"Bazı insanlar şirket kurar. Bazıları ise gittikleri her coğrafyada milletinin itibarını inşa eder."
Uluslararası Vuslat Platformu’nun, Cumartesi Dernek Merkezinde düzenlediği “Ayın Konuğu" programının konuşmacısı Albayrak Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nuri Albayrak’tı. Yaklaşık bir saat süren konuşmasında yarım asırlık mücadelesini, 28 Şubat'ın izlerini ve Afrika'da Türkiye'nin yükselen itibarını anlattı.
Değerli kardeşlerim,
Hayat, herkese aynı ömrü verir. Fakat herkes ardında aynı hikâyeyi bırakmaz.
Kimi yaşadıklarını satırlara yazar, kimi ise yaşadığı hayatla gelecek nesillere okunacak bir eser bırakır.
Uluslararası Vuslat Platformu'nun bu ayki konuğu, Albayrak Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sayın Nuri Albayrak, bana göre ikinci gruptan biriydi.
Programın açılışında kürsüye gelen kıymetli büyüğümüz Hamza Cebeci Ağabey, günün ruhunu tek cümlede özetledi.
"İlmi kitaptan, işi ise hayatın içinde yaşayanlardan öğrenirsiniz."
İşte o anda bunun sıradan bir konferans olmayacağını hissettim.
Çünkü biraz sonra dinleyeceğimiz şey, bir holding yöneticisinin başarı hikayesi değil, yarım asırlık bir mücadelenin, sarsılmayan davanın ve milletine adanmış bir ömrün muhasebesiydi
1970'li yılların sokak çatışmalarını yaşamış, 28 Şubat'ın ağır baskılarından geçmiş, mahkeme salonlarını ve cezaevi günlerini görmüş, buna rağmen inancından, memleket sevdasından, yerli ve millî duruşundan asla vazgeçmemiş bir Anadolu insanı vardı.
Ve en önemlisi,
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile uzun yıllara yayılan yol ve dava arkadaşlığının, Türkiye'nin son çeyrek asırlık yürüyüşüne nasıl eşlik ettiğini bizzat yaşamış bir dava adamı vardı.
Bu, Anadolu'nun mütevazı bir köyünden başlayıp İmam Hatip sıralarından geçen, 28 Şubat'ın karanlığını yaşayan ve bütün badirelere rağmen dimdik ayakta kalan bir neslin hikâyesiydi.
Nuri Albayrak'ı dinlerken bir gerçeği yeniden fark ettim.
Bazı insanlar ticaret yapar.
Bazıları ise ticareti, milletine hizmet etmenin bir vesilesi haline getirir.
Konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden biri de özelleştirme süreciydi.
Devletten devraldıkları fabrikaların tamamının zarar ettiğini, bazılarının iflasın eşiğinde bulunduğunu anlattı.
Ardından şu cümleyi kurdu.
"Hepsini ayağa kaldırdık. Daha az çalışanla daha fazla üretim yaptık ve tamamını kâra geçirdik."
Bu söz, bana göre sadece bir işletmecilik başarısını anlatmıyordu.
Bu, israfı değil verimliliği, günü kurtarmayı değil geleceği inşa etmeyi esas alan yerli ve millî üretim anlayışının kısa ama güçlü bir özetiydi.
Albayrak Grubu da yıllardır sadece fabrikalar kuran, limanlar işleten, hastaneler ve havalimanları yapan bir şirket olmadı.
Gittiği her coğrafyada Türk mühendisliğini, Türk girişimciliğini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarını temsil eden bir anlayışın adı oldu.
Elbette bu yürüyüş kolay değildi.
28 Şubat'ın ağır ikliminde hedef oldular.
Şirketleri soruşturuldu.
Cezaevine girdiler.
İtibar suikastlarına maruz kaldılar.
Ama zaman gösterdi ki iftira geçici, eser ise kalıcıdır.
Konuşması boyunca beni en çok düşündüren noktalardan biri de şuydu;
Nuri Albayrak'ın anlattıklarından anladım ki, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yıllara dayanan yol arkadaşlığını hiçbir zaman bir ayrıcalık olarak görmemiş.
Tam aksine, bu yol arkadaşlığını omuzlarında taşıdığı büyük bir emanet olarak kabul etmiş, gittiği her ülkede bu dostluğa ve güvene gölge düşürmemek için büyük bir hassasiyet göstermiş.
Yalnızca şirketini değil, Türkiye'yi temsil ettiğinin bilinciyle hareket etmiş.
Ay yıldızlı bayrağın itibarını, elde edeceği her kazancın üzerinde tutmuş.
Belki de onu farklı kılan en önemli özellik buydu.
Konuşmasının dışında beni en çok etkileyen ise şahsiyetiydi.
Kendisiyle o gün ilk defa tanıştım.
İtiraf etmeliyim ki, dünyanın birçok ülkesinde yatırımları bulunan büyük bir holdingin yöneticisinden beklediğim resmiyet yerine, gösterişten uzak, mütevazı, samimi ve gönül diliyle konuşan bir insanla karşılaştım.
İnsanlarla kurduğu sıcak diyalog, herkesle aynı içtenlikle tokalaşması ve tevazusunu her hâline yansıtması bana bir kez daha şunu hatırlattı.
İnsanı gerçekten büyüten, serveti değil tevazusudur.
Konuşmanın en etkileyici bölümü ise hiç şüphesiz Afrika hatıralarıydı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Somali'den Gine'ye, Uganda'dan Pakistan'a uzanan hizmet yolculuklarını anlatırken salonda derin bir sessizlik hâkimdi.
Açlığın pençesindeki Somali,
İlk kez umut olan hastaneler,
Yeniden ayağa kaldırılan limanlar,
Üniversiteler,
Toplu ulaşım projeleri,
Büyükelçilik binaları,
Ve bugün Türkiye'nin geleceği açısından stratejik önem taşıyan yatırımları gibi niceleri,
Bunların hiçbiri sadece beton, demir ve çimentodan ibaret değildi.
Bunlar, Türkiye'nin vicdanını, merhametini ve devlet ciddiyetini temsil eden eserlerdi.
Konuşmada hafızama kazınan bölümlerden biri de Afrika'daki devlet adamlarının Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan hakkında söyledikleriydi.
Nuri Albayrak'ın aktardığına göre Hristiyan bir Afrika lideri şöyle diyordu;
"Recep Tayyip Erdoğan, Afrika'ya insan olduğunu yeniden hatırlatan liderdir. Ne olursa olsun onun yanındayız."
Bir başka devlet başkanı ise tek cümleyle her şeyi özetliyordu.
"Türkiye zor günümüzde yanımızdaydı."
İşte gerçek itibar budur.
Gerçek liderlik korku salmak değil, umut olmaktır.
Gerçek güç sömürmek değil, paylaşmaktır.
Gerçek büyüklük ise mazlumun duasında yer bulabilmektir.
Konferans boyunca zihnimde en çok yer eden kelime ise başarı değil, vefa oldu.
Çünkü insanı büyüten sadece kurduğu şirketler değildir.
Dostluğuna sadık kalması, emanetine sahip çıkması ve milletine karşı vefasını ömrünün sonuna kadar taşımasıdır.
Büyük eserler, ancak büyük bir vefa duygusunun omuzlarında yükselir.
Salondan ayrılırken aklımda ne limanlar vardı ne fabrikalar...
Aklımda kalan, büyük başarıların ancak büyük bir dava ahlakıyla kalıcı olabileceği gerçeğiydi.
Belki de o gün salondan ayrılırken hepimiz aynı duyguyu taşıyorduk;
“Büyük olmak, büyük şirketler kurmak değildir. Büyük olmak nerede olursa olsun ülkesinin itibarını kendi itibarı gibi koruya bilmektir.”
Bugün Afrika'nın birçok ülkesinde Türk bayrağına güven duyuluyorsa bunun arkasında sadece devletimizin gücü yoktur.
Orada, "Ben Türkiye'yi temsil ediyorum." şuuru ile çalışan isimsiz kahramanların alın teri de vardır.
Nuri Albayrak'ın konferansından geriye zihnimde ne dev projeler kaldı ne de ekonomik rakamlar.
Hafızamda yer eden şey, büyük işler başarmış bir insanın mütevazı duruşu ve "Türkiye'nin itibarı her şeyden önce gelir." anlayışı oldu.
Rabbim bu aziz millete, kazancını sadece kasasına değil, milletinin itibarına da yatıran, nerede olursa olsun ay yıldızlı bayrağımızı şerefle temsil eden, yerli ve millî duruşundan taviz vermeyen insanların sayısını artırsın.
Çünkü günün sonunda kasalarda kalan para değil, gönüllerde bıraktığınız itibar, mazlumun duası ve arkanızdan edilen hayır dualardır.
Selam ve dualarımla