''Beştepe'ye giden CHP'li' yalanını kimin ortaya attığını buldum''

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CNN Türk canlı yayınında gazeteci Hakan Çelik'in sorularını yanıtladı. Çelik programda Beştepe'ye giden CHP'li yalanına ilişkin “Ben olayı kimin yaptığını buldum” ifadesini kullandı.

''Beştepe'ye giden CHP'li' yalanını kimin ortaya attığını buldum''

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, NATO Liderler Zirvesi’ne ilişkin, “Bu zirvenin en önemli sonucu şu, dışarda konuşurken Türkiye’ye ne yapması gerektiğini söyleyenler, dörtlü zirvede Cumhurbaşkanımız’dan aslında kendilerinin ne yapması gerektiğini ve bunları yapmadıklarını duymuş oldular. Bunlar karşısında da söyleyecekleri çok fazla bir şey yok.” dedi.

Çelik, CNN Türk canlı yayınında gazeteci Hakan Çelik’in sorularını yanıtladı.

“15 YILLIK TARİHTE 200 YILLIK YOL YÜRÜDÜK”

İlk uçuş testini gerçekleştiren Akıncı TİHA’yla ilgili videonun gösterilmesi üzerine Çelik, bunun müthiş bir iş olduğunu, 15 yıllık tarihte 200 yıllık yol yürüdüklerini, normalde bu buluşlar için başka ülkelerin kapısında beklemek durumunda kalacaklarını ve bu ihtiyacı giderdiklerini anlattı.

Bu teknolojiyi dünyada en ön sırada ürettiklerini vurgulayan Çelik, genç beyinlerin bir seferberlik içerisinde eserlere imza atarken hayallerini ve ideallerini gerçekleştirdiklerini, bunun topyekun bir seferberlik olduğunu ifade etti.

“ÇOCUKLAR KÜÇÜK YAŞTAN İTİBAREN YETİŞTİRİLMELİ”

Gündemdeki Ceren Özdemir cinayetine de değinen Çelik, “Şimdi bu tabii bizim canımızı çok yakan, özellikle Ceren kardeşimizle birlikte bir kere daha gördük ki her bir yaşadığımız kayıpla birlikte insanlığımızdan, medeni toplum olma bir şey kaybediyoruz. Bu dünyanın her yerinde büyük problem, ülkemizde de büyük bir problem.” diye konuştu.

Kadına yönelik şiddetin birkaç boyutu olduğunu aktaran Çelik, siyaset, medya ve günlük hayatta kullanılan dilin fazla ataerkil ve maço olduğuna, kadınları aşağılayan, ikinci sınıf olarak gören kavramların kullanıldığına işaret etti. Çelik, küçük yaştan itibaren çocukların yetiştirilmesinin önemine işaret etti.

“KANUNLARIN UYGULANMASI DA BİR ZİHNİYET MESELESİ”

AK Parti Sözcüsü Çelik, bu konuda kat edilmesi gereken çok büyük bir mesafe olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Bu sadece kanunlarla düzenlenebilecek, siyasetle ele alınabilecek bir şey değil. Bu kültürel ve ahlaki bir konu. Çocuk hangi kodlarla yetişiyor? Kız ve erkek çocuklara dönük davranışların farkından itibaren bu içselleştiriliyor. Kız çocuklar ve kadınlar için bir takım şiddet, sadece fiziki şiddet değil. O en çirkini, ama sözel ve davranış kodlarına gizlenmiş şiddet ile bir insanı iş hayatında, kamusal hayatta, okulda farkında olmadığımız şekilde geri planda tutan bir yaklaşım var. Bunlar da şiddet. Bu kültürel ve ahlaki hassasiyet gerektiriyor. Tabii ki siyaset konumu üzerine düşeni yapacak, yapıyor da ama sonuçta kanunların uygulanması da bir zihniyet meselesi. Siyaset açısından da bu var. Bizim kullandığımız dilde, en son gördük işte bir kadın arkadaşımıza karşı Meclis’te son derece çirkin bir saldırı. Doğrudan ‘Susturun, haddini bildirin.’ gibisinden son derece maço bir tavırla. Bu topyekun bir mücadele edilmesi gereken bir alan.”

“DETAYLI BİLGİLER YOL GÖSTERİCİ OLABİLİYOR”

Çelik, kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerinde olayın nasıl işlendiğine ilişkin detaylı bilgi verilmesinin yol gösterici ve örnek teşkil edici sorun doğurabileceğini kaydetti.

Kadına şiddetin önlemesiyle ilgili büyük mesafeler alındığını, kanunlarda düzenlemeler yapıldığını belirten Çelik, siyasetçi olarak bu konuyu daha çok gündemde tutacaklarını, ama en önemli meselenin çeşitli alanlardaki bileşenleri bu konuda eğitmek olduğunu dile getirdi.

“KENDİLERİNİN NE YAPMASI GEREKENİ DUYDULAR”

NATO Liderler Zirvesi’nin hatırlatılması üzerine ise Çelik, NATO’yla ilgili yoğun tartışmaların yapıldığı bir dönemde, Barış Pınarı Harekatı’na dönük en ileri ifadeleri kullanan Fransa gibi ülkelerin zirvede bir araya geldiğini anımsattı.

Zirvenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra seyahati, dörtlü zirve, iki NATO toplantısının sonucu ve Cambridge Camisi gibi önemli bir esere imza atılması gibi sonuçları olduğunu ifade eden Çelik, “Dörtlü zirve de tabii birçok gündem maddesi var. Göç meselesinden Barış Pınarı Operasyonu’na, Suriye’deki duruma kadar. Bu zirvenin en önemli sonucu şu, dışarda konuşurken Türkiye’ye ne yapması gerektiğini söyleyenler dörtlü zirvede Cumhurbaşkanımızdan aslında kendilerinin ne yapması gerektiğini ve bunları yapmadıklarını duymuş oldular. Bunlar karşısında da söyleyecekleri çok fazla bir şey yok.” değerlendirmesini yaptı.

PKK SALDIRDIĞINDA AVRUPA SESSİZ KALIYOR

Terörle mücadelede çifte standart uygulandığını belirten Çelik şöyle devam etti:

“Avrupa Birliği Bakanıyken gördüğüm çok net bir manzara vardı. Türkiye, DEAŞ saldırısına uğradığı zaman Avrupa’daki büyük kamu binalarına pek çok başkentte Türk bayrağı yansıtılıyordu. Kayıplarımız hakkında bizimle dayanışma içerisinde olduklarını söylüyorlardı, ama PKK saldırısına uğrağımız zaman Avrupa’da hiçbir binaya Türk bayrağının yansıtıldığını görmedim. DEAŞ’a karşı bu dayanışma gösterilirken PKK’ya karşı gösterilmedi. Aynı vatandaşımızı, askerimizi kaybediyoruz. Bu çifte standardın can yakıcı tarafını gösteriyor. Avrupa Parlamentosu, PKK taraftarlarının sergilerinin açıldığı bir salonlarla, koridorlarla doluydu. Bu dörtlü zirvede, Türkiye’nin tezleri daha iyi bir şekilde ele alındı.”

“PKK’YI EN ÇOK FRANSA DAVET EDİYOR”

Türkiye’ye karşı en ileri ifadeleri kullanan, YPG/PYD terör örgütlerinin mensuplarını en çok davet eden ülkenin Fransa olduğuna işaret eden Çelik, Türkiye-Fransa ilişkilerinin tarihine de değindi.

Çelik, “Çifte standartlar gündeme getirildiğinde son derece şaşırtıcı bir şekilde şunu söyleyebiliyorlar. Bizim çift vitesli bir yaklaşımımız vardır. İnsan hakları konusunda uyarırız, ama o bölgelere silah da satarız. Bu davranış biçimi artık kurumsal hale gelmiş. Bu insan hakları demokrasi ve hukuk gibi kavramları yıpratıyor. Çünkü bu kavramların başka ülkelere karşı bir kırbaç, enstrüman gibi, onların dış politikasına ipotek koyma şeklinde kullanıldığı çok net gözüküyor. Bu konuda ilkeli davranılmıyor.” diye konuştu.

“DESTEK VEREN ÜLKE ÇIKAR PEŞİNDEDİR”

Hakan Çelik’in, “Bir de işin üzücü tarafı bazı kesimlerde hala Türkiye sanki DEAŞ’a ve DEAŞ ile ilgili gruplara yakın duruyor izlenimi var. Bu çok tabii üzücü bir şey. Niye böyle bir algı var?” yorumu üzerine Ömer Çelik, bunu en çok yapanlardan birinin Fransa olduğunu ve bunu DEAŞ’a karşı mücadele ediyor diye PKK, YPG’ye bir alan açmaya çalıştığı için yaptığını söyledi.

Vekalet savaşları olduğunu, sömürge arzusu olan ülkelerin PKK, YPG, PYD gibi örgütleri vekalet savaşında kendisinin temsilcisi olarak kullandığını ifade eden Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bunlar da zaten kim bir güç, silah aktarırsa, kim kendilerine bir gelecek vadederse ona hizmet eden örgütler. DEAŞ, PKK dediğiniz şey, terördür, bunlar etiket. Bunlar sadece farklı vekalet savaşlarının adresleri olarak kullanılan işler. Bunlara destek veren ülkelerin yaptığı işin arkasında ne bir durum var. O da şu, hangi ülkede destek veriyorsa o ülkeye dönük sömürgeci bir çıkar peşindedir. Bunu kazıdığınız zaman altında hemen bu çıkar. Bir siyasi matruşka var. En üstünde Erdoğan düşmanlığı var. Kaldırıyorsunuz altında Türkiye, onu kaldırın altında İslam düşmanlığı var. Fakat bu aşırı sağcıların gerçek kimliklerini gizlemek için kullandıkları üç kademedir. Tekrar bunları kaldırmaya devam edin, bunun altından antisemitizm çıkar. Bunların aynı zamanda Musevi düşmanı olduğu ortaya çıkar. Tekrar kaldırın en altta şunu göreceksiniz. Aslında bunlar Avrupa’nın temel demokratik değerlerine de düşmandır.”

AVRUPA’DAKİ TÜRK TOPLULUKLARI

Bunun topyekun bir mesele olduğunu vurgulayan Çelik, “Yani dünya ya topyekun medeni bir hayat yaşar ya da sadece barbarlığı paylaşmış olur.” dedi.

Ömer Çelik, yurt dışında yaşan Türklerin bir araya getirilme gayretlerine de değinerek, Türkiye’de siyasi ve toplumsal meselelerin kazındığı zaman altında kimlik problemleri konusunda aşırı kutuplaşmış, radikalleştirilmiş bir tarihe sahip olunmasının yattığını söyledi.

Genel bir toplumsal kabul ve ahlak oluşturulması noktasında yetersiz kalındığını belirten Çelik, Türkiye’nin içindeki kim problemiyle ilgili geçmişte yaşananların yurt dışına ihraç edildiğini kaydetti.

Şimdi yapılan yoğun faaliyetlerle ortak paydanın oluşturulduğunu ifade eden Çelik, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın bu noktada önemli işler yaptığını sözlerine ekledi.

“LİBYA ANLAŞMASI İLE PLANLARI ”

Türkiye ve Libya arasındaki anlaşmaya değinen Çelik, bunun önemli bir anlaşma ve büyük bir hamle oluğunu dile getirerek, “Onların bizi Doğu Akdeniz’deki normal egemenlik alanımızın dışına itme projesi, bu anlaşmayla darmadağın edilmiş oldu.” dedi.

Yunanistan’ın bu anlaşmanın imzalanmasının ardından Atina’daki Libya Büyükelçisinden Türkiye ile yapılan anlaşmayı istediğini dile getiren Çelik, “Bizden isteselerdi verirdik. Saklı bir şey yapmıyoruz ki. Uluslararası hukuka uygun bir şey yapıyoruz. BM’ye de bildireceğiz.” ifadelerini kullandı.

Libya ile anlaşmayla yapılmasaydı Meis Adası’ndan aşağıya doğru Türkiye’nin sıkıştırılacağını dile getiren Çelik, Türkiye’nin bu anlaşmayla sıkıştırılmak istenildiği alanı darmadağın ederek Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarının altını çizdiğini kaydetti.

Anlaşma yapılan Libya yönetiminin uluslararası toplum tarafından kabul edildiğini belirten Çelik, “Libya yönetimi de bu konuda kararlı. Uluslararası toplumun da kabul ettiği meşru yönetim bu. Uluslararası toplum Fransa’nın ve Yunanistan’ın ilişki kurduğu tarafla bir meşruiyet ilişkisi içerisinde değil. Bunlar yapılırken biz oradaki Libya toplumunu temsil eden yönetimin korunması için üzerimize düşen varsa yaparız, ilişkileri dünyaya da anlatırız. Bu son derece uluslararası hukuka uygun, deniz hukukuna uygun, Birleşmiş Milletler tahammüllerine uygun bir anlaşma. Onaylandı ve BM’ye gidecek.” değerlendirmesini yaptı.

“TÜRKİYE İLE İŞ BİRLİĞİ YAPSALAR HERKES KAZANIR”

Çelik, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye’yi bir takım Avrupa Birliği yaptırımlarıyla korkutmasıyla bir netice alamayacağını dile getirerek, “Rum kesiminde zerre kadar siyasi akıl olsa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin hakkını da verecek şekilde bir mekanizmanın baştan kurulmasına müsaade eder, dolayısıyla oradaki varlıklar çıkarılır ve Rum kesimi ile Türk kesimi arasında baştan paylaşılmış olur. Mısır, İsrail ya da diğerleri açısından da Türkiye’ye karşı iş yapmak yerine Türkiye ile diyalogla iş yapsalar aslında herkesin kazandığı bir formül ortaya çıkar.” diye konuştu.

GAZ GÜVENLĞİNDE KİLİT ÜLKE: TÜRKİYE

TANAP projesi kapsamında Türk Akım’la ilgili Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ocak’ta Türkiye’ye geleceğini belirten Çelik, bunun Rusya’dan Avrupa’ya kadar gaz güvenliğinin kilit ülkesinin Türkiye olduğu anlamına geldiğini söyledi.

Türkiye’nin herhangi bir ülkeye husumet sebebiyle gazı kapattığı, suyu kestiği ya da doğal kaynağı engellediğinin görülmediğini vurgulayan Çelik, en güvenli hattın Türkiye üzerinden geçecek ve herkesin kazanacağı hat olduğunu kaydetti.

“İSRAİL, FİLİSTİNLE İLGİLİ PROJELERİNİ DEĞİŞTİRMELİ”

Çelik, İsrail’de yeni hükumet kurulduğunda Türkiye ve İsrail ilişkileri açısından yeni bir dönem, normalleşme olup olamayacağına ilişkin soru üzerine, bunun İsrail’in Türkiye’yle ilgili politikalarında saldıran tavrından, Filistinle ilgili can yakıcı davranışlarından vazgeçmesiyle ilgili olduğunu, bu konuda Türkiye’nin ilkeleri ve tezlerinin belli olduğunu kaydetti.

“SURİYE İLE DİYALOG SİVİLLERİN GÜVENLİĞİ İÇİN YAPILIR”

Suriye ile istihbarat ve bazı kritik askeri konularda diyalog olduğu, bunu siyasi düzeye çıkarmanın mümkün olup olmadığına ilişkin soruya yanıt veren Çelik, karmaşık bir saha olan Suriye ile böyle bir diyalog yapılmasının siviller zarar görmemesi için olduğunu söyledi.

Sahadaki karmaşık durumu yönetmek bakımından Türkiye’nin milli çıkarlarının korunması için istihbarat ve askerler arasındaki diyaloğun önemli olduğunu vurgulayan Çelik, Suriye halkının istediği yönetim modeli ortaya çıktığında ilişkilerin nasıl kurulacağına o mekanizmanın karar vereceğini, Türkiye’nin de buna olumlu yaklaşacağını kaydetti.

“YUNANİSTAN’IN TAVRI ÇOCUKÇA”

Yunanistan’ın Girit’teki S300’leri hazırladığı yönünde bir istihbarat ulaşıp ulaşmadığına ilişkin soruya Çelik, bu şekilde teyitli bir bilgisi olmadığını söyledi.

Ömer Çelik, TSK’nın gücü ve kararlığın düşünüldüğünde bu işlerin çocukça kalacağını belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu alandaki yetkilerin, egemenlik haklarının, çıkarlarının sonuna kadar korunacağı talimatı verdiğini, Deniz Kuvvetleri’nin de bu alandaki sondaj gemilerini koruyacak her türlü kapasiteye sahip olduğunu kaydetti. Çelik, “Dünya açısından Doğu Akdeniz’de barışın olması, anlamlı bir siyasi kompozisyonun ortaya çıkması isteniyorsa, bunun yolu Türkiye’nin ve KKTC’nin egemenlik haklarına saygıdan geçer. Oraya savaş gemisi gönderip, bir takım füze sistemleri aktive edip, bununla ilgili ortaya tavır koymak Deniz Kuvvetlerinin, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gücü karşısında sadece çocuk oyuncağı hükmündedir. Öyle bir sonuç alamazlar. Bu son derece basiretsiz bir yaklaşım olur.” dedi.

“OLAYI KİMİN YAPTIĞINI BULDUM”

Ömer Çelik, Beştepe’ye giden CHP’li siyasetçi iddialarına ilişkin şunları söyledi:

“Bu tartışma tamamlanmadı. Büyük bir yalan bombası, CHP Genel Merkezinden nükleer bir etkiyle patladı, fakat üstlerine alınmıyorlar. Enteresan bir baskı da kurdular. Konu tabii ki kapanmadı. Bu Türk siyasi hayatına geçmiş en büyük skandallardan bir tanesidir. Bir yalan haber üzerine yalan siyaseti kurdular. Cumhurbaşkanımızı suçladılar. Yalan haberi yapan gazeteciler haberin arkasından çekildi. Bunlar hala yalan siyaseti yapmaya devam ediyorlar. Ben olayı kimin yaptığını buldum. Bir kod veriyorum. Ben kod vereceğim, siz takip edin. Cumhurbaşkanlığı Külliyesine saygısız bir biçimde ‘saray’ diyorlar. Kim diyorsa ki, ‘Bu işin arkasında saray var.’ onlar yaptı. Bu cümleyi kim kullanıyorsa yalan haber patladıktan sonra. Gazeteciler dedi ki, ‘Bizim yaptığımız haber doğru değil. Bize CHP’li bu bilgiyi vermişti. Bu bilgiyi veren CHP’li de bize CHP Genel Başkanından onay aldığını söylemişti. Burada CHP Genel Merkezinin demesi gereken şey şu, ‘Bu gazetecilerin yalan haberi üzerine yanlış bir yaklaşım içerisine girdik. Sayın Cumhurbaşkanından, milletimizden CHP tabanında özür diliyoruz.’ demesi lazım.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5