Değerli Kardeşlerim,
“Siyaset” kelimesi köken itibarıyla idare etmek, yön vermek, ıslah etmek anlamına gelir. Yani siyaset; bağırmak, kavga etmek ya da slogan atmak değil, toplumu adaletle ve dengeyle yönetme sorumluluğudur.
Bugün sıkça kullandığımız “politika” ise daha çok çıkar hesapları, taktikler ve kısa vadeli hedefler üzerinden yürür. Politika günü kurtarır; siyaset ise yarını inşa eder.
Politika kazanmayı önemser; siyaset yük taşımayı göze alır.
Siyasetin en zor tarafı nedir diye sorulsa, kanaatimce verilecek cevap şudur: Farklı insanları, farklı düşünceleri bir arada tutabilmek.
Toplumu bir orkestra şefi gibi yönetebilmek… Herkes ayrı telden çalarken, ortaya bir uyum çıkarabilmek.
Bu yönüyle siyaset; slogan üretme, hamasi cümleler kurma işi değildir.Ne de sadece “olması gerekenleri” sıralama alanıdır.
Siyaset, hayatın tam ortasında yürür.İdeal ile imkân arasında, niyet ile şartlar arasında hassas bir denge kurmayı gerektirir.
Tıpkı bir orkestra şefi gibi…
Kemanın sesini kısmadan, davulu susturmadan ama ritmi de bozmadan yönetebilme sanatıdır.
Bir gün; rahmetli Turgut Özal’la, Necmettin Erbakan Hocamızla ve bugün de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la siyaset yapmış bir devlet büyüğümüzle dost meclisinde sohbet ediyorduk. Kendisine şunu sormuştum:
“Büyüğüm, bu kadar farklı liderle, bu kadar farklı zamanlarda siyaset yaptınız. Bir cümleyle siyaset nedir? diye sorsam ne dersiniz” dediğimde,
Hiç düşünmeden şu cevabı verdi:
“Siyaset, mümkün olanı hayata geçirebilme sanatıdır.”
Bu söz zihnime mıh gibi çakıldı.
Çünkü siyaset hayal satma işi değildir.
Gerçekten kopmadan, şartları görerek yol yürüyebilme işidir.
İstediğini değil, yapabildiğini hayata geçirme meselesidir.
Bugün bakıyoruz; birçok kişi siyaseti sadece “nasıl olması gerekir” üzerinden konuşuyor. Oysa iş orada bitmiyor. Siyaset, doğruyu bilmek kadar, o doğruyu hangi şartlarda hayata geçirebileceğini de bilmektir.
Aksi hâlde yapılan iş siyaset değil, temenniden ibaret kalır.
Yıllar sonra, yine ismini vermek istemediğim, devlet tecrübesi yüksek bir büyüğümüzün anlattığı bir hatıra bu gerçeği zihnimde daha da netleştirdi.
O dönem Cumhurbaşkanımız başbakandı. Randevu alıp ziyarete gitmişler. Yanında bir ortağı da varmış. Görüşme bitince başbakanımız misafiri uğurlamış, kendisine ise:
“Sen biraz kal.” demiş.
Yalnız kaldıklarında dönüp şu soruyu sormuş:
“Yahu, sen bunu nereden buldun?”
Anlatan kişi şaşırmış:
“Efendim,” demiş, “bahsettiğiniz kişi sizin resmî danışmanınız.”
Cevap ibretlikmiş:
“Bak,” demiş, “benim etrafımda her türden insan olur. Herkes aynı niyeti taşımaz, herkes aynı hassasiyete sahip değildir. Ama sen benim yanımda olan herkesle iş yapmak zorunda değilsin.”
Bu söz ilk bakışta sert gibi durabilir. Ama aslında siyasetin ve devlet işinin çok açık bir gerçeğini anlatır.
Büyük iş, herkesle aynı mesafede durmak değildir.Kiminle ne kadar yol yürüneceğini bilme meselesidir.
Devlet yönetmek cam fanus içinde yapılmaz.Toplumun her kesimiyle temas edersiniz.İyi niyetli olan da gelir, işi gücü olan da…Mesele herkesi aynı torbaya koymak değildir.Mesele; doğru insanla, doğru işi, doğru zamanda yapabilmektir.
Burada özellikle şunu söylemek isterim:Bu satırların amacı kimseyi yüceltmek ya da kutsamak değildir.Asıl mesele, toplumda sıkça söylenen ama eksik kalan bir sözü yerine oturtmaktır.
Zaman zaman şu cümleyi duyarız:“Cumhurbaşkanımız iyi ama etrafı kötü…”
Bu söz ilk bakışta masum gibi görünür ama aslında sorumluluğu tek bir yere yıkan bir anlayışı içinde taşır.Oysa hayat da, devlet de, siyaset de tek bir kişinin omuzlarında durmaz.
Cumhurbaşkanımız elbette kimin nerede durduğunu bilir. Ancak bu, etrafındaki herkesin yaptığı işten bizzat onun sorumlu olduğu anlamına gelmez.Herkes, bulunduğu yerin ve yaptığı işin hesabını önce kendine vermekle yükümlüdür.
Asıl soru şudur:Herkes kendi işini hakkıyla yapıyor mu?
Bulunduğu yeri bir bahane kapısı mı, yoksa bir emanet mi görüyor?
Bugün ihtiyacımız olan şey,
“Kim kimin yanında?” tartışmasından çok şudur: “Ben kendi işimi ne kadar doğru yapıyorum?” sorusunu kendimize sorabilmek.
Çünkü düzen, bir kişiden değil; işini doğru yapan insanlardan doğar.
Velhasıl…
Siyaset hayal kurma işi değil, denge kurma işidir.
Siyaset herkesi memnun etme çabası değil, milletin yükünü omuzlama sorumluluğudur.
Ve evet…
Siyasi büyüğümüzün dediği gibi:
“Siyaset, mümkün olanı hayata geçirebilme sanatıdır.”
Selam ve dua ile…