Karaborsacıların cezası Osmanlı'da çok ağırdı!

Osmanlı ticaret tarihi ibretlik vakalarla dolu. Bugünkü karaborsacılar o asırlarda yaşıyor olsaydı hakettikleri, kürek cezası ya da taş kırma olacaktı.

Karaborsacıların cezası Osmanlı'da çok ağırdı!

Helalinden ticaret yapmaktansa haksız kazancın peşine düşenler tarih boyunca hep görüldü. Böylece fakir fukaranın, ihtiyacı olan ürünleri daha pahalıya almasına yol açanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nda İslam ekonomi siteminin etkisiyle yakından takip ediliyordu. Devlet, İslam inancı gereği insanî bir düzen kurmaya çalışıyor, bu düzene muhalefet edenleri ise şiddetle cezalandırıyordu.

KARABORSACILIK 7 BÜYÜK GÜNAHTAN BİRİ

Doç. Dr. Ahmet Tabakoğlu’nun, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası’nda (1987) yayınlanan, alanındaki kült makalesi “Osmanlı Ekonomisinde Fiyat Denetimi”nde, Osmanlı iktisat düzeninde haksız kazanç peşinde olanların “başına gelenler”e dair ilginç anekdotlar bulunuyor.  Geleneksel İslam iktisat düşüncesinde esas olan, piyasanın serbest dinamikleriyle hareket etmesiydi. Hz. Peygamber’in “Fiyatları ayarlayan, darlık ve bolluk getiren, rızıklandıran Allah’tır” hadisi, ticarete kamu otoritesinin müdahalesinin olmaması gerektiğine işaret ediyordu. Ancak bu Batı dünyasındaki gibi sınırsız bir özgürlük değildi. Halkın genel çıkarı sözkonusu olduğunda devlet devreye giriyordu. Bir başka hadiste, “Satarken cömert ve müsamahakâr davranan, satın alırken cömert ve müsamahakâr hareket eden, alacağını isterken cömert ve müsamahakâr olan kula Allah merhamet eder” buyrulması, aslında ticari hayatın temel insanî parametrelerini veriyordu. Peygamber Efendimiz karaborsacılığı da (ihtikâr) “7 büyük günah”tan biri saymış ve “Allah; fiyatları yükseltmek maksadıyla Müslümanların koyduğu fiyatlara olumsuz tesir eden kişiyi büyük bir ateş azabına uğratmaya and içmiştir” buyurmuştu.

OSMANLI PİYASA DÜZENİ İNSAF VE İSTİKRAR ÜZERİNE KURULUYDU

Osmanlı’nın ticarî hayatı, büyük ölçüde İslâm ekonomisi ilkeleri ışığında şekillenmişti. Kişisel çıkarla toplumsal fayda dengesini optimal noktada gözetmeye ayarlı bu sistemde, satıcının da, müşterinin de mağdur olmamasına dikkat edilirdi. Eski tabiriyle amaç, “İbadullahın terfih-i ahvalleri”ydi, yani sosyal refahı sağlamaktı. Bu dengeli politika, ticarette istikrarı da sağlıyordu. Bu nedenle ekonomi sorunlarından birisi olan enflasyon, klasik devirler Osmanlı coğrafyasında çok düşük oranlarda seyrediyordu. Edirne’de 1489 ile 1617 arasındaki sürede, belli başlı gıda maddelerinin fiyatlarında yüzde 334,4’ lük, İstanbul’da ise 1489-1605 arasındaki sürede yüzde 372,8’lik bir artış olmuştu. Bu, çok düşük bir yıllık ortalamaya, sırasıyla yüzde 1,2 ve yüzde 1,4’e tekabül ediyordu.

Kuraklık, ulaşım zorlukları, üretimin savaş, abluka vs. nedenlerden dolayı azalması sonucu, arzda bir daralma olduğunda fiyatların yükselmesini engelleyen narh sistemi devreye giriyordu. Arz normale döndüğünde ise narh düşürülürdü. Narh toptancı ve perakendeci için ayrı ayrı tespit edilirdi. Toptancıların dükkân açıp perakendecilik yapmaları yasaktı. Ürünün toptancıdan perakendecilere ulaştırılması belli bir düzen içinde gerçekleştirilir, esnafın dolayısıyla halkın malsız kalmaması amaçlanırdı.

KABZIMAL, ÜRÜNÜ TARLADAN KAPATAMAZDI, YAPANA KÜREK CEZASI VARDI

İslâmi geleneğe uygun olarak tekelci eğilimler şiddetle cezalandırılıyordu. Sistem, malların üreticiden tüketiciye en kısa yoldan ulaşması üzerine kuruluydu. Bu amaçla alınan önlemlerden birisi, ürünü piyasaya gelmeden kapatmanın yasaklanmasıydı. Kabzımal, tarlalardan ürünü tek elde toplayamazdı. Tarla sahibi isterse kabzımala malını verebilir ama “fetva-i şerife mucibince” isterse malı kendisi de pazarda satabilirdi. Ürünlerin öncelikle üretildikleri bölgede pazarlanması esastı. Böylece yöre halkının ihtiyacı gideriliyor, ürünlerin toplanıp, başka bölgelerde yüksek fiyatla satılmasının önüne geçiliyordu. Buna uymayan kabzımallar olduğunda, devlet görevlileri depoya gidip, malların piyasaya sürülmesini sağlar, sorumluya piyasa fiyatından ödemesi yapılır ama cezası da kesilirdi. Karaborsacıların en sık aldıkları ceza savaş ya da ticaret gemilerinde kürek mahkûmiyet, kalebentlik (kale içinde geçirilen hapis) ile taş ocaklarında taş kırmaydı. Alıcı ile satıcı arasındaki pazarlığa dahil olup fiyatları yükseltmek için spekülatif tekliflerde bulunanlar, yani müşteri kızıştıranlar da (neceş) aynı cezaları alırdı. Esnaf locaları, düzeni bozanı sıkı bir şekilde takip eder, suçun büyüklüğüne göre, meslekten mene kadar karar alabilirlerdi. Muhtesip (Defterdar), kadı, sadrazam ve nihayet padişah, piyasa dengeleriyle, kurallarıyla, cezalandırmalarıyla yakından ilgilenirlerdi.

ÖYLE KAFANA GÖRE ZAM YAPAMAZDIN

Osmanlı’nın ticari tarihinin en önemli vesikaları olan Mühimme Defterleri’nde haksız kazancın önlenmesine ilişkin çarpıcı örnekler yer alıyor. Bir Mühimme Defteri’nde,  bir mıhçı esnafının, at nalı mıhının fiyatını yükseltmek için loncaya başvurduğunda, bir komite kurulmuş, üretimin bütün safhalarındaki maliyetler tespit edilmiş, mevcut kârın yeterli olduğuna karar verilerek, fiyat arttırma talebi reddedilmişti. İstanbul’a sabun, pirinç, bal, pastırma vs. getirenlerin perakendecilik yaptıklarına ilişkin duyumlar üzerine de, bu kişilerin perakendecilik yapmalarına mani olunması istenmişti. Mühimme Defterlerinde sık sık, şehir dışından gelen ürünlerin perakendeci esnafına eşit biçimde dağıtılarak, ürünün birkaç elde toplanmasının önüne geçilmesi de istenmişti. Bursa Kadısı’nın bir hükmünde Bursa’ya boyanmak için getirilen astar bezlerinin sadece bir kısım esnafa gönderildiği belirtilerek, “Fukaraya kimesne astar boyatmamakla fukara esnaf mutazarrır olmaktadır (zarar görmektedir), bu duruma mani olunması” istenmişti. Sistem, kamu çalışanlarının ticarete girmesine de engel oluyordu. Resmi yetkileriyle piyasanın işleyişini bozabilecekleri endişesiyle memur ve askerlerin ticaret yapması yasaklanmıştı. Üçüncü Selim de, vezirine gönderdiği bir mektupta, “Son zamanlarda esnaf, elinde olan malı dahi saklayıp, ‘yoktur’ demekte, sonra da bunu iki kat fiyatına satmakta. Böyle insafsızca satış yapanlar cezalandırılsın” demişti.

Akhisar ve Gördes kadılarına gönderilen bir hükümde, yelken ve çadır için kullanılacak iplik, yelken ve çadır bezleri ile balmumunun Avrupa tüccarına satılmaması istenmişti. Mühimme Defteri’nde, bu ürünlerin savaş gemilerinde ya da askerlerin konaklamasında kullanılacağına işaretle hem “İslam düşmanı kefereye destek” anlamına geleceği hem de iç piyasada mal yokluğuna yol açarak fiyatların artmasına neden olacağı uyarısında bulunuluyordu.

DEVLETTEN SATICIYA: ÜRÜNÜ ÖNCE YÖRENDE SAT, NAKLİYEYLE FİYATI YÜKSELTME

Osmanlı ticaret sistemi, her zaman ammenin faydasını esas alıyordu. Erzurum Beylerbeyine gönderilen bir hükümde, Hınıs’ta zanaatkâr eksikliği bulunduğundan bahisle halkın ihtiyaçlarını uzak yerlerden sağlamaya çalıştığı, bu zorluğun ortadan kaldırılması gerektiği vurgulanarak, Erzurum'dan bakkal, aktar, kalaycı, kazancı, terzi, neccar (marangoz), kasap vb. meslek erbabından gerekli miktarının Hınıs’a getirilip, pazarkurulması istenmişti. Hükümde, gereğinden fazla esnaf getirilmemesine de dikkat edilmesi de istenerek, yöre halkının taciz edilmemesi uyarısında bulunulmuştu. Rumeli kadılarına gönderilen bir hükümde de, İstanbul'da et sıkıntısı başladığı belirtilerek, civar kasabalardaki koyunların, ilçenin ihtiyacı dışında kalanların hızlıca İstanbul'a gönderilmesi istenmişti. Yine, İstanbul'a süt sevkeden Küçükçekmece'ye kadar olan çiftliklerin sütü öncelikle İstanbul halkına satmaları, başka yörelere götürüp artan maliyetlerle yüksek fiyata satmamaları uyarısında bulunulmuştu.

LİMANDAKİ ŞARAPLARI SATMAYIN, DENİZE DÖKÜN

Sistemde sık sık, dini hassasiyetlerin izi de görülüyordu. İskenderiye Sancak Beyine gönderilen bir emirnamede, limana şarap yüklü gemilerin geldiğinden bahisle, kimseye satış yapılmaması, şarapların denize dökülmesi istenmişti. Aynı emirnamede, “Küffara keten, bakla vb hububat satılmaya” denilmişti. Bir başka Mühimme Defteri’nde de, kabzımal ve sermayeci denen 76 kişinin meyve üreticilerinin ürünlerini başkalarına satmalarına engel oldukları belirtilerek, adı geçen bu madrabazlara ait mahzenlerdeki ürünlere el konulması ve suçlarının derecesine göre cezalar verilmesi istenmişti. Benzer bir karar, Adapazarı’nda süt ve yumurtada karaborsacılık yapan madrabazlar için de alınmıştı.  İstanbul kadısına gönderilen bir ihbarda da, “Bezzazistanda, tellala satılması icap eden elbiseler birkaç kişi tarafından arttırılıp, insanlara yüksek fiyatla satılmakta, kâr da aralarında paylaşılmakta. Bu neviîden işler haram olduğundan bu hileyi yapanlar ve vazifesini yerine getirmeyen tellal küreğe konulmalı” deniyordu.

Güncelleme Tarihi: 12 Şubat 2019, 11:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5