Tanrı'nın Yürüdüğü Topraklar

TANRI’NIN YÜRÜDÜĞÜ TOPRAKLAR

Anadolu, küresel egemenlik iddiasındaki güçlerin her daim hedefinde olmuş bir coğrafyadır.

Bütün olarak ele alındığında tüm bölgeler ve ülkeler yeryüzü nizamı için ayrı ayrı önem arz etse de, bazılarını daha kilit ve önemli noktalara taşıyan birtakım tarihi gerçeklikler vardır.

Bu önem sırasının başında Anadolu gelir desek, abartmış olmayız.

Yahudi ve Hrıstiyanların “Tanrı İmparatorluğu” kurma hayaliyle ülkeleri işgal ettiği, milyonlarca insanı katlettiği, on milyonlarcasını yurdundan edip göçe zorladığı vahşi planların neticesinde Anadolu’nun fiili işgali yer almaktadır.

Kirli ve eli kanlı ittifakın ortak motivasyonu, Tanrı’nın Anadolu toprakları üzerinde yürümüş olduğudur.

Hrıstiyan-Yahudi ve Pagan teoloji kitaplarında, makalelerinde Batı ve özellikle ABD kamuoyunun sürekli gündemde tuttuğu bir sapıklıktır: “Where God has walked”.

Tarih boyunca küçük devletlerin veya birliğini sağlayamamış milletlerin uzun süre ayakta kalamadığı Anadolu’da, iki “olmazsa olmaz” vardır:

Bir ve bütün olarak, egemenliği ve hürriyeti uğruna ortak hareket etme, canı pahasına maddi ve manevi varlığını, mirasını muhafaza etme kültürü gelişmiş millet.

Güçlü liderlik beraberinde, içerde ve dışarda milli politikalarına bağlı, koordinasyon ve aksiyonunda zaaflarını gidermiş devlet.

Aksi takdirde ne İran’ın filleri, ne de Bizans’ın orduları yetmez Anadolu’da mevcudiyetini devam ettirmeye.

Bu sebeple, tüm plan ve projelere, darbelere, iç karışıklıklara, sınır tehditlerine, terör ve anarşi ortamlarına, devşirmelere, hainlere rağmen Anadolu işgal edilememiştir.

Edilemeyecektir.

Ta ki, bizi biz yapan değerleri, ortak mazi ve geleceğimizi; şahsi veya grupsal çıkarlarımız-ihtiraslarımız uğruna kendi ellerimizle baltalamaya başlayana kadar.

Kökleri Anadolu’ya uzanan bir Kıbrıs Türkü olarak beni bu derde ortak eden ve kimi zaman endişelendiren nokta ise, Anadolu’nun düşmesi halinde Kıbrıs’taki Müslüman ve Türk varlığının anında saldırıya uğrayacağıdır.

Tersini düşünecek olursak da, Anadolu’nun savunması Kıbrıs’tan başlar.

ABD, Yunanistan, Fransa, İngiltere, İsrail, Mısır gibi ülkelerin hak iddia edip egemenlik kurmaya çalıştıkları adada, Anadolu’nun pek tabi tarihsel, kültürel ve ulusal bağları gereği hak ve hukukları hepsinden katbekat fazladır.

Güçlü millet ve güçlü devlet zırhı ile bugüne dek işgal edilememiş; tüm teşebbüsleri verdiği istiklal mücadeleleri ile geri püskürtmüş olan Anadolu’nun, askeri harekatlarla ele geçirilemeceğini anlayan, “Tanrı’ya insani vasıflar yüklemiş sapıkların” özellikle 1. Dünya Savaşı ile birlikte izlediği “zayıflatma ve çökertme” yöntemi halen devam etmektedir.

Gelinen noktada Anadolu’nun ekonomik ve siyasi saldırılarla birlikte terör, anarşi, isyan ve darbe teşebbüslerine maruz kalması, bu işgal planlarının bir sonucudur.

Tüm olumsuzluklara rağmen, R. Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği ve 2023, 2071 vizyonuyla Anadolu’nun küresel ölçekte söz söyleme yetilerinin tekrar diriltildiği dönem; birlik ve beraberliği perçinleyen bir zemin hazırlamıştır.

Ayrışmanın ve kutuplaşmaların arttığını ezberden haykıran kesimlerin derdi, birtakım vesayetlerin kırılması, içteki taşeronların ellerinin zayıflamasından dolayıdır.

Aksi takdirde, yine aynı kesimlerin, içerde ve dışarda savaşılan terör ve anarşi odaklarıyla ortak felsefe ve pratikte buluşup yol yürümeleri nasıl mümkün olabilirdi?

Tek idealleri Erdoğan’ı ülkenin yönetiminden uzaklaştırmak olan zihniyetin, coğrafyanın yüzleştiği tehditler hakkında bırakın çözüm önerisi getirmeyi, böyle bir dertlerinin, vizyonlarının olduğunu dahi düşünmek, tekrar aynı vahim hataya düşmek olur.

Başta kendi insanıyla, öz değerleriyle ve bin yıldır yoğrulan medeniyetiyle sorunları, hesaplaşmaları olanlar; kalbinin Anadolu olduğu tüm bir İslam coğrafyasıyla ilişkilerinde nasıl bir tutum izleyecektir?

Bu sorunun en yakın ve basit cevabı, bazı şehirlerdeki yeni belediye başkanlarının aldığı, Suriyeli mültecileri doğrudan ilgilendiren kısıtlayıcı kararlardır.

KKTC’de de bu muhalefetin karşılık bulması, Erdoğan ve İslam düşmanlığının sürekli reaksiyon halinde olması yine aynı küresel odakların, ada üzerindeki hamlelerinin ürünüdür.

Çünkü, “Tanrı’nın üzerinde yürüdüğü topraklar” idealine inanmak bir siyasi aidiyet değil, bir kültür meselesidir.

Farklı dilden, dinden ve kavimden olan insanlar ortak bir kültürde buluşabilir ve o kültürün dayattığı davranışlar, hedefler doğrultusunda hareket edebilir.

Önümüzdeki süreç, hangi dili konuştuğumuz, hangi dine inandığımız veya hangi milletten olduğumuzun değil; hangi kültürü öncelediğimizin fazlasıyla önem arz edeceği bir dönem olacaktır.

Ya “Tanrı’nın Anadolu üzerinde yürüdüğüne”,

Ya da bunlara karşı, Hakk ve hakikat yolunda mücadele verenlerden olacağımızın tercihini yapacağımız dönem..

YORUM EKLE

banner5