Dünya... Ne kadar ilginç bir hâle dönüştü. Yoksa hep böyleydi de yeni mi farkına vardık? Kahpeliğin kol gezdiği enlem ve boylamlar arasında insan kalmaya çalışmak büyük mesele... Uzaktan gümbürtülerini duymakta olduğumuz sele... Harp mi demeli? Önümüzdeki yol yokuş mu sarp mı demeli?
Dünya... Üç buçuk kaçık, kifayetsiz maşalar ve yüzsüzlerin eline kalır mı? Kalırsa bu hâli mideler alır mı? Vur, kır, yut... Hop deme ihtimali olanı uyut! Ne güzel(?)
Ama meşhur bir söz var. Bilirsiniz... Kula bela gelmez Hak yazmadıkça, Hak bela yazmaz kul azmadıkça! Bu azgınlık hayra alamet değil! Siyonist ambalajlı şeytan askeri bu güruh, kuduz köpeklere rahmet okutur oldu. Köpeksiz köyde değneksiz gezmenin nirvanasındayız. Bu azgınlık korkarım ehli kitabın putperest tahakkümüne girmesine sebep olacak. Buda'nın tırnakları ciğerimize batarken, Şivaperestlerin ayakları boğazımıza basacak... Baalbek sahrasında bir avuç lain Mitraizmin kanlı bayrağını göndere asacak... Anlaşıldı! Sekiz milyar Ademoğlu eni konu susacak... Susun! Susun! Dağ taş dile gelecek de... Bu gaflet ve alçalışın üzerine kusacak!
Bütün dünyanın kıskıvrak yakalandığı ahvali, şöyle geriye çekilerek seyredince (-ki seyretmekte üstümüze yok!) akıl fikir almayacak şekilde dumura uğramamak mümkün değil. Çapsızlığın ve hesapsızlığın ötesine geçen bir aymazlık, coğrafya ayırdetmeksizin dal budak sarmış. Su yolunu bulup illaki akarmış! Lakin bu kapan içinde kapan vaziyet çözülmez düğümlere taş çıkaracak belli... Düğüm körse ip ya kesilir ya kopar... Olacak olan bu aşikâr... O zaman inceldiği yerden kopsun!
Biz çocukken çıkan; basit, avama yönelik, arkaik paparazzi modunda bulvar gazeteleri seviyesinde bir medya ortamında, ne olup bittiğini anlamak için madenci gibi kazıp elemek elzem... Bütün dünya manipülasyon epidemisinde bulanık suda balık avlama derdinde... Bu beterin beteri atmosferde işi zor, merdin de namerdin de! Asılsız bilginin tekrarıyla komaya sokulan insanlığın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir inanın... Bu hercümercin içinde niye, niçin gidildiği bilinmez bir savaşa sürükleniyoruz Allah muhafaza!
Girizgahtan itibaren gidip tekrar gelirsek... Maalesef dünya delilerin eline kaldı. Uluslararası ilişkiler dediğin bir hüsn-ü kuruntudan ibaret... Yapay zekâya teslim olurken organik zekânın aslında geri olduğunu vurgular gibi her hadise... Bütün bir insanlık aradan çırak çıkarılıyor!
Delilerin gemi azıya almasına bakıp da mızırdanmak olur mu? Olmaz elbet... Zira basireti bağlanan deli olsa ne yazar veli olsa ne? Burada mesaj yüklü bir imtihan saklı besbelli... İdrak yoksunu kalırsak maazallah herşey en beterinden terelelli!
Tarihin bütün ceberrutları, delileri, kibir abideleri, sapkınları, tanrıcılık oynayan lainleri... Hepsi aynı şer familyasının üyesi... Hepsi fenalık üzerinden, aşağıların da aşağısına indirilmekten, gazap çekicilikten ötürü akraba... Nemrut ile Hitler'in akrabalığı var. Neron ile firavunun akrabalığı var. Kabil töresince ifsadın askeri hepsi... Verilen mühleti kullanırlarken mağrur hallerine bakıp korkmayın... Onların zulüm saltanatının hükmü güneşe bırakılmış buz kadar bile değil! Kuduzun ölmeden evvel saldırgan olmasından daha tabii ne var? En nihayet hepsinin akıbeti esatir-i evvelin olmak!
O zaman solmaz ümit kapısına dayayıp gönül kulağımızı ötesine sağır kalalım:
"Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık vardır. Evet, her zorlukla beraber elbet bir kolaylık vardır."(İnşirah 5-6)