banner5

banner29

Arafta kalan 28 Şubat kuşağı bugün ne yapıyor?

20’li yaşlarında terörist ilan edilmek ve öyle olmadıklarını kanıtlamaya, 30’lu yaşlarında mesleklerinden uzak kendilerini topluma kabul ettirmeye çalışmak... 40’lı yaşlarında ‘bir baltaya sap olamamış’ muamelesi görmek… 28 Şubat kadın mağdurlarının sorunlarının psikolojik yönden ele alınması elzemdir. Olaylara onların penceresinden bakılabildiği zaman yersiz nasihatler vermek yerine çözüm üretilmeye başlanacaktır.

Tarih 05.03.2018, 11:27 05.03.2018, 11:27
Arafta kalan 28 Şubat kuşağı bugün ne yapıyor?
Sosyolog Aliye Özkul'un Star-Açık Görüş için kaleme aldığı yazısı:

Önce benden bir arkadaşım (Emine İlyas Hanım) bu konuda yazmamı rica etti. Buraya yazmak istediğim düşüncelerimi beynimin içinde devamlı evirip çevirsem de yazmak istesem de bir türlü elim klavyeme varmıyordu. Sonra ikinci bir telefon geldi. Ankara’da bir gazeteden…  “Kaybolan Yıllar” başlığıyla bir dosya hazırlıyorlarmış. 28 Şubat döneminde üniversitelerini bitiremeyen bizlerin seslerini duyurmak istiyorlarmış. Telefonda benimle görüşen bey, “Erkekler bu konuda bedel ödemedi. Sizlere borçlu erkekler” dedi. Şaşırdım, çünkü bu konuda bizler halimizi anlatmaya çalıştıkça karşımıza çıkan makam sahibi insanların pek çoğundan empatiyle karşılanmak yerine başka bir sürü şey dinliyorduk. Kimisi sabrı tavsiye eder, kimisi “Benim de ablam, eşim vs. bunları yaşadı, ecrini Allah verecektir inşaallah” der, kimisi bizlere Allah’a güvenmeyi öğütler ve ülkede her şeyin kanunlar çerçevesinde olduğunu, bahsettiğimiz durumda bizler için bir şeyler yapılamayacağını ifade eder ve böyle uzar gider… Etrafımızdaki insanlar, başörtüleri nedeniyle 97 yılından sonra eğitim hakları engellenmiş neslin/kadınların, hayatlarındaki her problemli olayı, 28 Şubat’a bağlayıp durmasına her seferinde şaşırırlar.

Sahi benim neslimin tek derdi işe girmek mi? Ekonomik sorunların etkisini yalıtarak söylüyorum; bu talep, “kalpleri kırık 28 Şubat kadın mağdurları” için suyun üstünde görünen kısım… 2011’de tüm üniversitelerde başörtüsü yasağının kalkması, 2013’te tüm devlet dairelerinde başörtüsünün serbest olmasıyla birlikte, kamusal alandaki yarışlara katılma hakkı kazanan (!) neslimin kadınları, derin psikolojik kırılmanın ikinci kısmıyla karşılaştı. Şimdi o tarihin üstünden beş sene geçti ve ilk başta bahsettiğim cümlelerin hepsi 2013’ün başından şimdiye kadar hep söylendi. Her defasında böyle bir sorun mu vardı şaşkınlığı içinde… Ama başörtülü kadınlara hakları verildi türküsüyle…

O zaman meseleyi baştan ele alalım. Benim neslimin kadınları, proje bir nesildi. Şokun kaynağı aslında bu. 80’lerde dindar/mütedeyyin, taşra-lı/Anadolulu insanlar için kızların okuması fikri, İmam-hatiplerle birlikte “Ya aslında olabilir” aşamasına henüz gelmişti. Ortaokul ve lise eğitiminde, kızlarının din eğitiminden geçmesi ve başlarını örtebilme ihtimali, Anadolulu halk için ilkokuldan sonra kızlarını okutmak yerine resmi ve gayri resmi Kuran kurslarına göndermelerine bir alternatif oluşturmuştu. Geleneksel düşünce içindeki insanlar için “evlilik öncesi dinini de öğrenebileceği bir lise eğitimi almış olsun” düşüncesi etkiliyken, İslamcı ve müdeyyin çevreler için kızların başörtülü okuması, hayallerde oluşan İslami bir yaşama giden en önemli imkândı. Zira geleneksel din anlayışı, kadınların kulaktan dolma bir şekilde öğrendikleri dini bilgiye dayanıyor ve belki de İslam’dan olma-yan bir sürü hurafe bu kanaldan toplumun içinde çörekleniyordu. Kızların modern dünyaya ait bilgileri lise eğitimiyle öğrenirken, dinlerini de kitaplardan kendileri araştırarak öğrenmeleri, toplumdaki pek çok yozlaşmayı önleyebilirdi. Ancak normal liselerde tek tük, imam hatip liselerinde çoğunlukla başörtülü olarak okumaya başlayan genç kızların 1995 yılı sonrasında üniversitelerde sayıca önceki yıllara nazaran çok daha fazla görünmeye başlaması cumhuriyetin o dönemdeki elitlerini tedirgin etmişti. Ve postmodern darbenin fitili o yıllarda tutuşturuldu.

Beklenti çok büyüktü

Geleneksel ev rolleri, İslami idealler, modern dünyaya intibak ve televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte popüler kültürle tanışmış bir nesil… Hepsinin ortasında kalan başörtülü kızlar, dindar camianın üzerinde büyük beklentilerinin olduğu bir nesildi. Bu kızlar dantel örmeyecek, eşyaya düşkün olmayacak, süslenmeyecek, kitap okuyacak, bir yerde sohbet, vaaz ya da konferansta konuşandan kaynak soracak, sorgulayacak, hep dik duracak, aciz görünmeyecek, kendisine yetecek… Mücahide olacak ilk şehit Hz. Sümeyye gibi, bilge ve iffetli olacak Hz. Meryem gibi… Bu beklenti listesi uzatılabilir.  İlk kez bu kadar çok sayıda başörtülü olarak okuyan kızda, geleneksel moddaki kadınlardan farklı hal ve tavırlar görünce bunun “erkekleşmek” olup olmadığını sorgulayan da aynı camiadır. Diğer yandan bu kızları kendi idealleştirdikleri fikirler çerçevesinde yetiştirmeye devam edenler de onlardır.

Kuran kursunda yetişen dindar bir kız ile imam hatipte ve diğer liselerde okumuş ve üniversiteye girmeyi başarmış kızlar arasında temel bir fark vardı. Birinci grup dini kadınlardan öğrenirken, ikinci gurup İslamcılık ideallerini erkek öğretmenlerden öğrenmekteydi. İlk guruptaki kadınlar da kendilerini çok geliştirmiş, özverili idiler. Ama onlar zaten toplum yaşantısına uyum sağlamak üzere yetiştirilmişti. İkinci grup ise her şeyi sorgulayıp gerekirse adetleri değiştirebilmek, eğer çalışma imkânı olursa Müslüman bir hanımefendinin nasıl bir vakarla iş yapabildiğini gösterebilmek üzere yetiştirilmişti. Bu kızların diğer bir farkı ise üniversite sıralarında farklı kimlikten ve görüşten pek çok insanla tanışma ve görüş alışverişinde bulunma imkânını kazanmış olmasıydı.

Hasar tespiti…

28 Şubat’ın benim neslime yaptığı en büyük şok aslında psikolojiktir. Çünkü evlerine geri döndüklerinde toplum onları bağrına basmadı. Arkasında durmadı. Üretim hatası gibi karşılandılar. Okutmamak yerine imam hatibe gönderen babalar bu sefer “başını açacaksın” diye baskı yapmıştı. Pek çok kız okullarından uzaklaştırıldığını ailesine söyleyemedi.  Ekonomik olarak zor durumda kaldı.

Bir kısmı evlerine dönünce hemen evlendi. Ancak mobilya derdine düşmek yerine, vizyondaki sinemaları takip etmek gibi hobileri olan bu kızla-rı, kocaları, babaları veya komşu teyzeleri belirli bir tanımın içine sokamadı. Sorgulayan hallerini, öncelikle kendilerini yetiştiren zihniyet eleştirdi. Onları evleri için yeterince dişi olamadıkları konusunda eleştirilenler, iyi kazanan esnafla evli ilkokul mezunu komşu kadının evini son çıkan mobilyalarla yerleştirmesiyle kıyaslayıp, beceriksizlikle suçlayanlar oldu. Bazı ahlak yoksunu iş adamları, bu kızların mağduriyetlerini gidermek için, ikinci eş olmayı teklif ederek hayır işlediklerini (!) düşündü. Evlenip yuvalarını kuran bu kadınlar; “Ev hanımı değilse, çalışmıyorsa bu hobiler de ne oluyor” şaşkınlığı ile bakan toplumun karşısında zamanla fazla bildikleri her şeyi törpülemek zorunda kaldı. Bunlar, okullarını bıraktıkları ilk dönemde evlenmiş olanların hepsinin değil, önemli bir kısmının başına gelendir. Ancak söylemek gerekir; bu dönemde evlenmiş olanlar öyle bir değersizlik duygusuyla hayata başladı ki, sonraki dönemlerde krizleri aşılmış iyi bir aileleri olduğu halde “Ben çalışmış olsaydım ya da okuyabilmiş olsaydım bunlar başıma gelmezdi” düşüncesi zihinlerinde devamlı tekrar eden bir plak oldu.

İkinci bir grup, okulu bırakınca evlenme olmaksızın kendilerine ve hayatlarına anlam katacak bir sürü uğraş buldu. Ebru, hat, tezhip, sıbyan okulu tarzında kreşçilik, bırakmış oldukları bölümlerdeki kimi becerileri ile bir işe girip, mezun insanların yapabileceği kalitede iş çıkarmaya çalışma vs. gibi uğraşlarla kendilerini geliştirdiler. Ancak bunların durumu da toplumda anlaşılır değildi. Anne-babalar bu sefer en küçük kızlarını, kendilerine sorun çıkarmasın diye normal liseye göndermeye başladı. Tesettür markaları daha dar kalıplarda modeller üretir oldu.

Okullarını bırakan kızlar çalışacaklarsa göz önünde değil arkada olmalıydı. Patronlar dindar olsa da olmasa da okullarını bırakmış kızların diplomasızlıklarını, başörtülü olduklarını hatırlatıyor ve nasıl bir risk aldıklarını vurgulayarak verdikleri düşük ücrete razı olmalarını söylüyordu.

Bazı kızlar ise 1-2 yıl tehirle, eşarp üstüne peruk ya da şapka takarak okullarını bitirdi. Onlar da kampüslerde güvenlikçilerle köşe kapmaca oynayarak, kendilerinden 3-4 yaş küçük sınıf arkadaşlarının “Bu kadar estetik dışı bir şeyi (eşarp üstüne peruk) niye takıyorlar ki” şaşkın bakışları arasında okumaya çalışıyordu. Bu şekilde mezun olanların bir kısmı özel sektörde ve doğu illerindeki devlet kurumlarında başörtülü olarak çalışmaya başladı. Bir kısmı ekonomik baskılara dayanamayarak başını açıp memuriyet yapma yoluna gitmek zorunda kaldı. Ama geride kalan kitle ne yaptı? Ucuz iş gücü olanların dışında geleneksel ev rollerini kabullenmekten başka bir çaresi olmayanlar, kendilerine nefes alacak ortamı, gönüllü işler yapabilecekleri cemaat, dernek ve vakıflarda buldu.

İkinci büyük şok

Ve aradan yıllar geçti. Müslüman iş adamları inşaat, mobilya ve tekstil sayesinde yeniden bellerini doğrulttu. Bu üç sektörün de temel alıcısı kadınlardı. Fakat bunları almayı isteyecek kadın zihniyeti 80’lerdeki ideallerle yetişmiş mobilyasız ama idealist yaşama razı olan kadınlar değildi. Bu üretim tarzı giyinmeyi seven, ama dişiliğini belli eden, aldırdığı mobilya, ev ve eşyalarla ailesinin statüsünü gösteren, kendine aldırdığı eşyalar (ziynet, kıyafet, araba, ev) kadar değerli olduğunu düşünen kadınları makbul sayıyordu.

Eğitim hakkı engellenince evlerine dönen kızların aradan geçen 13 yılın ardından yaşadıkları ikinci büyük şok, 2011 affıyla okullarına geri döndükten sonra oldu. Mesela kocasından kaçarak yarım bıraktığı okuluna dönen, büyük bir depresyon geçirdikten sonra okuluna dönen, üç çocuğunu zaman zaman bırakmak zorunda kalarak okuluna dönen vardı. Pek çoğuna aldıkları dersleri tekrar aldırdılar. Kendileri ile aynı yaşta veya daha küçük olan kimi hocaların (ki onların bazıları İslami çevrelerden olup eğitim ve kariyer basamaklarını tırmanan erkeklerdi) empati yoksunu zorlamaları, işi yokuşa sürmeleri ile zor bela okullarını bitirenler oldu. 2013 yılında bu kızlar/kadınlar lisans eğitimlerini tamamladıklarında, devlet memurluğunda da başörtüsü yasağı kalktı. Mezun olup protesto ettiği için KPSS’ye girmeyenler ve çocukları yaşındaki gençlerle aynı sıralarda oturup okulunu bitirenler bu sefer KPSS sınavı ile karşılaştılar. Bütün eğitim hayatlarını idealler uğruna değil, sınavlarda başarılı olma gayesiyle yetiştirilmiş bir nesille aynı sınava girecekler ve her seferinde bu trenin yetişemeyecekleri uzaklıkta olduğunu fark edeceklerdi. Evet, bazı kızlar gerçekten iyi çalışıp bu sınavın hakkını vererek atandı. Ancak çoğunluk 35 ve 40’lı yaşlarda ve hala öğüt dinliyorlar. Bu onların öğüt verenlerden daha az özverili veya daha az çalışkan olmasından kaynaklanmıyor. İş dünyasındaki oyunun kurallarını sınavı kazanmış 20 yaş küçük gençler ve makam sahibi olmuş kendileriyle aynı kuşak olan emekliliği yaklaşmış memurlar kadar anlamıyor oluşlarından da kaynaklanmıyor. Hayır, aptal değiller. İkna olmuş değiller. Sadece bu dünyanın içinde tanımlanmış bir yerleri yok.

Diplomasına geç ulaşan başörtüsü mağduru arkadaşların çoğunluğu en fazla ücretli öğretmenlik veya ek ders karşılığı geçici pozisyonlarda çalışı-yor. Geçici pozisyonda dişini, tırnağına takarak çalışan bu kadınlar, bazen stajyer gibi bir muamele görebiliyor. Çünkü memurların dünyası genç ve hevesli bir gencin üstüne ilk başta zor ve angarya işlerin yığılması, sonra bu gençlerin zamanla oyunun kurallarını öğrenerek idealistliği bırakıp, başına iş yığılmasını engelleyecek yöntemler öğrenmesiyle sonuçlanıyor. Ama 30’lu ve 40’lı yaşlarda ücretli bir pozisyonda işe başlayan bir başörtüsü mağdurunun idealizmi de memur dünyasında tanımlanmış ve alışılmış değil.

Keşke diyen yok

Lakin bütün bunların yaşanması karşılığında bir arkadaşımın bile “Keşke okulumu bitirseydim. Başımı açıp çalışsaydım” dediğini duymadım. Fakat toplumdan yani ailelerinden, kendilerini yetiştiren camiadan, devletten ve aynı değerlere sahip (!) okullarına ve işlerine devam etmiş kendi kuşağının erkeklerinden, gerekli değeri görmedikleri için artık ideallerini çoktan bir kenara bırakmış durumdalar.

28 Şubat Öğrenci Derneği 2012’den itibaren peyderpey mezun olanlar tarafından kurulmuş bir dernek. Onlar her şeye rağmen birlik olup bizim kuşağın durumunu yetkili mercilere anlatmaya çalışıyor. Bir listeleme çalışması yaptılar. Allah’ın adaletine olan inançları onları ayakta tutuyor. Çalışmalarını sadece bir sonuç almak için değil, adaletin tecelli etmesinde üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirmek için yapıyorlar.

28 Şubat kadın mağdurlarının sorunlarının psikolojik yönden ele alınması elzemdir. Onları anlamak sorunlarını çözmeye yardımcı olacaktır. 20’li yaşlarında terörist ilan edilmek ve öyle olmadıklarını kanıtlamaya, 30’lu yaşlarında mesleklerinden uzak kendilerini topluma kabul ettirmeye çalışmak... 40’lı yaşlarında ‘bir baltaya sap olamamış’ muamelesi görmek… Olaylara onların penceresinden bakılabildiği zaman yersiz nasihatler vermek yerine çözüm üretilmeye başlanacaktır. Çünkü bu kadınlar her şeye rağmen ailelerini de devletlerini de ideallerini de sevmektedir. Onların sorunlarının çözülmesi, haklarının iadesi değil –ki bu tam manasıyla ancak ahirette mümkün olabilir- devletin, onlara kendilerinin bu ülkenin öz evladı olduklarını hissettirmesi ve yine devletin belki de onlardan bir helallik istemesi olabilir.
Yorumlar (0)
7
açık
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Namaz Vakti 21 Ocak 2021
İmsak 06:48
Güneş 08:17
Öğle 13:20
İkindi 15:51
Akşam 18:14
Yatsı 19:38
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 18 38
2. Fenerbahçe 18 38
3. Galatasaray 19 36
4. Gaziantep FK 19 34
5. Hatayspor 19 31
6. Alanyaspor 18 30
7. Trabzonspor 19 30
8. Karagümrük 18 27
9. Malatyaspor 19 27
10. Göztepe 19 25
11. Antalyaspor 19 25
12. Rizespor 19 24
13. Sivasspor 18 23
14. Başakşehir 19 23
15. Konyaspor 19 22
16. Kasımpaşa 18 22
17. Kayserispor 19 19
18. Gençlerbirliği 19 19
19. Erzurumspor 19 16
20. Ankaragücü 18 15
21. Denizlispor 19 14
Takımlar O P
1. Giresunspor 17 35
2. İstanbulspor 17 34
3. Samsunspor 17 33
4. Altay 17 32
5. Adana Demirspor 17 31
6. Tuzlaspor 17 30
7. Ankara Keçiörengücü 17 28
8. Altınordu 17 28
9. Bursaspor 17 27
10. Bandırmaspor 17 24
11. Adanaspor 17 21
12. Ümraniye 17 20
13. Boluspor 17 19
14. Menemen Belediyespor 17 16
15. Balıkesirspor 17 16
16. Akhisar Bld.Spor 17 13
17. Ankaraspor 17 9
18. Eskişehirspor 17 3
Takımlar O P
1. M. United 19 40
2. Man City 18 38
3. Leicester City 19 38
4. Liverpool 18 34
5. Tottenham 18 33
6. Everton 17 32
7. West Ham 19 32
8. Chelsea 19 29
9. Southampton 18 29
10. Arsenal 19 27
11. Aston Villa 16 26
12. Leeds United 18 23
13. Crystal Palace 19 23
14. Wolverhampton 19 22
15. Newcastle 18 19
16. Brighton 19 17
17. Burnley 17 16
18. Fulham 18 12
19. West Bromwich 19 11
20. Sheffield United 19 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 16 41
2. Real Madrid 18 37
3. Barcelona 18 34
4. Villarreal 19 33
5. Sevilla 18 33
6. Real Sociedad 19 30
7. Granada 19 28
8. Real Betis 19 26
9. Cádiz 19 24
10. Getafe 18 23
11. Celta de Vigo 19 23
12. Levante 18 22
13. Athletic Bilbao 18 21
14. Valencia 18 19
15. Eibar 18 19
16. Real Valladolid 19 19
17. Deportivo Alaves 19 18
18. Elche 17 17
19. Osasuna 18 15
20. Huesca 19 12