Şaban Vatan ve vicdana deli gömleği giydirmek!

Şaban Vatan, kızı Rabia Naz’ın şüpheli ölümünün peşine düşmüş acılı bir baba. Bir yıldır kendi imkanlarıyla bir hukuk ve insanlık mücadelesi veriyor. Kızının ölümünün ardındaki sır perdesini aralamaya çalışıyor. Özellikle sosyal medyada olayı dakika dakika deşifre eden paylaşımlarla kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyor. (Neden sosyal medya? Çünkü olayın içindeki siyasi bağlantılar dolayısıyla geleneksel medya olayı en başından beri görmezlikten geldi.) Bürokrasideki karanlık eller, sırtını siyasete dayamış kimi kurumlar sır perdesini kalınlaştırmaya, olayı karanlığa boğmaya çalışıyorlar. Akla, mantığa aykırı açıklamalarla vakanın bir intihar olduğunu aileye dahası topluma kabul ettirmeye çalışıyorlar. Oysa ilk başlarda ölümün bir trafik kazası sonucu olduğu yazılmış çizilmişti. Sonra bir anda, intihar olduğu söylenerek olay kapatılmaya çalışıldı. Ancak Şaban Vatan yılmadı ve mücadelesini tüm sosyal medya mecralarını kullanarak sürdürdü. Tanık ifadelerinin videolarını, olay yerinde yapılan canlandırmaları kamuoyuyla paylaştı. Resmi makamların kayıtsız kaldığı olayla ilgili çok büyük bir sivil ilgi oluşturdu.

Bu kez de her duruma uyan, istediğinizi itham edebileceğiniz o klişe tespitlerden biri kullanılarak acılı babanın olayı siyasi malzeme olarak kullandığı öne sürüldü. Şaban Vatan’ın hak arayışı hedefe konarak hakkında yığınla dava dosyası düzenlendi ve adalet arayışı durdurulmaya çalışıldı. Son olarak, olayda adı geçen siyasinin yaptığı suç duyurusundan dolayı olacak, savcılık makamı Şaban Vatan’ın akli dengesinin yerine olmadığı tanısıyla Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırılmasına karar verdi. Yapılan itirazlar da mahkeme tarafından reddedildi.

****

Şaban Vatan’ın haklı mücadelesi bir kara film gibi oldukça ürkütücü bir Türkiye fotoğrafı çıkardı ortaya. Bu fotoğrafta deliller karartılıyor, ifadeler değiştiriliyor, sahte evrak düzenleniyor, kamu çalışanları olayın üzerini örtmeye çalışıyor, bürokrasinin gücüyle hakkını arayan kişi hakkını arayamayacak hale getiriliyor ve adalet mekanizması karanlık kişilerin beklentileri doğrultusunda işletiliyor…

En azından dışarıdan görünen tablo bu.

Bu tablo aklı başında, vicdan sahibi kimseyi mutlu etmez.

Bu tablo geleceğe dair ümitleri yok eder. 

Bu tablo bürokratik ve toplumsal bir çürümenin tablosudur ne yazık ki.

Böyle bir fotoğraf içinde zayıfa yaşama, adalet arama hakkı bile yok! 

Adalet mekanizması bu tip kararlarla yara almış bir toplumda, kararlarınızın adil olduğuna kimseyi inandıramaz, bireysel adalet arayışını da durduramazsınız. Bu da kaos demektir. Gücü yetenin gücü yettiğine uyguladığı adaleti normalleştiren bir kaos… Çünkü adalet duygusu fıtri bir duygudur ve bu duygu ne suretle olursa olsun ört bas edilemez. Şaban Vatan ile birlikte toplum vicdanına da, adalet talebine de deli gömleği giydirilmemeli. Güçlünün tahakkümüne izin verilmemeli. Rabia Naz’ın sır dolu ölümü aydınlatılmalı. Yoksa kimse adalete güvenden bahsetmesin!

HAYVANLARA DÜŞMANLIĞIN SEBEBİ NE?

Vergimizi veriyoruz…

Oyumuzu veriyoruz…

Talebimizi iletiyoruz…

Fakat yetmiyor…

Ne yapsak olmuyor…

Bir türlü hayvan haklarıyla ilgili elzem yasalar çıkarılmıyor. Çıkarılır gibi yapılıyor, ama memlekette o kadar sık seçim yapılıyor ki, hep bir dahaki seçimin sonrasına erteleniyor… Sonuçta olan yasaların korumadığı masum canlara oluyor.

Bunları neden söylediğimi izah edeyim.

Ankara’da insanlıktan zerre nasibi olmayan üç kişi tam16 köpeği zehirli et yedirerek öldürüyorlar. Çıkarıldıkları mahkemede de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıyorlar. Mahkeme çıkışı, kameralara gülerek poz veriyorlar.

Bir başka vaka…

Annelerinden süt emen yavru köpeklerin görüntüsünü düşünün…

Dünyanın en masum, en şirin, en dokunaklı görüntülerinden biridir bu…

Adana’da otomobil süren bir kadın, işte bu şekilde süt emen iki yavru köpeği göz göre göre çiğneyerek öldürüyor.

Otomobilin hızı düşük, istese hemen durabilir, ama durmuyor, yavru köpekleri ezip geçmeyi tercih ediyor. Üstelik bu kişi insanların çocuklarını emanet ettikleri bir ilkokul öğretmeni!

Bir hayvan saldırgandır, sizin için de meşru müdafaa durumu söz konusu olmuştur, belediyenin uzman personelinin müdahale etme olasılığı da yoktur, anlarım…

Ama…

Semtte dolaşan 16 köpeği, tuzak kurarak, organizasyon yaparak öldürmek…

Ya da, durabilecek hızdayken bir pet şişeyi eziyor gibi iki küçük yavruyu ezmek…

Ben bu gaddarlığı anlayamıyorum.

Bu gaddarlık sonrasında sergilenen “ne olacak canım” halini izah edemiyorum.

Toplumun bazı kesimlerinde hayvanlara karşı yükselen bu sebepsiz öfkeyi, hayvanlara kol kanat gerenlere karşı kızgınlığı insanlıkla tevil edemiyorum.

Bir de bunların yanına, “hayvanlara zarar verilmesin” denildiğinde hemen “Bırak hayvanları! Sen insanlara bak” diyerek sanki ikisi birbirinin zıttıymış gibi düşünen taş kafalı, taş kalpli bir kitle var ki onlara hiç girmiyorum…

Kabul edilebilir, insanca bir neden söz konusu değilken; zararsız, masum bir hayvanı veya hayvanları soğukkanlıca öldürmekte sakınca görmeyen kişinin akıl ve ruh sağlığı yerinde olabilir mi? Akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan bir kişinin, çocuklara eğitim vermesine, insan içine çıkmasına nasıl izin verilebilir?

Verilmemelidir.

Ne yazık ki veriliyor.

Bu ülkede hayvanlara işkence yapabilirsiniz. Hayvanların kollarını bacaklarını kesebilirsiniz. Bağlayıp yakabilirsiniz.  Onlara tecavüz edebilir, parayla başkalarına da tecavüz ettirebilirsiniz.

Yasaların kör noktasında olduğunuz için bunları yaparken görünmezsinizdir…

Çünkü Allah hayvanları insanlara bir nevi stres alma aygıtı olarak dilediklerinde, diledikleri barbarlığı yapabilsinler diye yaratmıştır!

Çünkü hayvanların canı yoktur! Onlar sadece birer nesnedirler!

Bu katillerin serbest bırakılmasından başka hiçbir sonuç çıkarmak mümkün değil.

Şimdi bu insanlar hiçbir şey olmamış gibi mahkeme salonundan çıkıp evlerine gidecek, ölüm kokan elleriyle çocuklarını sevecek, daha doğrusu seviyormuş gibi yapacaklar. Hayvanlarla ilgili de belli bir miktar para ödeyerek, hesabın kapanmış olduğunu düşünecekler.

Sevgi, merhamet bir bütündür. Bir şeyi diğerlerinden soyutlayarak sevemeyiz. Bu sevgi değil saplantı olur ancak. Eğer bir şeyi içten seviyorsak, başka şeyleri de severiz. Birini seviyorsak, açan çiçekleri de, ağaçları da, uçan kuşları da severiz. Ya da tersi… Hayvan düşmanlığı, sıradan değil çok önemli bir konu. Çünkü hayvanlara olan gaddar ve anlayışsız davranışlarımız başkalarına, yani kendimiz gibi olmayanlara da yansıyor. Hayvanları nasıl görüyorsak “ötekini” de öyle görüyoruz…Hayvanlara ne kadar yaşama hakkı tanıyorsak “ötekine” de o kadar tanıyoruz. Çünkü asıl biziz, “özne” biziz…

İnsan yaratılmışların en şereflisi… İnsana mahsus şeref ve vakar bir kişi de mevcutsa, o kişide yaratılmışlara karşı merhamet kaçınılmaz olarak bulunur. O zarif Kuş Evlerinin başka bir sebebi yoktur aslında. 

Hayvanlara gaddarlık yapanların ne çocuk sevgilerini, ne insana saygılarını, ne göz yaşlarını, ne de inançlarını ciddiye alırım. Allah Resulü hayvanlara merhamet etmeyene, Allah’ın merhamet etmeyeceğini söylüyor. Ben de yargıdan, bütün içtenliğimle, bu suçu işleyenlere merhamet göstermemesini istiyorum. Diyeceksiniz ki “bu ülkede insan hayatının önemi var mı ki hayvan hayatının olsun!” Ben de diyorum ki hem insan hayatını, hem hayvan hayatını güvence altına alacak adil yasalarımız ve Rabia Naz’ların ölümünü aydınlatacak adil görevlilerimiz olmalı. Böyle bir amaç için sivil toplum olarak, evlat sahibi insanlar olarak  bilinçli ve organize bir şekilde mücadele etmeliyiz. Kişilere yapılan adaletsizlikleri kendimize yapılmış gibi görmeli ve gereğini yapmalıyız. Yoksa topyekun bu kötülüğün içinde boğulacağız.

YORUM EKLE

banner5