Tazele be kardeşim!

Abone Ol

Handan bozma kahvehane, sabah namazından çıkan ilk müşterilerini hürmetle bağrına basıyordu. Güneşin doğum sancılarının titrettiği Asar Dağı, ovaya doğru nazar ederken, sanki hasmını gözleyen bir efe misali gözlerini kısıyordu. Geçmiş zaman kervanlarının develeri rahat geçsin diye yüksek yapılmış kapı, konuşmak ister gibi kanatlarını açsa da sanki surat asıyordu.

Kahvehanenin ocağının yanında bir eski radyo... Türküleri içeriye buyur etmenin ehemmiyetini bildiren bir vakarla çalıyordu. Kahveci, bu vakara hakkını vermek istemiş olacak ki sesini biraz daha açtı.

"Daha senden gayrı aşık mı yoktur?

Nedir bu telaşın vay deli gönül?

Hele düşün devri Adem'den beri,

Neler geldi geçti say deli gönül!"

Çayımın şekeri erirken, eriyen benmişim gibi geldi. Zaten bir çay içimi kadar değil miydi dünya macerası? Dil böyle söylese de... Akıl ikrar etse de... Gönül çok başka yerden bakıyor meseleye... Öyle başka ki! Vay deli gönül dedirtiyor işte... Laf aramızda delilik gönle çok yakışıyor!

"Gördüm iki kişi mezar eşiyor,

Gam kasavet gelmiş boydan aşıyor.

Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor,

Gel de bu rüyayı yor deli gönül!"

Toprak... Mayamız... Emaneti teslim ettiğimiz gün... Gün batmadan bağrına basar bizi... Ölenin alelacele defnedilmek istenmesi, bedenin özüne kavuşması için olsa gerek! Toprak... İstirahatgâh hem... Ekilen tohumun, Hak katından kalk emri gelince sürmesi için sabırla toprağı emmesi nasılsa... Mahşer gününe dek öylece emanet olmak toprağa...

Ömür bir rüya... Yaşarken hayra yormak da var şerre yormak da... Sayılı günleri hayra sevk edecek gönül değil mi? Rabbiyle rabıtası kopmayan gönül! İstikametini şaşırmayıp, fıtratından sapmayan gönül! Varsın deli desinler... Deli de olsa baş tacı, Allah'tan gayrısına tapmayan gönül!

"Mevla'm kanat vermiş uçamıyorsun,

Bu nefsin elinden kaçamıyorsun...

Ruhsatî dünyadan geçemiyorsun,

Topraklar başına vay deli gönül!"

İnsanın ruhu kanatları... Nefsi ayağına vurulmuş bukağı... Dünya geniş bir bozkır... Tam önünde imtihan dağı! Dağın ardı felah... Emredildiği gibi dosdoğru olmak yegâne silah! Cephanesi emr-i bil mâruf, nehy-i an'il münker...

İmtihan dağını, bukağı ile aşmak kolay mı? Kanat vurmak lazım bütün fani ağırlıklardan sıyrılıp! Yürümek pek müşkül... İki adımda bir düşmek var. Düşüp kalkamamak belki... Dağın ardına sürüne sürüne, yara-bere içinde varmak da... Dünyanın dikeni taşı pek yaman... Aman efendim aman... Piyade kalmak eziyet... Tayyar olmaya azmetmek lazım... Kanatları dolduracak üç rüzgâr: sabır, şükür, zikir! Malayani kalır bu noktadan sonra her fikir...

Ruhsatî boşuna kızmıyor gönlüne bu dünyadan geçemiyorsun diye... Hangimizin gönlünde bu iyi olmaz yara yok ki? Her soluk alışverişte tazelenen bir yara...

Kahvecinin bardağımı alırken sual edişiyle irkildim birden... Mütebessim gözleriyle "Tazeleyeyim mi?" diye soruyordu. Madem tazelenen bir yara var gönülde, tazele be kardeşim!

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }