarımızın dövizle olan ticaret ve münasebetini bitirmesini, ancak bu şekilde olursa döviz kuru dalgalanmalarının bize bir zarar veremeyeceğini dile getiriyorlar ve önce kendimizi değiştirelim diyorlar. Ra’d Sûresi 11. âyetini de bu bağlamda dillendiriyorlar.
Muhalefette olanlar ise bu değişimi iktidarı değiştirin diye anlıyor ve ekonomik yönden başarısız buldukları iktidar değişmeden durumun düzelmeyeceğini, gelinen noktaya iktidarın yanlış dış ve ekonomik politikaları nedeniyle gelindiğini söylüyorlar. Onların da konu bağlamında dillendirdiği yine Ra’d Sûresi 11. âyet..

Aynı şekilde yukarıdaki hadisi iktidar “bu topraklarda yaşayan insanlar Müslüman olduğu için bizim gibi Müslüman hassasiyetleri olan bir kadronun yönetimde olması gerekir” bağlamında kullanırken; muhalefet ise mevcut durumun halkın seçimle iktidara getirdiği kadronun eseri olduğunu belirterek “siz seçtiniz sonuçlarına katlanın” bağlamında ortaya koyuyor.

Burada âyetin siyak-sibakını, hadisin senedini, metnini tahlil edecek değiliz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu ayrı bir yazı ve inceleme konusu.
Dikkat edilmesi gereken şey bu söylemlerin kendisini Müslüman kimliği içerisine konumlandıranlarca kandırıldıklarını düşündükleri diğer Müslüman kardeşlerini hak adına uyarmak sözüm ona bilinçlendirmek için yapılması. En önde gelen politikacıdan, sokakta, sosyal medyada siyaset yapan vatandaşa kadar herkes için durum böyle.

Çokça bilinen bir söz var “Senin kendine Müslüman demen değil Allah’ın sana Müslüman demesi önemli” şeklinde. Aynı âyet ve hadisleri kendi siyasi ikbal ve görüşleri
uğruna birbirlerine kurşun gibi sıkanlara sormak lâzım Alllah’ın sizi Müslüman olarak kabul ettiğinden emin misiniz? Bazılarımıza dini sorulduğunda “İnşaallah Müslüman” derler ki bu doğru bir tavırdır.


Bu coğrafyada ve özellikle Anadolu topraklarında yüzlerce yıldır yaşayan insanların tarihine baktığımızda, savaşsız, kavgasız, işgalsiz, istilasız, isyansız, ihanetsiz geçen 100 yıllık bir tarih aralığının olmadığını görürüz. Bu yüzlerce yıllık tarih boyunca da bu topraklarda kendisine Müslüman diyen yöneticiler ve Müslüman diyen halkın yaşamış olduğu âşikar.
Birbirimize âyet, hadis savurmadan, iktidar muhalefet kavgası yapmadan önce şunu bilmeliyiz ki bu topraklarda yüzlerce yıldır ne olduysa şimdi de o oluyor. Yüzlerce yıldır bu coğrafyanın tapusunu almak isteyenlerin aynı amacı farklı yöntemlerle gerçekleştirmek istediğini görmemek en hafif tâbiri ile köksüzlük olur.

Âyete gelirsek; biz içimizde olan hangi şeyi değiştirmedik ki yüzlerce yıldır başımıza gelen bu durum değişmiyor? Hep bir karışıklık durumu, tehdit üzere devam eden bir varoluş mücadelesi sürüyor. Yüzyılın başında içerisinde yaşayan Müslüman halkın üzerine yepyeni bir devlet kurulmuş olduğu halde yine aynı tehditlerle karşı karşıya kalınmasının ve aynı beka mücadelesinin verilmesinin nedeni ne? Neyi yanlış yaptık ki biz tehdit altındayız ve tehdit edenler bizden maddi olarak neden güçlü ?

Yaşadığımız döviz buhranında son 16 yıllık iktidara fatura kesenler, tarih bilinçlerinin 90-100 yıl öncesinden başladığını, İslâm ve Müslüman coğrafyalarının tarihinin kendilerini ilgilendirmediğini itiraf ediyorlar aslında. Bu nedenle muhalefetlerini köksüzlükleri ile uygun bir şekilde âyet ve hadis kullanmadan, sözüm ona hak adına uyarma palavrasını sıkmadan yapsalar daha yerinde bir tavır takınmış olurlar. Zirâ bu kişilerin dünyada tarihin en eski dönemlerinden beri paranın Siyonist bir grubun elinde bulunduğunu, Hz.Muhammed (SAV) Efendimizin Yahudi tefecilerle mücadelesini, hemen her çağda bu para babalarının mazlum coğrafyaların başına bela olduğunu es geçerek hak adına âyet ile uyarması hiç inandırıcı olmuyor.

İktidarı tamamen suçsuz bulanların da kendilerini haklı çıkarmak uğruna âyet ve hadisleri karşı tarafa kurşun gibi sıkmadan önce destek verilen iktidarın âyet ve hadislerle savunulacak kadar İslâmi bir yönetim anlayışına sahip olup olmadığını bir test etmeleri gerekir. Kurulu faiz düzenini tüm kurum ve kurallarıyla sürdüren, faiz ile mücadeleyi hep erteleyen, kamuda lüks ve israfı önleyip harcamalara bir standart getirmeyi 16 yıl sonra ancak aklına getirebilen bir iktidar, şayet İslâmi ise âyet ve hadisler iktidar savunmasına dayanak yapılabilir yok değil ise başka türlü söylemler bulunmalı ve İslâm’ı, Kur’ân’ı, âyetleri, hadisleri kullanmaktan vazgeçilmelidir.

İktidara kızan İslâm’a küsecek duruma, muhalefet yapan herkes gayri İslâmî görülecek duruma gelmesin diyorsak günümüzde olduğu gibi seküler bir yönetim düzeninin mevcut olduğu durumlarda âyet ve hadisleri siyasi-politik tartışmalarda üstünlük sağlamak
uğruna kullanmaktan vazgeçmek gerekir. Aksi takdirde bizleri birleştirici en önemli unsur olan İslâm ve Müslüman kimlik ayrıştırıcı bir hâle gelmeye başlar. Buna kimsenin hakkı yok.
İslâm üzere yaşayanların değil yaşadığını İslâm zannedenlerin çoğunlukta olduğu bir toplum olduğumuz için Kur’an âyetlerini ve hadisleri siyasi-politik tartışmaların kullanışlı argümanları yapmaktan geri durmuyoruz. Maalesef..!

HABER VAKTİ
Güncelleme Tarihi: 14 Ağustos 2018, 22:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5