Yalçın Akdoğan'dan flaş çıkış! 'Halk bunu ister...'

AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yalçın Akdoğan, bugün kaleme aldığı yazısında parti kuracak olan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e ilişkin dikkat çeken ifadeler kullandı. Akdoğan, bu isimlerin başarılı olamayacağını belirterek, "Halk, sadece kendi için hizmet eden siyasetçi aramaz aynı zamanda kendi adına mücadele eden, hakkını savunan, değerleri için kavga etmekten çekinmeyen siyasetçi arar" dedi.

Yalçın Akdoğan'dan flaş çıkış! 'Halk bunu ister...'

Yeni parti hazırlıklarını sürdüren eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan kadrolarına son şeklini vermek için yoğun görüşme trafiği yürütüyor.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün desteği ile yola çıkan Babacan'ın partisini 27 Aralık’ta kurması bekleniyor.

Parti kurmak için yola daha erken çıkan Davutoğlu ve ekibinin ise 16 Aralık'ta partiyi kamuoyuna açıklayacakları bilgisi kulislere yansıdı.

Söz konusu iki partinin kamuoyundan nasıl karşılık göreceği ise büyük bir soru işareti. Bu soru işareti konusunda kalem oynatan isimlere bugün önemli bir isim katıldı.

Hükümette görev aldığı dönemde Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu ile yakın mesai harcayan AK Parti Genel Başkan Danışmanı ve Star Gazetesi yazarı Yalçın Akdoğan bugünkü köşe yazısında isim vermeden yeni parti kurma çalışmalarına değindi.

Gül, Davutoğlu ve Babacan'da ne eksik?

Akdoğan isim vermese de Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun siyasi maceralarının başarıya ulaşamayacağını belirterek, "Halk, sadece kendi için hizmet eden siyasetçi aramaz aynı zamanda kendi adına mücadele eden, hakkını savunan, değerleri için kavga etmekten çekinmeyen siyasetçi arar. " ifadelerini kullandı.

Bu mücadele ve kavga refleksine 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimlerini örnek gösteren Akdoğan, "Siyasete soyunmak her şeyden önce siyaset yapmayı gerektirir, yani konuşmadan, duruş belirlemeden, taraf olmadan, atak yapmadan, bir kazanma-kaybetme mücadelesine girmeden siyaset yapılmaz." diye yazdı.

İşte o köşe yazısı;

Siyaset mücadele işidir…

Siyaset elbette bir rekabettir, bir yarıştır ama daha çok bir mücadeledir. Belki bir kavga, çatışma, savaş değildir ama ciddi, zor, çetin bir mücadeledir…

Siyasi düşüncenizi, ideolojinizi, tasavvurunuzu, değerlerinizi, projelerinizi hayata geçirmek için demokratik yollarla bir mücadele ortaya koyarsınız. Bu, aynı zamanda aynı ideallere ve hedeflere inanan bir kesimin, topluluğun, kitlenin adına verilen bir mücadeledir.

Demokratik siyasette toplumun yararına olan ve toplumun istediği işleri yapmak esas olduğu gibi, bunları halkla birlikte, onların desteğini alarak yapmak esastır. Bu yüzden de halka mal olmayan, halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olmayan, halkı siyasi hareketine kanalize edemeyen bir anlayışın siyasette başarılı olması zordur.

Siyasetin duygu ve motivasyonunu, halkın duygu ve motivasyonu belirler.

Siyasi parti demek aynı zamanda bir siyasi hareket demektir. Siyasi hareketler ise bir yönüyle ciddi bir teşkilatçılık gerektirir, birbirine bağlı ve aynı ülkü etrafında kenetlenmiş bir ekip ruhuyla şekillenir; diğer yönüyle güçlü bir sosyal/siyasal cazibe gerektirir, kitleleri bu dava/iddia ve idealler etrafında yönlendirecek bir liderlikle şekillenir.

Bu açıdan siyasi parti/hareket düşünce kulüplerinden veya proje ofislerinden çok farklı bir anlam taşır. Güzel fikirler, projeler veya uzman isimler başarılı bir siyasi hareket anlamını taşımaz.

Çok güzel projelere, düşüncelere, programlara sahip olmakla, bunları siyasetin konusu yapmak, halka mal etmek, halkın desteğini alarak iktidara taşımak farklı şeylerdir.

Türkiye’de seçmen kanaatlerini etkileyen faktörler çok karmaşık ve çok boyutlu bir tablo önümüze koyar.

Oy verme davranışını etkileyen faktörlere baktığımızda etnik kökenden mezhebe, ideolojik zeminden psikolojik sebeplere, vizyondan liderlik özelliklerine kadar birçok değişken olduğunu görüyoruz.

Siyaset aynı zamanda bir değişim mücadelesidir. Bu mücadele bazen diğer siyasi partilere karşı verilir, bazen statükoya veya bürokratik oligarşiye karşı verilir. Ama her halükarda çok güçlü bir iradeyi, çelik gibi sinirleri, hedefe kilitlenen bir azmi gerektirir.

Siyaset bir yönüyle de demokratikleşme mücadelesidir. Bu mücadele bazen diğer partilerin siyasi projelerine karşı, bazen de güç odaklarına, darbeci-vesayetçi çevrelere karşı verilir. Ama her halükarda büyük bir cesareti, sarsılmayan bir iradeyi, geri durmayan bir mücadeleciliği gerektirir.

Bu yüzden, siyasetçi mücadele adamıdır. Korkan, ürken, geri duran, eyyamcılık yapan, risk almayan kişi iyi bir mücadele ortaya koyamaz.

Halk, sadece kendi için hizmet eden siyasetçi aramaz aynı zamanda kendi adına mücadele eden, hakkını savunan, değerleri için kavga etmekten çekinmeyen siyasetçi arar.

17-25 Aralık kumpasına karşı Erdoğan’ın sergilediği tavrı çok az siyasetçi sergileyebilir. Erdoğan karar haksız da olsa bir mahkeme celbine uyup hapis yatmış, kumpaslarla çıkarılmaya çalışılan başka bir mahkeme celbini ise yırtıp atmıştır.

15 Temmuz kalkışmasına karşı halka sokağa dökerek karşı direniş başlatmak başka hiçbir siyasetçinin yapamadığı iştir. Erdoğan 27 Nisan bildirisine uygun şekilde sözle, 15 Temmuz darbesine karşı ise eylemle gereken karşılığı vermiştir.

Siyasete soyunmak her şeyden önce siyaset yapmayı gerektirir, yani konuşmadan, duruş belirlemeden, taraf olmadan, atak yapmadan, bir kazanma-kaybetme mücadelesine girmeden siyaset yapılmaz.

Siyaset siyasi alanda rakiplerinize karşı, onlarla yarışarak, onlarla mücadele ederek yapılır. Kendi evrenine kapanarak, tek taraflı konuşarak, siyasi mücadele alanından soyutlanarak yapılan siyasetin etkisi ve sonucu olmaz.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5