Üç gün önce Paris’te dünya medyasının sessizliğiyle gölgelenen ama etkileri Ortadoğu’nun kalbine dokunacak bir toplantı gerçekleşti. Yirmi beş yıl sonra ilk kez İsrail ve Suriye yetkilileri aynı masadaydı. Daha da çarpıcısı, o masada Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adına Mazlum Abdi de vardı. Fakat o masada Türkiye yoktu.
Bu yokluk, sıradan bir diplomatik eksiklik değil; sahada ve masada varlık iddiası taşıyan bir ülkenin stratejik olarak dışlandığı bir düzene işaret ediyor.
*Görünenden Fazlası Var*
Toplantıdan sonra ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Nicholas Barrack, sosyal medya hesabında barışçıl ve diplomatik bir açıklamayla durumu özetledi: “Paris’te Suriyeliler ve İsraillilerle bir araya geldik. Gerilimi azaltmak ve diyalog kurmak istedik; başardık.”
Bu cümle kulağa hoş gelebilir ama kelimelerin altını biraz kazıdığınızda, asıl senaryonun perde arkasında oynandığını görüyorsunuz.
*Katılımcı listesi oldukça dikkat çekici:*
• İsrail Stratejik İşler Bakanı
• Suriye Dışişleri Bakanı
• SDG’nin başındaki isim Mazlum Abdi
Mazlum Abdi artık sahada sadece fiili değil, siyasi bir aktör. Öyle ki, Suriye’nin geleceğini şekillendirecek toplantılara düzenli olarak davet ediliyor. Bu durum, PKK’nın Suriye uzantısının artık sadece bir “sahadaki güç” değil, aynı zamanda masada bir “taraf” olduğunu gösteriyor.
*Suriye’de Gerçekleşen “Sessiz Dönüşüm”*
Uzun süredir dillendirilen “SDG ile Şam rejiminin entegrasyonu” tezlerinin yerini şimdi açık bir şekilde özerklik talebi almış durumda. Taraflar arasındaki önceki mutabakatlar yok sayılıyor. Öyle görünüyor ki, Amerikan gözetiminde sürdürülen “soğutma, uyutma, unutturma” taktiği artık yerini meşrulaştırma ve yapılandırma sürecine bırakmış durumda.
Paris’teki toplantının esas amacı, Suriye’nin kuzeyinde şekillenen fiili yapının hukuki zeminini oluşturmaya başlamak olabilir mi?
Ve daha önemlisi: Türkiye bu planın neresinde?
*Üç Dört Parçalı Suriye Senaryosu Masada mı?*
Süveyda’nın tekrar Dürzilere bırakılması, Ürdün sınır hattında İsrail-YPG-David koridorunun sessiz sedasız tamamlanması ve Tartus-Lazkiye hattındaki belirsizlikler, Suriye’nin fiilen bölünmüş bir devlet olarak kabul edilmeye doğru gittiğini gösteriyor.
Bu tablo, Batılıların 2012’den beri “Suriye’de istikrar” adı altında sunduğu üç-dört parçalı federatif yapı senaryosunun pratiğe dökülmekte olduğunu gösteriyor. Bu tablo tamamlandığında ise ortaya çıkacak yapı, Türkiye’nin güney sınırında bir PKK devleti ile sonuçlanabilir.
*Türkiye’siz Masalar, Türkiye’ye Tuzak Olur*
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda bu riske dikkat çekti. Ancak görünen o ki içeride hâlâ “NATO’cu” zihinlerin bu gidişatı görmemekte direndiği bir kesim var. Bir terör örgütünün siyasi ve diplomatik meşruiyete kavuşması, sadece sınır güvenliğimizin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel güvenlik mimarisinin çökmesi demektir.
Eğer bu tablo kabul görürse, yıllardır verilen mücadelenin, dökülen kanların ve harcanan stratejik sermayenin heba olması gibi bir sonuçla karşılaşırız.
*SONUÇ*:
*Sessizlikle Gelen Tehdit*
Paris’teki toplantı Türkiye’deki gündemi yeterince meşgul etmedi. Ancak uluslararası ilişkilerde en büyük kırılmalar genellikle sessizlikle gelir. Suriye’de sıcak günler kapıda. Ve bu kez sadece sahada değil, masada da geri planda kalmanın ağır sonuçları olabilir.
*Unutulmamalı ki,* Orta Doğu’da masa başında alınan her kararın sahada kanlı bir karşılığı olur.
Ve o masada Türkiye yoksa, hesap edilen ülke Türkiye olabilir.