Vaat edilmiş toprak meselesi nedir? Neresidir?

Günümüzde İsrail denildiği zaman, ilk olarak ‘vaad edilmiş topraklar’/'Arz-ı Mev’ud' akıllarda canlanır. Dünya gündeminde her zaman için yer bulan bir hayaldir

Vaat edilmiş toprak meselesi nedir? Neresidir?

Günümüzde İsrail denildiği zaman, ilk olarak ‘vaad edilmiş topraklar’ akla gelir ve bu kavram hemen Nil’den Fırat’ı çağrıştırır, doğaldır. Çünkü vaat edilmiş topraklar meselesi artık hepimizin hafızasında yer etmiştir ve bu deyiş bize İsrail’in gelecekteki olası emel ve hedeflerini hatırlatır ve ürkütür, bu da doğaldır. Çünkü Fırat bizim nehrimizdir, vatan toprağını sular

Dolayısıyla Nil-Fırat demek, İsrail’in bizim vatanımıza göz diktiği anlamına gelir ki, bu durumun içgüdüsel de olsa, İsrail’e karşı bir tepkiye yol açması oldukça doğaldır.

Peki, içgüdülerin ötesinde, aklın ve mantığın hakim olduğu bir düzlemde, bu tepki doğru ve doğal mıdır?

Peki, gerçekten İsrail’in Tevrat’ta geçen Nil’den Fırat’a toprak vaadi ile bugünkü siyaseti arasında dinsel ve kutsal bir bağ var mıdır?

M.Ö 1.800’lü yıllara, günümüzden yaklaşık dört bin yıl öncesi Filistin/ Kenan diyarına göç etmeden önce İbrahim Harran’da kabilesi ile birlikte yaşamaktaydı. Eşi Saray yanındaydı, çocukları İshak ve Esav henüz doğmamıştı.

Bir gün bir gece, Allah(c.c)  H.z İbrahim’e bildirdi, zürriyetinin süreceğini, bu meselede gönlünü ferah tutmasını bildirdi. Allah (c.c) ona ülkesini, akrabalarını ve baba evini bırakıp ayrılmasını istedi:

Hz. İbrahim hiç tereddüt etmedi; Allah’ın bu buyruğu üzerine karısı Sara’yı, yeğeni Lut’u, kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine gitmek için Harran’dan ayrıldı. Ülke boyunca Şekem’deki More meşesine kadar ilerledi, o günlerde orada Kenanlılar yaşamaktaydı ve tam orada... Allah Hz. İbrahim'e bir daha seslendi:

“Bu toprakları senin soyuna vereceğim”.

Allah'ın buyruğu üzerine Harran’dan ayrılan İbrahim, çok uzun bir süre Kenan topraklarında yaşadı. Hep Allah'ın bu vaadini hatırladı, çünkü kendisine vaat edilmiş topraklar oldukça büyüktü ve soyuna sonsuza dek yeterdi.

Ama bir sorun vardı, o da, bu topraklarda halen ve çok sayıda yerli kabileler yaşamaktaydı. Hz.İbrahim’e verilen buyruk Allah'ın emri olduğu için, kimse ötesini ve berisi düşünmedi ve İbrahim oradan ayrılarak Beytel’in doğusundaki dağlık bölgeye gitti. Çadırını batıdaki Beytel’le doğudaki Ay Kenti’nin arasına kurdu, Allah'a bir sunak yaptı. Sonra kona göçe Negev’e gitti

Allah Hz.İbrahim’e yine göründü ve toprak vaadini tekrarladı:

Allah bu vaadi yaptı sırada, Hz.İbrahim bugünkü Kudüs’ün güneyindeki Hebron yakınlarındadır. Bulunduğu yerden dört ana yöne baktığında gördükleri, çok zaman sonraları Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı tepesinden bakıp gördükleri ile aynıdır:
“…Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lut denizine ve Gerek dağlarına bakıyordum. Daha ötede, Kızıl denizin bütün sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin [6] kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir. Daha aşağıda Lübnan var: Suriye var; bir yanda Süveyş kanalına, öbür yandan Basra körfezine kadar çöller, şehirler.”

Allah'ın vaat ettiği topraklar bir yanda Mısır’a, öte yanda Suriye ve Irak’a kadar uzanmaktadır, uçsuz bucaksız, bal ve süt kokan topraklar. Allah'ın ‘kalk, dolaş’ demesi üzerine İbrahim hemen çadırını sökmüş ve gidip Hebron’daki Mamre meşeliğine yerleşmiştir.
Orada Allah'ın İbrahim’e gökyüzünden yine seslenmiş ve soyunu bekleyen geleceği ona bildirmiştir (Tevrat'tan alıntıdır):

“Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. Sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. İleri yaşta ölüp gömüleceksin. Soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. Çünkü Amorlular’ın yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.”

Allah'ın Hz.İbrahim’e buyurduğu bu sözler bir akşamüstü bildirilmişti.

Güneş batıp da karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale ortaya çıktı ve o gün Allah İbrahim’e vaat ettiği toprakların sınırını çizdi (Tevrat'tan alıntıdır):

“Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim.”

Anlaşılan odur ki dilden dile dolaşan ‘vaat edilmiş topraklar’ ya da kutsal toprakların kabaca sınırı budur; Nil’den Fırat’a…

Ve burada geçen ‘dört yüz yıl kölelik’ Yusuf’un Mısır’a satılması ve Musa’nın İsrailoğullarını Mısır’dan çıkartmasıyla arada geçen dört yüz otuz yıldır. Nil’den Fırat’a diyerek başlayan cümle arasında geçen isimler ise antik çağlarda bu coğrafyada yaşamış olan toplulukların adıdır ki bunların başında Filistinliler yer alır. Tevrat’a göre Allah’ın vaat ettiği topraklara İsrailoğullarının gelmesi, yerleşmesi ve yaşaması için de bir şartı vardır.

Allah bu şartı açıklamadan önce Hz.İbrahim’e vaadini yeniden hatırlattı (Tevrat'tan alıntıdır):

“Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım. Benim yolumda yürü, kusursuz ol. Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. Seninle yaptığım antlaşma şudur; Birçok ulusun babası olacaksın. Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım. Seni çok verimli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak, krallar çıkacak. Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım. Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım.”

Ve Allah şartını açıklar; toprak vaadinin ilk şartı sünnettir ve Allahı bu şartı, İsrailoğulları’nın bu anlaşmaya bağlı olması koşuluna bağlamaktadır:

“Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.”

Hz. İbrahim’in eşi Sara’dan İshak, diğer eşi Hacer’den ise İsmail adında iki oğlu oldu ve ilk çocuğu İsmail’di. Bu nedenle İbrahim soyunun İsmail’le sürmesini istemişti, çünkü ilk eşinden doğan çocuğuydu, ancak Allah bunu kabul etmedi ve İbrahim’e soyunun İshak’la süreceğini buyurdu (Tevrat'tan alıntıdır)::

“Karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın. Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim. İsmail’e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım. Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak’la sürdüreceğim .”

İbrahim Tanrı’nın buyruklarını aynı gün yerine getirdi ve evindeki bütün erkekleri o gün sünnet ettirdi. Böylece Allah'ın vaat edilmiş topraklara ilişkin ilk şartı da yerine getirilmiş oldu. İbrahim uzun süre Filistin/Kenan topraklarında yaşadı. Daha sonra Allah Hz.İbrahim’i sınamak istedi ve kendine olan bağlılığını görmek için oğlu İshak’ı kurban etmesini buyurdu…

Allah'ın Musa’ya yaptığı bu ilk vaadden sonra, Tanrı’ya güvenerek İsrailoğulları Mısır’dan çıktılar, Musa önderliğinde vaad edilmiş topraklara doğru, çölde kırk yıl süren uzun bir yolculuk yaptılar.

Bugünkü Ürdün’ün Şeria Nehri yakınlarında konakladılar. Aynı anda gökyüzü sarsıldı ve Allah tekrar Hz.Musa’ya görünerek ilk kez vaddedilmiş toprakların sınırını baştan aşağıya çizdi:
Dolayısıyla burada ki asıl mesele; Yahudiler’in Tanah’ta geçen kutsal vaade yürekten bağlı olup olmadıkları değil, bu vaadi gerçekleştirmek için günümüz Ortadoğu’sunda bir savaşı göze alıp alamayacakları meselesidir.

kaynak: bilgetürk

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5