banner5

banner29

George Bush'un Körfez Savaşı sırasında yaptığı konuşma

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük savaşlardan biri olan Körfez Savaşı'nda dünya üzerindeki milyarlar, Bağdat’taki bir otelin çatısına yerleşmiş CNN muhabirlerinin aktarımıyla ilk kez bir savaşı canlı olarak izliyordu. Saldırıların başlamasından kısa bir süre sonra, Başkan Bush'un, o tarihî TV konuşması...

Tarih 29.01.2020, 17:44 31.01.2020, 16:54
George Bush'un Körfez Savaşı sırasında yaptığı konuşma

“Dünya daha fazla bekleyemezdi.”

2 Ağustos 1990’da Irak tankları ve askerleri sınırı geçerek, küçük ama petrol zengini komşu ülke Kuveyt’i işgal etti. Ve hemen ardından diğer bir petrol zengini ülke Suudi Arabistan sınırına yığıldı. (I. Körfez Savaşı ile ilgili belgelerde Suudi sınırına yapılan Irak yığınağına çokça değinilmekle birlikte, bunun, müdahaleyi hızlandırmak isteyen Amerikan istihbarat servislerinin bir asparagası olduğunu iddia eden çevreler de mevcut!) Takip eden birkaç gün içinde Amerikan birlikleri Suudi Arabistan’a gönderildi ve Suudi petrol sahalarını olası bir Irak saldırısından korumak amacıyla Çöl Kalkanı Operasyonu’na (Operation Desert Shield) başlandı. 6 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak’a karşı ekonomik ambargo kararı aldı ve ekonomik yaptırımlar uygulamaya başladı. Buna mukabil, Basra Körfezi’ndeki deniz kuvvetlerine, ambargoyu ihlale yönelik girişimlerin önlenmesi için güç kullanma yetkisi verildi. Eylül ayında Başkan Bush, Kongre’de yaptığı konuşmada, Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in Ortadoğu’daki hayatî kaynaklara el koymasına izin veremeyeceklerini söyledi ve hemen ardından müttefik kuvvetlerin sayısını 430 bine çıkardı. 29 Kasım’da BM Güvenlik Konseyi, üye ülkelere, Irak’ın 15 Ocak 1991’e kadar geri çekilmemesi durumunda, Irak birliklerini Kuveyt’ten çıkarmak için gereken tüm imkânları kullanmaları yönünde yetki verdi. Kaynak: George Bush Başbakanlık Kütüphanesi. Bunun ardından Başkan Bush, Saddam Hüseyin üzerinde baskı oluşturmak için daha fazla birliğe Körfez’e hareket etmeleri emrini verdi. 9 Ocak 1991’de Amerikan Dışişleri Bakanı James Baker, Cenevre’de Irak Dışişleri Başkanı Tarık Aziz ile son bir kez bir araya geldi, lakin birkaç saat süren görüşmeden bir sonuç çıkmadı. Üç gün sonra Temsilciler Meclisi 250’ye 183 ve Senato ise 52’ye 47 oyluk bir çoğunlukla Başkan Bush’a güç kullanma yetkisi verdi. 15 Ocak tarihinde Irak’a verilen mühlet sona ererken, Kuveyt ve civarındaki 545 bin Irak askeri geri çekilmek için harekete geçmemişti. Bu esnada Körfez’de 539 bin Amerikan askerinin yanı sıra iki düzineye yakın müttefik ülkeden gelen 270 bin kadar asker, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük kara ve hava gücü yığınağına imza atıyordu. 17 Ocak’ta, Bağdat saati ile 02.45’te, Amerikan ve müttefik ülke savaş uçaklarının, Bağdat’taki hava savunma ve iletişim ünitelerine, kimyasal silah depolarına, tanklara ve toplara karşı giriştiği yoğun bombardımanla birlikte Çöl Kalkanı Operasyonu (Desert Shield) yerini Çöl Fırtınası (Desert Storm) Operasyonu’na bırakıyordu. Dünya üzerindeki milyarlar, Bağdat’taki bir otelin çatısına yerleşmiş CNN muhabirlerinin aktarımıyla ilk kez bir savaşı canlı olarak izliyordu. Saldırıların başlamasından kısa bir süre sonra, Başkan Bush, o tarihî TV konuşmasını yapmaya koyulmuştu bile. 

“Tam iki saat önce, müttefik kuvvetler hava gücü, Irak ve Kuveyt’teki askerî hedeflere yönelik hava saldırılarına başladı. Bu saldırılar, konuştuğum esnada devam etmekte. Kara kuvvetleri çatışmalara henüz dahil olmadı.

Bu ihtilaf, Irak diktatörünün 2 Ağustos’ta küçük ve korumasız komşusunu işgal etmesiyle başladı. Arap Ligi’nin ve BM’nin üyesi olan Kuveyt ezildi, halkı zulüm gördü. Beş ay önce Saddam Hüseyin, Kuveyt’e karşı bu zalim savaşı başlattı. Bu gece ise savaşa yeni taraflar dahil oldu. Bu askerî harekât, BM kararları ve Amerikan Kongresi’nin rızası ile BM’nin, Amerika’nın ve diğer birçok ülkenin aylar süren lakin bir sonuç getirmeyen diplomatik girişimlerinin ardından başladı. Arap liderler, ‘Arap çözümü’ olarak bilinen ve Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i terk etmedeki isteksizliğini bir kez daha ortaya koyan girişimlerde bulundular.

Barış ve adaleti tesis etmek isteyen birçokları, Bağdat’a sayısız sefer düzenledi. Dışişleri Bakanımız James Baker, Cenevre’de tarihî bir toplantı yaptı, ama sonuçta yine reddedildi. Bu hafta sonu BM Genel Sekreteri, kalbindeki tüm iyi niyeti ile son bir girişim olarak ikinci kez Ortadoğu seferine çıktı. Fakat Saddam’ı Kuveyt’ten çıkarma adına bir gelişme ortaya koyamadan Bağdat’tan geri döndü. Ve şimdi barışçı bir çözüme ulaşabilmek adına akla uygun tüm girişimleri tüketmiş ve Körfez’de güç bulunduran 28 ülkenin, Saddam’ı güç kullanarak Kuveyt’ten çıkarmaktan başka bir seçeneği kalmamış bulunuyor. Başarısız olmayacağız. Size seslendiğim esnada, Irak’taki askerî hedeflere hava saldırıları yapılıyor. Saddam Hüseyin’in nükleer bomba potansiyelini ortadan kaldırmaya kararlıyız. Ayrıca kimyasal silah kapasitesini de yok edeceğiz. Saddam’ın top ve tanklarının çoğu imha edilecek. Operasyonlarımız, Saddam’ın büyük çaplı askerî cephaneliğini hedef almak suretiyle, koalisyon güçlerinin yaşamlarını en iyi şekilde koruyacak şekilde tasarlanmış durumda. General Schwarzkopf’dan gelen ilk raporlara göre, operasyonlarımız planlandığı şekilde ilerlemekte.

Hedeflerimiz net: Saddam Hüseyin’e bağlı güçler Kuveyt’i terk edecek.

Kuveyt’in yasal hükümeti tekrar görev başı yapacak ve Kuveyt bir kez daha özgür olacak. Irak, sonuç olarak BM’nin ilgili tüm kararlarına rıza gösterecek ve ardından barışın tesis edilmesi ile, bizim ümit ettiğimiz şekilde, Körfez’deki güvenlik ve istikrara katkıda bulunarak, uluslar ailesinin barışçı ve işbirliğine yatkın bir üyesi olarak yaşamaya devam edecek.

Bazıları sorabilir: Neden şimdi harekete geçiliyor? Neden beklenmiyor? Cevap gayet net: Dünya daha fazla bekleyemezdi!

Yaptırımlar, kısmen etkili olsa da, hedeflerine ulaşabileceğine dair bir emare göstermedi. Beş aydan bu yana yaptırımlar yürürlükte. Biz ve müttefiklerimiz, yaptırımların tek başına Saddam’ı Kuveyt’ten çıkartamayacağına kanaat getirdik. Dünya beklerken, Saddam Hüseyin, kendi milletine bir tehdit teşkil etmeyen küçük bir ulusu sistematik olarak yağmaladı, tecavüz etti ve soydu. Kuveyt halkını dile getirilmesi zor işkencelere maruz bıraktı. İşkenceye uğrayan ve öldürülenler arasında masum çocuklar da vardı.

Dünya beklerken, Saddam halen sahip olduğu kimyasal silah cephaneliğine, daha ölümcül bir kitle silahını, nükleer bir bombayı eklemenin yollarını aradı.

Ve yine dünya beklerken, dünya barışı ve geri çekilmeyi konuşurken, Saddam Hüseyin, siper kazdı ve ordusunun büyük bir kısmını Kuveyt’e soktu.

Dünya beklerken, Saddam ağırdan alırken, Üçüncü Dünya’nın kırılgan ekonomileri, Doğu Avrupa’da yeni yeni ortaya çıkan demokrasiler ve bizimki de dahil olmak üzere dünya ülkelerinin ekonomileri bundan büyük bir zarar görüyordu. Birleşik Devletler, Birleşmiş Milletler ile birlikte, bu krizi barışçı bir şekilde sona erdirmek için elinin altında bulunan tüm yöntemleri sonuna kadar tüketti. Buna karşın Saddam Hüseyin, BM’yi oyalayarak, tehdit ederek ve meydan okuyarak, kendisine karşı oluşturulan güçleri zayıflatabileceğini düşündü. Dünya beklerken, Saddam Hüseyin, barışa yönelik her türlü teklifi bariz bir şekilde küçümsedi.

Dünya barış için dua ederken, Saddam savaşa hazırlandı.

Birleşik Devletler Kongresi, o tarihî oturumunda kararlı bir şekilde eylem kararı aldığında, Saddam’ın karşı koyamayacağını idrak edeceğini ve BM kararlarına uygun bir şekilde kuvvetlerini Kuveyt’ten çıkartacağını ümit etmiştim. Bunu yapmadı. Üstelik, zamanın kendisinden yana olduğundan emin şekilde uzlaşmaz tavrını sürdürdü. Saddam BM’nin talimatlarına uyması konusunda defalarca uyarıldı:

‘Kuveyt’ten çık ya da çıkartılacaksın.’

Ama küstah bir şekilde tüm uyarıları reddetti. Bunun yerine bu meseleyi, Irak ile Amerika arasındaki bir ihtilafa dönüştürmeye çalıştı. Evet, başaramadı. Bu gece, beş kıtadan, Avrupa, Asya, Afrika ve Arap Ligi’nden 28 ülkenin Körfez bölgesinde Saddam Hüseyin’e karşı omuz omuza karşı koyan güçleri var. Bu ülkeler, güç kullanmaktan sakınılacağını ümit etmişti. Üzücüdür ki, şimdi onu sadece gücün oradan çıkartacağına inanıyoruz. Güçlerimizin savaşa girmesini emretmeden önce, ordumuzun komutanlarına, Amerikan ve müttefik kuvvet askerlerine en yüksek dereceden koruma sağlayarak, mümkün olduğu kadar çabuk zafer kazanmaları için gereken her adımı atmaları talimatını verdim. Bundan önce Amerikan halkına bunun başka bir Vietnam olmayacağını söylemiştim. Bu akşam burada bunu bir kez daha tekrarlıyorum. Güçlerimiz tüm dünyadan alabilecekleri en iyi desteği alacak ve bir elleri arkada bağlı olarak savaşmaları istenmeyecek. Umuyorum ki, bu savaş fazla uzun sürmeyecek ve kayıplarımız mümkün olan en düşük seviyede tutulacak. Bu tarihî bir an. Geçtiğimiz yıl içinde uzun süreli çatışma ve Soğuk Savaş dönemini bitirme yolunda büyük bir gayret gösterdik. Ve şimdi önümüzde bizler ve gelecek kuşaklar için yeni bir dünya düzeni, milletlerin idaresini orman kanunlarının değil hukuk nizamının belirlediği bir dünyanın yaratılması imkânı bulunuyor. Başarılı olduğumuzda -ki olacağız- bu yeni dünya düzeninde güvenilir bir BM’nin, barış güçlerini, BM kurucularının vizyon ve vaatlerini hayata geçirmek için kullanabilmesi yönünde gerçek bir şansa sahibiz. Irak halkı ile bir sorunumuz yok. Kaldı ki, bu çatışmanın ortasında kalmış sivillerin güvenliği için dua ediyorum. Hedefimiz, Irak’ın işgal edilmesi değil, Kuveyt’in özgürleştirilmesidir. Irak halkının bir şekilde, hatta şimdi bile, diktatörlerini silahlarını bırakmaya, Kuveyt’ten çıkmaya ve Irak’ın barışsever uluslar ailesine tekrar katılmasına izin vermesine ikna edebileceğini ümit ediyorum.

Thomas Paine yıllar önce ‘Bunlar, insanın varoluşunu sınayan zamanlardır’ demişti. Bu çok bilinen deyiş, günümüzde de çok doğru. Ama çok uluslu güçlere ait uçaklar Irak’a saldırırken bile, savaşı değil, barışı düşünmeyi tercih ediyorum. Sadece galip geleceğimizden değil, aynı zamanda bu korkunç savaştan, hiçbir ülkenin birleşmiş bir dünyaya karşı koyamayacağı, hiçbir ülkenin komşusuna barbarca saldırmasına izin verilmeyeceği inancının çıkacağından da eminim. Hiçbir Başkan oğullarımızın ve kızlarımızın savaşa gönderilmesine kolayca karar veremez. Onlar ulusun gözbebekleri. Bizimki, gönüllü, olağanüstü eğitilmiş ve yüksek motivasyona sahip bir ordu.

Birliklerimiz neden orada olduklarını biliyorlar. Onlar bunu, herhangi bir Başkan ya da Başbakandan daha iyi becerebildikleri için ne dediklerine kulak verin. Deniz Piyadelerinden Hollywood Huddleston’ı dinleyin. ‘Hadi bu insanları özgürleştirelim, böylelikle biz de eve gider ve tekrar özgür olabiliriz’ diyor. Haklı! Saddam’ın katilleri tarafından Kuveyt’in masum halkına karşı işlenen cinayetler ve yapılan işkenceler, insanlığa yapılan bir saygısızlık ve hepimizin özgürlüğüne yönelik bir meydan okumadan başka bir şey değil. Oradaki mükemmel subaylarımızdan birini, Deniz Korgeneral Walter Boomer’ı dinleyin. ‘Uğrunda savaşmaya değer şeyler vardır. Zalimliğin ve kanunsuzluğun karşı konulmadan devam ettiği bir dünya, yaşamak isteyeceğimiz bir dünya değildir’ diyor. 82. Hava İndirme Birliği’nden Kıdemli Yüzbaşı J.P. Kendall’ı dinleyin: ‘Bir galon gazın fiyatından daha fazlası için buradayız.

Burada yaptığımız, dünyanın 100 yıllık geleceğini belirleyecek. Bu adamla (Saddam kastediliyor, Y. N.) beş yıl sonra uğraşmaktansa, en iyisi şimdi icabına bakmamız.’ Ve son olarak ayağa kalkıp Teğmen Jackie Jones’a kulak verelim.

‘Eğer bunu yapmasına izin verirsek, bir sonraki aşamada ne olacağını kim bilebilir?’ diyor. Hollywood’a, Walter’a, J.P.’ye ve Jackie’ye ve yapılması gerekeni yapmak için onlarla kol kola girmiş bulunan tüm cesur yoldaşlarına dua ediyorum. Bu gece, Amerika ve dünya, onlara ve ailelerine minnettar. Bu gece beni dinleyen ve izleyenlere şunu söylememe izin verin: Gönderdiğimiz birlikler işlerini bitirdiklerinde, onları mümkün olduğu kadar eve geri getirmeye kararlıyım.

Bu gece, ordularımız savaşırken, onlara ve ailelerine dua ediyoruz. Tanrı, her birini, Körfez’de bizim yanımızda çarpışan koalisyon güçlerini ve ulusumuzu, Amerika Birleşik Devletleri’ni korumaya devam etsin.” 16 Ocak 1991 1 Pretor: Roma’da rütbece konsüllerden sonra gelen, görev süresi bir yıl olan, ordu ve adalet işlerine bakan yüksek görevli 2 Profan: Dindışı, seküler. 3 İkbal, bugünkü Pakistan’a işaret ediyor. (YN) 4 Hindistan Müslümanlarının lideri Muhammed Ali Cinnah. 5 “Halen Berlin’de bir bavulum var!”

6 “Sadece tek bir Berlin vardır.” 7 Almanca’da ekonomik mucize anlamına gelen bir sözcük 8 Berlin kalbi, Berlin mizahı ve evet, Berlin Schnauze’si

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?