Şerbetli Yazı

Abone Ol

Yalanlarla yaşamak ne kadar zor... Yalancılık kadar hammaliyesi külfetli başka bir iş var mıdır? Nasıl olsun? Bir yalancı düşünün... Foyası ortaya çıkmasın diye çevirdiği bütün dolapları en ince ayrıntısına kadar aklında tutmak zorunda... Öylesine bir tutuş ki... Sonunda attığı yalanı yaşıyor olmakla başbaşa kalıvermiş! Çünkü aldattıklarının hasbelkader şüpheye düşmesine sebep olacak tutarsızlıklar yalancının kırmızı çizgisi...

Halbuki dosdoğru, eğmeden-bükmeden yaşayan adam öyle mi? Bir kere hakikaten adam! Hatasıyla sevabıyla gözler önünde... Mükemmel değil... Evet... Kul nihayetinde... Ama kıvrımları yok! Öngörülebilir... Sözü tartılsa da hilesizliği ayan-beyan... Düşmanlık ederken bile emniyet hissi veren bir portre... Sırtında, gönlünde, aklında yükleri yok... Unutsa da... Tavrı, tarzı hep aynı... İki kere iki dört hesabı kadar sade... Yalan yüküyle işi olmadığı için hiç yorgun değil... Muhatabını yormayışı da buradan inkişaf ediyor besbelli... Yalansız dolansız insan... İnsanlık için ne mübarek nimet!

Dünyanın yalan olması; yalanı, aldatıcılığı kabule payanda olabilir mi? Asla tabi ki! Aslında yalanlarla yılanlaşmış kişiler sadece kendilerini aldatır. Zira hakikat öyle ya da böyle çıkar gelir. Hoş... Yalan konusunda kariyer sahibi olmuşlar, yalanın foyasını yalanla örtmekte de mahir olabilir. Yamalı lastikle artık ne kadar giderse... Eninde sonunda yalanları ayaklarına dolanıverir.

Müzmin aldanışlar da zamanla yalana tiryakilik haline gelmez mi? Beynelmilel yalanlar en baş ağrıtıcı olanı kuşkusuz... Uyanma refleksini boşa düşürmede, yalanı mazur görme yahut tefsire giderek kabul dairesine sokma çabasından daha yıkıcı bir cereyan var mı? İtimat elbette iyidir ama murakabe daha iyidir. Murakabesizlik iklimi, yalanı ve yalancılığı, körkütük aldanışı besleyen, semirten bir âmil... Şöyle geriye çekilip manzaraya bakınca, hepimiz öyle ya da böyle yalan değirmenine su taşıdığımızı görebiliriz. Yergiye maruz kalmamak adına tevil ettiğimiz yalanlar sebebiyle acze düştüğümüz vâki... Halbuki emredildiği gibi dosdoğru olmak ne hoş... En aciz vaziyeti bile güçlü kılmaya muktedir. İşte... Kişi yahut cemiyet ölçeğinde zaafiyet, doğru yahut hakikatten kopuşta düğümlü... Erdemin buharlaşması, zamanın cilalı defosu hükmünde belki...

Yalanın düpedüz yalan olması da şart değil başka bir açıdan bakınca... Doğruların eğilip bükülmesi veya doğrunun bir kısmının sürüme sokularak, kalan kısmı için kulağının üstüne yatmak da türevi alınmış yalan sıfatına haiz... İnce işçilik içeren mantıki safsatalar üretmek, kimilerince caiz... Sözün özü, hayatımızın her milimetrekaresinde yalan bulaşığı mevcut... Halbuki şu rivayet ne kadar keskin:

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e:

“–Mü’min korkak olabilir mi?” diye soruldu.

“–Evet, olabilir!” buyurdular.

“–Mü’min cimri olabilir mi?” diye soruldu.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yine:

“–Evet, olabilir!” buyurdular.

“–Pekâlâ, mü’min yalancı olabilir mi?” diye soruldu.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu sefer:

“–Hayır, aslâ!”

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }