26.01.2021, 17:21

Tarih nedir? Bilinç kaybı yaşayana her şey müstehak.

Bir toplumu yok etmek için filli işgal tek yöntem değildir. Hatta  bu yöntem  tamamıyla geçersiz  bir duruma doğru evrilmiştir. Bir ülkeyi denetim altına almanın çok daha iyi iki yöntemi vardır.
1- Ekonomik Denetim.
2. Gerçekliğini Yetirmiş Bir Neslin Oluşumuna Katkı.

 1- BİRİNCİ SİLAH:
   (Ekonomik Denetim)

"Aç ayı oynanmaz." Ne güzel bir tespitte bulunmuş ecdad. Ekonomik sorunlar ile boğuşan bir halkın hakikate uygun    değişim- dönüşüm  süreçleri zordur. Ekonomik rahatlık insanların düşünme biçiminde özgürlüğü  hakim duygu kılar. Tebaası özgür düşünen devletler de daha güçlü daha dinamik ve daha bağımsız tavırlar ortaya koyarlar. Fakirlik ile boğuşan milletlerin en önemli sorunu adeta iç karışıklıklar olur. İç karışıklıklar ile boğuşan bir ülkede fikirsel üretim ve bunun bir sonucu olarak ekonomik üretim hiç mümkün olur mu?

 Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir.

 A- Fizyolojik gereksinimler (nefes alma, besin, yemek, su, cinsellik, uyku, sağlıklı metabolizma, boşaltım)
 B- Güvenlik gereksinimi (beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği)
 C- Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet)
 D- Saygınlık gereksinimi (özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak)
 E- Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak)

 Ekonomik Abluka Ne Zaman Başladı?
Türkiyenin ekonomik  abluka altına alınması, 1950 lerde başlayan denetimi esas alan sözleşmeler ile başlar ve 1970 lerden sonra düzensiz bir şekilde başlayıp devam edegelen kentleşme süreci nedeniyle  tarımsal üretimin  bitecek noktaya doğru sürüklenmesi , üretim  yerine tüketim alışkanlığını davranışa dönüştüren  yeni yaşam alışkanlıkları ile ilişkilidir. Tarımsal ve hayvansal üretimin yetirilmesi en önemli kayıpların başında gelir demek yerinde olur.

 Kapitalist Sistem Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından (25 Aralık 1991) küresel ölçekte yeryüzünün iktidarını elde etmiştir.
Beli bir gücün hegemonyasını daha da etkin kılmayı esas alan bu sistem israfa dayalı tüketim kültürünü ana hedef olarak seçmiştir.
İsrafa dayalı tüketimi esas alan kapital felsefe kentleşmeyi bu amaca ulaşmada birinci yol olarak seçmiştir.
 Bu amaç ile:
 •Üretemeyen toplumlar kentlere yığılacak,
 •Medyanın eliyle tüketimi öven reklam sektörü öne çıkarılacak •Sadece  tüketmek üzere bir nesil  formatlanacak adeta.....
Sonuç: Esir Şehrin insanları...

 Bütün dünyada kentleşme süreçlerinin hızlanması da  yeni  düzen kurucularının tek kutuplu dünyaya hakim olmaya başladıkları (Aralik- 1991)bu tarihten sonraki dönemde görülmektedir.


Türkiye ise yanlış politik tutumlar ile  kır nüfusu kentlere göçe zorlamış, 1980’lerden itibaren de varoşlarda biriken gecekonduların yıkılarak apartmanlaşmasını politika olarak benimsemiştir. Artarak devam eden beton yığınlarıyla bezenmiş kentleşme hastalığı, milletimizi yerinde kalkınmayı esas alan  yerleştirme fırsatını kaybetmekle neticelenmiştir.
 
1. Dünya Savaşı sonrası birlikte savaşa girdiğimiz Almanya'da yenilmiş ve hemen akabinde
Almanya 2. Dünya Savaşı'nın da baş aktörü olmuş ve bu savaş  sırasında tamamen yıkılmıştı. Sadece Almanya ile yapılacak kıyas bile gerçekliği ortaya koymaya yeter.

 Türkiye’nin yüzölçümü Almanya’nın 2 katı ve nüfusu Almanya nüfusuyla aynı olmasına rağmen!!
• Neden biz geri kaldık?
•  Almanya hangi farkındalığı ortaya koydu?
• Almanlar çok mu akıllı?

 Almanya nüfusunu bütün ülkeye doğru dağıtarak yerleştirmek kararı almış ve üretimi esas alan eğitim  anlayışını-  üretime dayalı sanayileşme programını belirlemiştir.

Ders alınmamış bir tarih bilincinin hiç bir toplumsal faydası görülmemiştir.
Tarihi doğru okuduğunuzda fayda görürsünüz. Aksi okumalar sadece okumak için okumak olur.  Dünyanın değişik coğrafyalarında yanlış tarih okumaları ile tutsak edilmiş yüzlerce halk var.

"Tarih, kâinatın vicdanıdır."
 Ömer Hayyam

"Dünya hakkında hükmü, tarih verir."
 Schiller

"Geçmişin yıkıntıları, bugünün uyarılarıdır." George Bancroft

"Tarih, muazzam bir erken uyarma sistemidir." Norman Cousins

 Kapital Canavarların En Sevdikleri Durumlara Örnekler:

 1. Çığrından çıkmış kentleşme,
 2. Üretimi hedef edinmeyen bir eğitim sistemi,
 3. Medyaya esir edilmiş bir halk,
 4. İsrafa dayalı tüketimi esas alan ben merkezci bir anlayış ile  formatlanmış esir şehrin insanları.

 Sömürülen ülkelerdeki halk “sömürülmeye hazır olduğu” için sömürgecinin faaliyetini beslemektedir.
(Malik Bin Nebi)

Bu sözden yola çıkarak şöyle bir çıkarım da bulunmak zor olmasa gerek:

"Sömürge edilebilir oldukları için  milyonlarca Afrikalı Fransa tarafından sömürgelestirilmistir." Ya da“Sömürge edilebilir oldukları için 400 milyon Hintliyi sömürgeleştiren İngiltere, kendini savunan İrlanda’yı sömürgeleştirememiştir.”
 Yani:
 “Sömürge edilebilir durumda iseniz, sömürgeleştirilirsiniz.”

 Türkiye’nin ekonomik olarak geri kalmasının sadece küresel kapitalist sistemin sömürgeleştirme faaliyeti olmadığının da altını çizmek gerekiyor...
Her suçu şeytana yükleyen adam misali şeytan yaptırdı deme kolaylığı olur ekonomi başta olmak üzere geri kalmışlığımızı sadece dışarıya bağlamak.
- Popülist bürokratik kaosu,
- Yetik eğitim sistemini,
- Dünden bugüne koltuk hırslı muhalif siyasi anlayış ve bu anlayışa cevap vermekle zaman kaybeden iktidarları,
- Değer yargılarını yetirmiş aile kuramını.
Temize çıkarmak olur.

 "Bir toplumda 40 yaş altını kontrol ediyorsanız o toplum sizindir."
 
William Henry "Bill" Gates


 2.BELKİ İKİNCİ  AMA EN ÖNEMLİ SİLAH!!!
(Gerçeklik Kaybı Yaşayan Bir Nesil)

Okumaz, umurunda değil kültür ve sanat,
Bozulmuş kabalıkla yoğrulan temiz fıtrat,
Oyun, eğlence, yemek, içmek bildiği hayat;
Kola, cips olmayınca doymaz şimdiki nesil!
M. Ali VAR.

Gerçeklik kaybı ile baş başa olan bir nesil ise gelecek ile ilgili asıl önemli tehlike. Sürekli komplike düşünceler ile düşman üretiyorsunuz  diyen çok birey gördüm. Neyi var şu Anadolu'nun ki elin adamı İsviçre, İspanya..vb güzel ülkeler, Paris, Venedik..vb gibi güzel şehirler dururken buralara gelsinler. Evet tam da böyle düşünüldüğü için bugün Irak, Suriye...vb bir çok yer harap... Bazen sadece bakmak yetmez eğer tarih okumaları yetersiz ise yada doğru tarih okumaları yapılmadıysa.

 "Tarih, muazzam bir erken uyarma sistemidir."
 Norman Cousins

Çok akıllı bir operasyonel zihniyet ile karşı karşıya  olduğumuzu unutmamamız gerek. Ekonomik olarak denetim altına alırsınız bir milleti ancak bu bir noktadan sonra istenilen sonucu vermeyebilir. O zaman ikinci silah devreye girer. Gerçeklikten koparılmış bir nesil.  Neredeyse bütün bilgi ve tecrübesini medyadan edinen bir birey ne kadar gerçektir? İzleyerek öğrendiği hayat, planlanmış ve kurgulanmış olarak kendisine sunulmakta, ekranlardaki hayat kendisine özendirilmektedir. Kişiliğin inşasında değer yargılarını ve kültürel etkileri kaybeden birey, algı yönetimini elinde tutan operasyonel gücün, ekranlardan kendisine yavaş yavaş sunduğu kişiliğe dönüşmektedir. Genç nesille yaşanan kuşak çatışması, bir açıdan da medyanın inşa ettiği benlikle yaşanan çatışmadır. Aile içinde iletişim kurulamıyorsa, çatışma kültürü hakim konuma gelmiş ise  artık bunun birinci sebebi çocukların maruz kaldığı gerçeklik kaybıdır.

Ekranla üretilen “gerçeküstü gerçeklik” ve “mış gibi gerçeklik” bizi hakikatten fersah fersah uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Yoğun bakım ünitelerinde uyutulmuş ve ne zaman uyandırılması gerekiyorsa o zaman uyandırılmayı bekleyen UYUŞUKLUK HALİ ile denetim altına alınmış esir şehrin insanları...

Platon’un mağaraya yüzünü dönmüş sadece gölgeleri gören adam örneğinde olduğu gibi kendimizi kendi irademizle zincirlemeye, yönümüzü ekranlara dönmeye, oradan yansıyan sahte gerçeklik algısına kapılmaya bir son vermeliyiz.Sahte gerçeklik algısı ile bireyler her şeyle ilgilenmekte, sanki büyülenmiş gibi her şeye büyük bir ilgiyle bakmaya devam etmektedir. Bunun sonucunda zihinsel ve duygusal olarak yorgun düşmekte ve eylem bilincini kaybetmektedir. Eylem bilincini yetiren bireyler üretemez.
Üretmek için düşünebilmek gibi bir cevhere sahip olmak gerekir. Operasyonel bir güç algılarlarınızı denetim altına almış ise! üretime değil israfa dayalı bir tüketim anlayışı ile sizi yönlendirir.
 Tüketime dayalı haz kültürünü egemen kılar.
Tarihsel sürece baktığımızda bu fikir,
 komplike bir düşünce olmasa gerek...

• Sosyal medya ile istenilen eylem yaptırılıyorsa  tekrar bir düşünmek gerek!!!!

• Djital satış siteleri ile ilgili reklamlar ve ihtiyaç olmadığı halde alınan ürünler fazla ise tekrar düşünmek gerekir!

• Üretmeden para kazanma hırsı hakim düşünce olmaya başladıysa tekrar düşünmek gerekir!
 
 Kolay para ile ilgili basit bir soru.
Şu an Türkiye'de kaç Youtuber var ?

Tüketim toplumlarının en belirgin davranışsal bozukluğu nedir bilir misiniz?
Zihin kontrolünün yetirilmiş olmasıdır!!!
Sosyal medyada mahrem diye bir şey kaldı mı?

 Sonuç:
1.  Kentleşme ile başlayan iç kaynakların yok edilmesi..
Bölgesine göre:
Tarım - Hayvancılık - Yer altı kaynaklarının çıkarılıp   işletilmemesi..vb. Buna bağlı olarak dışa bağımlı bir noktaya doğru sürüklenme. Yılarca bizi esir alan IMF bu duruma en açık  örnektir.

2- Gerçeklik duygusu yok edilmiş,medya bağımlısı, israfa dayalı tüketim hastası bir nesil planlaması ile işlerini yarıda bırakmak istemeyen şer odakları...

Unutmayın! Uyutulmuş bir birey en tehlikeli canlı bombadır..
Ne çabuk unuttuk. Gelişmiş Batı'nın  niniler ile uyutulmuş sözde aydın trolleri ile devrilen koca çınarı.
 Sultan Abdülhamit Han'ın hayatını rehber ettirtmeyen bir tarih bilincini kim neylesin????

"Tarih; geçmişte yapılmış, şu anda elimizde olan ve fakat istikbâli gösteren bir dürbündür."

Yorumlar (1)
Hilal bitki bilimi Doğubayazıt 1 ay önce
Herkesin kendine düşeni vardır yani herhangi bir hususta ehil olmak ve ben bir okur olarak bu ülkenin evladı,vatandaşıyım bu makaleleri okudukça asıl başımızdaki lerin bilgi ve birikimlerini ehil insaf diyorum.
Yüreğinize kaleminize sağlık Mehmet sebah hocam
Günün Anketi Tümü
Haftalardır kısıtlamalar nedeniyle evlerimizdeyiz. Sizce kısıtlamalar sona ermeli mi? Yoksa devam etmeli mi?
Haftalardır kısıtlamalar nedeniyle evlerimizdeyiz. Sizce kısıtlamalar sona ermeli mi? Yoksa devam etmeli mi?