Romantik İslâm Okumaları ve İnsan Gerçeği

Çocukluğumuz; Amerikan ve Sovyet emperyalizminin dünya çapında soğuk-sıcak savaşlar yürüttüğüne ve gençlerin sağ-sol çatışmasıyla birbirini öldürdüğüne şahit olarak geçti. Yaşımız yirmiye değdiğinde Sovyetler dağılmaya, Komünizm cazibesini yitirmeye başladı. Tek kutuplu bir dünya oluşuyor, Batı kültürü diğer kültürleri kendine benzeterek asimile ediyor, âdeta yok ediyordu. Tek kutuplu dünyanın kutup başısı, çok geçmeden İslâmofobi'yi, İslâmî terörizmi (!) icat ederek İslâm ülkelerini savaş alanına çevirdi, coğrafyamızdan kan, göz yaşı ve ölüm eksik olmadı. Son dönemde ise bir tarafta Amerika'nın başını çektiği, diğer tarafta Rusya ve Çin'in başka bir istikamet çizmeye çalıştığı yeni bir dünyanın eşiğinden geçiyoruz. Bu da çatışma alanlarının genişleyeceğini haber veriyor.

Aklımın erdiği günden itibaren dünyada yaşananların çok kısa bir özetini vermeye çalıştım. Maksadım, konunun ayrıntılarına girmek değil. Yazının bundan sonrasında başlık üzerinden yürümeye çalışacağım.

Sağ-sol çatışmalarının Türkiye'yi esir aldığı günlerde, ülkemizde bir MNP-MSP yâni sağ-sol çatışmalarına bulaşmak istemeyen bir İslâmî kesim gerçeği vardı. Gerçi 12 Eylül yaklaşırken İslâmî gençliğin öncülerine de saldırılar yapılmaya başlamış, şehitler verilmişti. O dönemde İslâmî hayat tarzını idalize eden romanlar, kitaplar, dergiler, dernekler yoluyla İslâmı öğrenmeye çalışıyor; bir taraftan da insanları-gençliği bize katılmaya, olaylardan uzak durmaya davet ediyor, milletin evlatlarının biribirini öldürmesini istemiyorduk.

Çağrımızın temelinde şu vardı: Huzur İslâm'dadır. İnsanımızdan bütün izm'leri bırakarak İslâm'ın huzur iklimine girmesini istiyorduk. Bu yolla, Amerikan ve Sovyet emperyalizminden kurtulacağımıza inanıyorduk. Osmanlı bizim için büyük oranda rol modeldi; tarihte çok büyük bir millet idik, özümüze dönmek suretiyle yeniden büyük bir millet olabilirdik. Bunun hayaliyle gayret ediyor, okuyor, dernek ve dergiler etrafında toplanıyorduk.

İslâm'ın irtica ile eş tutularak hayattan dışlandığı, lâikçi zihniyetin terör estirdiği, ensemizde boza pişirdiği günlerdi. Bütün olumsuzluklar, ülkenin geri kalmışlığı İslâm'a mal ediliyor, İslâm'dan kalma ne varsa yok edilmeye çalışılıyordu. Kısaca resmî ideolojinin tüm imkânlarını kullanarak İslâm'ı birkaç ritüele hapsetmeye çalıştığı zamanlardı.

İşte böylesi bir ortamda; biz, İslâm'ın gösterildiği gibi olmadığı, insanlığın İslâm ile huzur bulacağı tezini savunuyor, Hz. Peygamberden, sahabeden, müslüman bilginlerden, âlimlerden, Osmanlı'dan örnekler vererek tezlerimizi savunuyor, mensuplarımızın sayısını artırmaya çalışıyorduk. Müslümanları, tarihte yaşananları mükemmel olarak anlatıyor, insan gerçeğini göz ardı ediyor, olumsuz örneklerden hiç bahsetmiyor, bahsedene de kulak vermiyor, hattâ onları sevmiyor, ötekileştiriyorduk.

Birbirimizi tanıdıkça, birbirimizle ortak işler yaptıkça, hareketimiz büyüdükçe; okuduklarımız ve anlattıklarımızla yaptıklarımız birbirini tutmamaya başlamıştı. Birbirimizin bazı tavırlarına şaşırıp kalıyorduk. Bir türlü kitaplardan okuduğumuz gibi olamıyorduk. Çünkü bizim okumalarımız hep romantikti, gerçeklerle, insan gerçeğiyle örtüşmüyordu. Mükemmel olan İslâm'dı, bizse Müslüman oluvermekle mukemmel oluvereceğimizi sanıyorduk. Hayal kırıklığı tam da burada başlıyordu. Çünkü realite bizim romantik okumalarımıza uymuyordu.

Bir süre sonra, kendimizi düzeltip kardeşlerimizi kucaklayacağımıza, her birimiz deli gibi kendi doğrularımızı savunmaya başladık, bu da beraberinde bölünmeleri getirdi. Zamanla karşıdaki insanlara tebliğ görevini ikinci plana atıp birbirimizle uğraşmayı, önceliğimiz hâline getirdik ne yazıkki.

Bu arada dünyada ve Türkiye'de önemli olaylar oluyordu. Türkiye, 80 Askerî darbesini, Özal dönemini, koalisyonları, Refah'ın yükselişini, 28 Şubat Postmodern darbesini yaşadıktan sonra Ak Parti dönemine erişti. Ak Parti'nin 16 yıllık iktidarı da çeşitli evrelerden oluşmaktadır.

Dindarlar, MNP'den itibaren çok yoğun bir şekilde siyasete angaje oldu. İktidar olunca her şeyin kolayca çözülüvereceğine inandırılmıştık çünkü. Dindarların pek az bir kısmı siyasete mesafeliydi, bazı dinî çevrelerse başka siyasî partilere yakın durmayı kendi ait oldukları yapı için daha doğru buluyorlardı.

Refah Partisi ile birlikte daha çok yerel iktidara, yerel imkânlara; Ak Parti ile birlikte hem yerel hem de merkezî iktidar ve imkânlara ulaşmış olduk. Sözün özü; geldiğimiz noktada, gerek yanlış okumalarımız gerekse tamamen siyasete angaje olup hem kendimizi yetiştirmeyi hem de manevî tezkiyeyi ihmâl ettiğimizden dolayı patinaj yapmaya, yalpalamaya, yanlışları doğru görmeye, maslahatlara sarılmaya başladık. Yeni yol ayrılıklarına doğru bir gidişat sözkonusu.

Zaman aklımızı başımıza devşirme zamanı, birbirimizi yeniden kazanma zamanı, başkalarına karşı gösterdiğimiz hoşgörü ve anlayışı birbirimize gösterme zamanı. Zaman kendimizi ve gençliğimizi doğru yetiştirme zamanı, gerçeklerle yüzleşme zamanı, nefsimizi tezkiye etme zamanı, yeniden kardeş olma zamanı. Nefesimizin bize hoş gösterdiği gibi değil, Kur'an ve Sünnetin istediği gibi Müslüman olma zamanı. İnsan gerçeğini bilerek ona göre rota çizme zamanı. Nerede yanlış yaptık, nasıl düzeltebiliriz zamanı.

Yoksa binbir ortağı olan ittifaklar bile bizi kurtaramaz. Hepimize ve ideallerimize yazık olur sonra. Allah korusun. Allah yâr ve yardımcımız olsun.








YORUM EKLE
YORUMLAR
Birol DEVECİ
Birol DEVECİ - 3 ay Önce

Şekillenen dünya da kendi kabuğumuza çekilemeyiz... Ak Partiye milletimizin büyük çoğunluğu ile destek vermesi neticesi kararlı adımlarla ilerlemeye içte ve dışta imrendirmeye ve kıskandırmaya devam edecektir inşAllah...

Sebahattin Kızıltaş
Sebahattin Kızıltaş - 3 ay Önce

Doğru tespitler.Ancak bizim bölünme sebeplerimiz insanı idealize etmekten çok İslamı anlayıp yaşamak yerine siyaseti öncelememiz oldu.İslamı öğrenmeyi bırakıp Müslümanım demekle Müslüman olduğumuzu ve iktidarı ele geçirirsek ülkeyi düzelteceğimizi düşündük ve hedefe iktidar olmayı koyduk.İktidar olunca da nimetlerinden faydalanmayı hak kabul ettik.Önümüzde tek yol var oda İslamı doğru anlayıp yaşanmaktır.Şu an tüm Türkiyeli Müslümanlar demokrat oldu ve devletin şu halini savunur oldu.Bu handikaptan kurtulamadığımız sürece sadece demokrat oluruz o kadar.

Ertan aytepe
Ertan aytepe - 3 ay Önce

Zaman sahabe çemberinin içine girme zamanı.o dairenin çok uzağında olduğumuzu düşünüyorum.hep birilerini düzeltmekle meşguluz, halbuki nefislerimiz çamur deryasına dönmüş.

banner5