'Erdoğan'ın en büyük hatası Davutoğlu, ikincisi de...'

Türkiye yazarı Fuat Uğur, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en büyük hatasının eski Başbakan Ahmet Davutoğlu olduğunu söylerken ikincisinin de eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğunu söyledi.

'Erdoğan'ın en büyük hatası Davutoğlu, ikincisi de...'

İşte Fuat Uğur'un Türkiye Gazetesi'nde yer alan yazısı:

İkincisi de Abdullah Gül.

Ama nereden bileceksin ki? Dava arkadaşı olarak yola çıkıyorsun, bir de geriye dönüp bakıyorsun ki birlikte yola çıktıkların yarı yolda seni ekmişler, civarda buldukları yeni sevgililerle cilveleşmekteler. Aldatıldığını anladığında iş işten geçmiştir. Ama gerçek bambaşkadır. Esasında onlar baştan beri seninle değildi.

Defalarca yazdık zaten ama dün Fatih Altaylı da eski bilgileri yeniymiş gibi pazarlamış, oradan aklıma geldi. Ahmet Davutoğlu’nun eski İstanbul İl Başkanı Selim Temurci ile birlikte parti kurma çalışmalarını yürüttüğü sır da değil yeni bilgi de. Keza Abdullah Gül ile Ali Babacan’ın çalışmaları da öyle. Fatih Altaylı pirelere yarış yaptırırken Türkiye’nin Ankara temsilcisi Batuhan Yaşar, Ali Babacan’ın Ankara’daki çalışmalarını anlatmıştı.

Mesele o değil.

Ahlaki bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu geçen ay da yazmıştım.

“Partiden atılmayı bekleme, istifa et” diye çağrıda bulunmuştum Sayın Davutoğlu’na. Hakikaten inanamıyorum buna. Tamam, Abdullah Gül parti üyesi değil ama bildiğim kadarıyla Ali Babacan hâlâ parti üyesi. Neyi bekliyorlar acaba?

Geçtiğimiz günlerde Ali Karahasanoğlu bir televizyon programında “Davutoğlu piyangodan çıktı” demişti.

Saha deneyimi olmayan birini üniversiteden alıp Dışişleri Bakanı yapmak zaten uluslararası ilişkilerde bazı handikaplara yol açabiliyor. Kimi ABD dışişleri bakanlarının Orta Doğu’da saha elemanı (siz ajan da diyebilirsiniz) çalıştığını, bölgeyi avucunun içi gibi bildiğini düşünürsek bunun ne denli önemli olduğunu daha kolay anlayabiliriz.

Davutoğlu bakanlığı süresince Türkiye’yi çok ciddi sıkıntılara soktu. Stratejik Derinlik adlı kitabın yazarı olan birinden beklenmeyecek bir durum. Her hatasını Tayyip Erdoğan göğüslemek zorunda kaldı ve Davutoğlu da hep onun arkasına saklandı.

Erdoğan, Suriye meselesi patlak verdiği ilk zamanlarda Davutoğlu’nu defalarca Beşar Esad ile görüşmeye gönderdi. Beşar Esad ile iyi bir dostluk kuran Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı’nı demokratik sürece geçişi kabul ettirebileceklerini umuyordu. Davutoğlu’na da güvenmişti. Geçtiğimiz yıllarda biz sandık ki Davutoğlu Beşar Esad’ı ikna edemedi. Bir dost olarak güvenilebilecek kişi olan Esad’ın içinden canavar çıkmış, bir milyona yakın insanı katletmişti. Bu olgu görüşmelere ilişkin kanaatimizi de pekiştirdi.

Şimdi aradan yıllar geçti pek çok çarpıcı gerçekle yüz yüze kalıyoruz.

Bir bakan eşinin gazeteci dostlarımdan birine anlattıklarından aktarıyorum.

Davutoğlu’nun Beşar Esad ile yaptıkları toplantılardan birine İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın Dışişleri Bakanı da katılmıştı.

Beşar Esad onlara bu ayaklanma çıkmasaydı (O zamanlar henüz küçük çaplı devam ediyordu) bir sonraki yıl zaten bir anayasa taslağı hazırlayıp ülkeyi tedrici bir demokratikleşmeye götüreceklerini anlattı önce. Ahmet Davutoğlu’na da dönerek “Siz bir başörtüsü sorununu bile 12 yıldır çözemediniz, bizden böyle devasa bir sorunu bir günde bitirmemizi istiyorsunuz” dedi.

Esad görüşme devam ederken hem İran hem de Türkiye Dışişleri Bakanlarına altına imza attığı boş bir kâğıdı uzattı ve şöyle konuştu:

“Bu boş kâğıdı Sayın Erdoğan ve Sayın Ahmedinecad’a götürün. Ne yapmam gerektiği konusunda üzerini doldursunlar, ben razıyım.”

Peki, ne oldu o kâğıt? Ahmedinecad’a ulaştı mı bilmiyorum ama bana bu bilgileri aktaran kişiye göre Tayyip Erdoğan’a ulaşmadı. Çünkü  Davutoğlu o kâğıdı buruşturup attı.

O toplantılarda bulunan Suriyeli temsilcilerin daha sonra söyledikleri ise şuydu:

“Sayın Davutoğlu burada Erdoğan’ın temsilcisi değil de sanki ABD’nin Büyükelçisi sıfatıyla oturuyordu.”

Tuhaf ama onunla ilgili bu söz Mısır devrimi gerçekleştiğinde  İhvan hareketi ile liderleri Mursi’nin seçime katılması yolunda Türkiye tarafından ikna edilmesi sırasında da işitildi. Katılmasalardı her şey farklı olabilirdi. Mursi ve İhvan neredeyse zorla seçimlere itildi ve sonuç ortada. Üstelik İHH Başkanı Bülent Yıldırım ve gazeteci Turan Kışlakçı bu konuda sürekli uyarılarda bulunmasına rağmen. (*)

Kısaca Ahmet Davutoğlu ile ilgili söylenebilecek tek şey aslında bir şarkı:

“Sen de benim hatalarımdan birisin/Sen en büyük günahların bedelisin/Senin için harcanan zamana yazık/Sen en güzel duyguların katilisin”

Ahmet Hakan neden Cumhurbaşkanı’nın uçağından indi?

Cumhurbaşkanı ile birlikte Japonya’ya G20 zirvesine katılmak üzere gidecek basın heyetinde yer alan Hürriyet yazarı Ahmet Hakan Coşkun rahatsızlandığını belirterek uçaktan inmiş. Yani Japonya’ya gitmemiş.

Konuştuğum bazı isimler dalak problemi olduğunu hatırlattı. Uzun seyahatler dalaksız olanları olumsuz etkilermiş. İyi de dalak problemi seyahat teklifi yapıldığında da vardı. Yani kadim bir mesele, kökü ta askerlik görevi mecburiyetine dek uzanan.

Ben sebebini söyleyeyim.

Rahmetli annemin bir lafı vardı. Güçlüyle, zenginle yan yana durmayı, birlikte olmayı sevenler için kullanırdı:

“Kimin arabasına binse onun tekerini gıcırdatır”

Ekrem İmamoğlu’nun böyle sürpriz bir oyla belediye başkanı seçilmesinden sonra geleceğe yönelik bir projeksiyon yapmış ve böyle bir karara varmış olabilir Ahmet Hakan Coşkun.

Gerçi bu türden projeksiyonları 17-25 Aralık sürecinde de yapmıştı ve işler tam tersine bağlamıştı ama olsun.

Hata insanlar içindir, öyle değil mi? Nasılsa dünü hatırlayan yok. Bugüne ve geleceğe bakalım.

Keşke haberim olsaydı Fatih Altaylı, Ertuğrul Özkök ya da Uğur Dündar’ı uçağa almaları konusunda öneride bulunurdum. İsmail Küçükkaya da olabilir bak. Binali Yıldırım’a hakkını helal etmiyormuş. Hiç olmazsa ödeşirlerdi.

Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2019, 16:09
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5